Vaaz Kategorileri
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi14
Bugün Toplam584
Toplam Ziyaret508294
Ramazan 2014
Site Haritası
Takvim
Vaaz Dokumanları

İslam'da Çocuk Eğitimi

İslam’da Çocuk Eğitimi - Ali Osman ORUM

Eskişehir İl Müftü Yardımcısı

 

a- İslam’da Çocuk Eğitimi:

Toplum, kişilerin içinde doğup büyüdüğü, her türlü eğitim ve kazanımlarını oradan elde ettiği, aile dediğimiz sosyal topluluklardan oluşur. Aile, kişilerin içerisinde huzur bulduğu ve neslin devamının orada sağlandığı sağlıklı bir ortamdır. Aile şeklen küçük ise de konumu itibariyle büyük bir sosyal topluluktur. Buna göre aile, küçük bir devlet; devlet ise büyük bir aile sayılır.

            Peygamberimiz “En hayırlınız, ailesine karşı hayırlı olanlardır” (İ.Mace, Nikah,50) buyurdular.

Eğer evlilik, insan türünün devamı için şart ise; bir kadın için analıktan vazgeçmekten daha büyük bir hata olamaz.

“Kendini ıslah edemeyen başkasını ıslah edemez” prensibinden hareketle annelerin evlat yetiştirebilecek vasıf kazanması ve bu işe ehil olması tüm toplumca hedeflenmelidir. Zira “İyi evlatlar iyi annelerin meyveleridir.” sözü de bu gerçeği ifade etmektedir. Öyleyken özellikle ülkemizde çocukların ilk öğretmenleri olan annelerin %30’unun eğitim bozukluğu içinde olması, tüm toplumu düşündürmelidir.

Tüm terbiyecilerin: “Altı yaşa kadar çocuğun karakteri nasılsa, ondan sonraki yaşantısında fazla ekleme yapılmayıp, aynı izlerin devam ettiğini” söylemeleri cidden önemlidir. (Çevikoğlu Nurten age.,  İSAV 2, sf. 170)

            Hz. Peygamber (sav): Hiç bir baba (ve anne) çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir hediye vermiş olamaz., (Tâç, M. A. Nâsıf, C. V, sf. 8)

Ayrıca “Hepiniz yöneticisiniz ve hepiniz yönettiklerinizden sorumlusunuz” buyurmuştur. (Buhari, "Nikâh", 90)

Çocuklarımızla olan ilişkilerimizde sevginin önemi çok büyüktür. Çocukların özellikle sevgiyle beslenmesi gerekmektedir. Sevginin aşırı olmasının da, yetersiz olmasının da çocuğun ruh sağlığında davranış bozukluğuna sebep olacağı kaçınılmazdır. Ruh bilim ve ruh sağlığı hekimliğinin ortaya koyduğu şu gerçeği belirtmekte yarar vardır. İnsanoğlu se­vilme yeteneğini sevile sevile kazanır, sevmeden önce sevilmeyi öğrenir.  Ana-babaların ve çocuğun yakın çevresindeki kişilerin sevgisi ma­kul sınırda olmalıdır. Sevgi, çocuğun yaptığı yanlışlıkları görmemezlik seviyesinde olmadığı gibi, her yanlışlığını da görmemelidir. 

Belirli zamanlarda aile içinde birlikte paylaşılan zamanlar olmalıdır. Zira, çocuklar birlikte paylaşılan anları örneğin yemek, gezi, okuma, müzik, oyun v.s. gibi birliktelikleri sevgi olarak algılar.

Çocukların yaptığı işler takdir edilmeli, küçümsenmemeli ve cesareti kırılmamalıdır. Korku ve telaş, çocukları korkak ve hırçın ya­par. Ağaca çıkma düşersin, bisiklete binme bir yerini kırarsın, denize girme boğulursun gibi menfi telkinler yerine, kendi boyuna ve yaşına uygun bisiklete bindirme, güven vererek ve tedbir alarak çocukların yapabilecekleri işleri yaptırmak gerekir. En iyi eğitim, sevgiyi soğukkanlılıkla birleştirmektir. Çocuk bahçede oynamalı, ilgisi ve dikkati uyandırılmalıdır. Bitkiler, ağaçlar ve hayvanlar sevdirilmelidir. Zaten çocuklar bunları sever; eğer bunlara karşı tahribata yöneliyorsa eğitiminde ve ihtiyaçlarında bir dengesizlik olabileceği gibi yanlış örneklerle aynîleşmiş de olabilir. Çocukların 12 yaş ve sonrasında başkalarının etkisi olmadan kendi başlarına karar vererek iradelerinin ve kabiliyetlerinin kuvvetlendirilmeleri onların şahsiyetlerini kuvvetlendirir.

Ebeveynler ve eğiticiler, makul sınırlar içinde ve dengeli olarak ahlâkî prensipleri çocuklara kazandırmalıdır. Temizlik, doğruluk, ce­saret, iffet, adalet, hikmet gibi ahlâkın temel faziletleri, olaylar içinde sebep ve sonuç ilişkileri gösterilerek, özellikle temyiz yaşı olan yedi yaşından itibaren çocuklarla uzun uzun konuşarak, sonuçları gösterilerek ve olaylarda en uygun davranışların neler olabileceği kendileri tarafından bulmalarına yardım edecek bir rehberlik anlayışı geliştirmelidir.

Kadınların bağımsızlığı ve gençlerin özgürlüğü adı altında gündeme taşınan tüm aktiviteler denge içinde gerçekleşmeli. Çocuklara birçok işlerde sorumluluk verilmeli ve iş sevgisi yerleştirilmelidir. Çocukların asla nazlı yetiştirilmemeleri gerekir. Çocuk gülmeli, ağlamalı, çevre imkânlarına uygun şekilde yetiştirilmelidir.

İslamî gelenekten mülhem olan, Osmanlı aile yapısı için, İsviçreli Gaston JEZZ şöyle söylemiştir: Dünyanın en sağlam aile ocağı Osmanlı’da doğdu ve bu varlık, hiçbir milletin tarihinde görülmemiş şekilde umumi hayatı inşa etmiştir. Ben Batılı bir aile hukuku profesörü olarak diyorum ki, Türk milletinin aile nizamını elinden alınız, geride hiçbir şey kalmaz..”

Bugün aile yeniden canlandırılmalıdır. Bunun için anne çalışmaya mecbur edilmemelidir ki, yuvayı nakış nakış işleme imkân ve zamanını bulabilsin. Anne çalışmak mecburiyetinde ise, çocuklarla meşgul olacak kimseler, yakın akraba, bilhassa büyük-anne veya büyükbaba olmalıdır.

Aslında yaşlılar bu yönüyle evin kültür abideleridir. Geçmişi geleceğe bağlayan köprülerdir. Hayat tecrübelerinin fazla olması nedeniyle, genç kuşakların birinci derecede rehberleridir.

Şurası unutulmamalıdır ki;  çocuğun muhtaç olduğu şey, ortaya çıkan üzüntülerin gereğine bakan, fakat aynı zamanda çocuğuna bol vakit ayıran ve bol ilgi gösteren bir ana-babadır.

“Çocuklarınıza ikram ediniz ve onların terbiyesini iyi veriniz.” (ibn Mace, Hadis No: 3671)

 

b- Çocuk Terbiyesinde Şiddet ve Korku

Çocuk Terbiyesinde prensip olarak ‘sevgi ve hoşgörü’ yerine ‘korku ve sertliği’ örnek almak, yapılabilecek en büyük hatadır. Dayağı eğitimin kaçınılmaz bir parçası olarak gören­ler diyor ki: meyli oyun ve eğlenceye endeksli olan çocuklar korkutulmadan öğrenmeye asla yanaşmazlar…

Oysa eğitimin etkili gücü dayak ve korku değil, içten gelen öğrenme isteği ve sevgidir. Bizlere düşen görev çocuklardaki bu isteği aktif hale getirmektir. Aslında zor kullananlar, içinde bulunduk­ları olumsuz duruma, kendi yetersizliklerinin sebep olduğunu ve bu sert tavrın daha sonra çocukları isyana sevk edeceğini bilmelidirler.

Şüphesiz ki İslâm'ın çocuk terbiyesinde kendine has bir yolu ve yöntemi vardır. Çocuk güzel öğüt ve sıcak bir ilgiyle eğitilir. Bu tarz bir tutum fayda veriyorsa, artık bu durumda terbiyecinin çocuğu sevgiden uzak tutması ve ona sert davranması doğru olmaz. Çocuğa sevgiyle yaklaşmanın hiçbir fayda sağlamadığı, aksine, ona biraz sert davranmanın faydalı olacağı kanaati ortaya çıksa da, yine dayağa gerek olmadığı, bir gerçektir. Hatta âerbiyeci çocuğu eğitirken tüm ıslah vasıtalarına başvurduğu halde sonuç alamayıp aciz kalsa da, sevgi ve hoşgörüden başka bir yol olmamalıdır.

Kuran-ı Kerimde baba oğul ilişkisine örnek olmak üzere ‘Lokman Suresi’nde şöyle buyrulur:

“Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, demişti. 

Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. (Çocuğun anne ) sütünden ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır.

 Eğer onlar (annen ve baban) seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı haber veririm…” (Lokman, 13-19) 

Kuran’da Hz. Lokman (a s )ın oğluna yaptığı öğütlere baktığımızda ilk sırada:

-Allahtan başka ilâhın olmadığı inancının geldiğini görüyoruz Lokman oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum, Allaha ortak koşma, çünkü bu büyük bir haksızlıktır dedi. Biz de, bu âyetten hareketle, çocuklarımıza Allahın büyüklüğünü ve ona karşı her türlü saygısızlıktan uzak kalmalarını anlatacağız

- Şu dünyayı ve üzerindeki bütün canlıları yaratan Odur Allahtan başka hiçbir ilâh yoktur İbadete ve duaya lâyık ancak O’dur Ancak Allahın huzurunda eğilir ve gücümüzün yetmediği şeyleri Ondan isteriz Eğer Allah’ı unutur, para ve makam elde etmek için meşru yolları bırakıp, başkalarının önünde eğilirsek Allaha karşı büyük bir haksızlık yapmış oluruz

Biz de çocuklarımıza, Allah’ın yaptığımız her şeyi gördüğünü, aklımızdan geçirdiğimiz en gizli duyguları bildiğini, Ondan hiçbir şeyi gizleyemeyeceğimizi, iyi şeyler yaptığımızda bizden hoşlanıp bizi seveceğini.. anlatmalıyız. 

-Yavrucuğum -namazı kıl, (insanlara) iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret İnsanları küçümseyerek onlardan yüz çevirme ve yeryüzünde asla şımarma; Allah kendini beğenerek övünen ve toplum içerisinde huzursuzluğa sebep olan kimseleri asla sevmez..

Ayetlerde görüldüğü gibi hem Allaha, hem de Onun yarattığı insanlara karşı görevlerimiz sıralanmakta; adab-ı muaşeret kurallarının bir özeti verilmektedir Özellikle inanç değerlerimizi çocuklarımıza anlatırken onların yaşına ve anlayışına göre hareket ederek ölçülü anlatmamız gerekir.

Çocuklarına din eğitimini verirken çoğu aileler farkında olmadan korku objesini kullanırlar   Örneğin çocuğun yaramazlığından bıkan anne, -Beni çok üzüyorsun, Allah annelerini üzen çocukları sevmez, cehenneminde yakar diye korkuttuğunda, çocuk bunun gerçekleşeceğini zannederek paniğe kapılabilir

Bu konu ile ilgili ‘Yengeç Kitap’ isimli eser sahibi Salzman, çocuklarına söz geçiremeyen beceriksiz bir annenin hikâyesini anlatırken şöyle der: Bu ahmak kadın çocuklarını üç şeyle korkutarak sindirmeye çalışırdı: Öcü, Baba ve Allah

Çocukları yatmaya zorlamak için, -Yatın çabuk, kapatın gözlerinizi, yoksa öcüler gelir sizi yer, derdi Yaramazlık yaptıkları zaman, -Allah annesini üzen çocukları cehenneminde yakar, diye korkuturdu Bir suç işleyen veya yalan söyleyen çocuğu tehdit eder, -Baban akşam gelsin görürsün sen, temiz bir dayak ye de aklın başına gelsin, derdi

Şimdi düşünelim, küçük çocukları cehenneminde yakan bir Allah’ı hangi çocuk sevip içinden gelerek saygı gösterecektir? Çocuğu cehennemle korkutup Allahtan soğutmaya kimin hakkı vardır? Çocuklara cehennemin kapılarının kapalı olduğu hala öğrenilemedi mi? Bu vebalin altından nasıl kalkacaksınız?

Peygamberimiz buyuruyor ki: Buluğ çağına girinceye kadar çocuktan ve akıl hastasından kalem kaldırılmıştır ve onlar yaptıklarından muaf tutulmuşlardır. Çocuğu cehennemle korkutuyorsak, hem Allaha, hem çocuğa haksızlık yapıyoruz Eğer çocuklar Allah’a karşı tavır koyuyorlarsa bilinmelidir ki, çocukların tepkisi gerçek Allaha değil, uydurulan korku Tanrı’sınadır.

 

c- Çocuk Terbiyesinde Allah Sevgisinin Önemi

Ailenin temelini evlilik oluşturur. Bizde de olduğu gibi hemen bütün ülkelerde ailenin kurulması ve aile birliğinin bozulması yasalarla düzenlenmiştir. (Anayasa md: 41) Hukukun temel görevi, toplum düzenini sağlamaktır. Aile hukukunun görevi de, toplum içinde aile düzenini sağlayarak aileyi her yönüyle güçlendirmek ve böylece yaşadığı toplumun temelini sağlamlaştırmaktır.

Yüce Allah Kuran-ı Kerimde şöyle buyurur: "Ey îman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyunuz…" (Tahrîm, 6)  

Peygamberimiz: "Hepiniz çobansınız ve hepiniz aile fertlerinizden sorumlusunuz…” buyurur. Çocuklar için de onlar: "Cennet çiçekleridir", "Kalp meyveleridir", "İlâhî ihsan ve rızıklardır" buyurur.

Çocuklar, bizlere ilâhî birer emanet ve öz varlığımızdan boy vermiş nadide filizlerdir.  Çocuklar;

Anne ve baba için en güzel bir meşgaledir. Onları terbiye edip yetiştirmek ve topluma armağan etmek bu vatana karşı kutsal bir görevdir. Bir çocuğun eğitim ve terbiyesini aldığı ilk mektep olan aile ocağının İslami terbiyeden mülhem olması, çocukların ahlaken nakış nakış işlenmesine vesile olacaktır. Nitekim


emek verilip yetiştirilen sâlih evlâtlar, âhirette anne-baba ile cehennem arasında perde olacaktır.

Çocukları Allah'tan korkutmak yerine Allah sevgisiy­le eğitmek gerekir. Allah'a inanmak, insanlarda hayatlarının bir amacı olduğu hissini uyandırır. Ayrıca bir dine mensup olmak, insana dünyada yalnız olmadığını hissettirir.

Yani çocuk inanacak ki: Biri var, onu annesinden daha çok se­ven ve daha çok koruyup kollayan... Dua ettiğinde duasına cevap veren... Hasta olduğunda iyileştiren... Acılarını dindi­ren... Her yaz ve baharda ona çeşit çeşit yiyecek ve içecekler gönderen... Onu, anne babasını, kardeşlerini ve bütün sev­diklerini besleyen...

Annelerin derdi, çocuklarına Allah'ı anlatmak, bunun için pratik bir yol ve çözüm bulmak... Ayrıca hangi yaşta nasıl anlatacaklar? Allah'ı onların zihinlerine nasıl yerleştirecekler?

            Bir anne öyle diyordu: 

"Tamam, ona Allah'ı sevdirmeliyim, ama önce ona Allah’ı anlatıp tanıtmalıyım." Sevme, tanımadan sonra gelir.

Allah somut bir varlık değil. O yaratıklardan hiçbirine benzemez. Zaten yaratıklara benzeyen, yaratıcı olamaz. O'nun varlığına misaller vererek zihinlere yerleştirebilirsiniz. Yaratıklar sadece O'nun isimlerini yansıtan birer ayna olabilir.

Mesela çocuğa süt içirirken, bunun canlı süt fabrikası olan inek ya da koyundan alındığı söylenmeli. Yaşına uygun ola­rak, her fabrikanın bir fabrikatörü olduğu, süt fabrikası olan hayvanların sahibi ve Yaradan'ının da Allah olduğu anlatılma­lı. Mesela bir yumurtayı yedirirken, her tavuğun bir tavuk fab­rikası olduğu; her elma, muz, portakal ağacının bir meyve fabrikası olduğu anlatılmalı.

Yemeğini yedirirken: "Evladım, bak bunu Allah senin için yaratmış. Bu elmayı, bu yumurtayı, bu sütü senin büyümen için göndermiş. Sen bunları yiyip, büyüyüp kocaman bir baba ya da anne olacaksın. Bak Allah seni ne kadar seviyor... Sen yemek yedikten sonra susadığın için suyu da O gönderiyor. Yağmuru bizim için O yağdırıyor. Karanlıkta kalmamamız, soğukta üşü­mememiz için güneşi O yaratmış. Ağaçları, hayvanları bizim için hep O yaratmış." diyerek, yapılan bütün işlerin büyük bir Kudret Sahibi tarafından olduğunu anlatmalıyız.

Annelik uzun zaman alan ve günün yirmi dört saati devam eden, adı “insan yetiştirmek” olan bir iş... Bir kere bilmelisin ki, “zaman alacak”. Neye zaman harcarsan onun karşılığını alırsın. İşine zaman harcarsan işinden, eşine zaman harcarsan eşinden, çocuğuna zaman ayırırsan da ondan karşılığını alırsın.     

Çocuğun duygularını sadece "Bir Allah var Herşeyi O yarattı" şeklindeki bir yaklaşım tatmin edemez Yaratıcı öyle bir yaratıcıdır ki: Merhametli, şefkatli, hayatı ve ölümü veren, rüzgârı harekete geçiren, güzel ve mükemmel yaratan, anlamsız iş yapmayan, insanı çok seven ve değer veren, adaletli, küçük–büyük her şeyi yaratan, hayvanları, böcekleri en güzel ve en biçimli şekilde yaratan, insanların daima iyiliğini isteyen bir yaratıcıdır

Allah'ın çok büyük olduğunu, bizim O'nu göremeyecek kadar küçük olduğumuzu söyleyebiliriz Allah bizi görüyor fakat biz O'nu göremiyoruz TV’ de görünenleri biz görürken, onların bizi göremedikleri gibi. Vazifemiz Allah'ı görmek değil, bilmek, tanımak ve sevmektir Sevdiğimiz herşeyi O verdi bize Öyle ise O'nu çok sevmeliyiz O'nu sevdiğimizi göstermek için, O'nun istediklerini yapmalıyız , O'nun istediği gibi olmalıyız.

 

Kaynak: Ali Osman Orum İnternet Sitesi  www.aliosmanorum.com

Aydın Gökçe Bey'e Teşekkür
Sitemize Vaaz Ansiklopedisi olarak eklediğim bölüm Aydın Gökçe'nin Almanya'da görevli iken çeşitli kaynaklardan yaptığı vaazları alfabetik sıraya almasıyla oluşmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum.
Bu vaazlar ayrıca Dosyalar bölümünde de yer almaktadır. Vehbi Akşit
Vaaz Ansiklopedisi
Kutsal Su Zemzem
VAİZLER KÜTÜPHANESİ
Kur'ani Site
Hava Durumu
Anlık
Yarın
21° 23° 19°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar2.22322.2272
Euro2.86242.8675
Saat
Kur'an-İlmihal