• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/vaazdokumanlari/
  • https://www.twitter.com/@vaazsitesi
Üyelik Girişi
Vaaz Kategorileri
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi13
Bugün Toplam569
Toplam Ziyaret3443256
İslam Ansiklopedisi
Hadislerle İslam
Site Haritası
Takvim
Vaaz Dokumanları
Musa İmamoğlu
musa.imamoglu@gmail.com
Medeniyet İnşasında Merhametin Önemi
02/06/2011

Medeniyet ve merhamet insanlığı çok yakından ilgilendiren ve üzerinde durulması gereken iki önemli kavramdır.

Medeniyet sözcüğü "Bir ülkenin, bir toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, fikir, sanat çalışmalarıyla ilgili niteliklerinin tümü" şeklinde tanımlanıyor.

Başka bir ifade ile medeniyet, yaşanan bir kültürdür. Yani insanoğlunun, inancı, ahlâk telâkkisi ve dünya görüşü çerçevesinde ortaya koyduğu maddî ve manevi eserlerin ve kurumların tümüdür.

Medeniyetler insanlığın varoluşuyla birlikte ortaya çıkmıştır. Nitekim bugün dünya üzerinde çeşitli medeniyetlerin varlığı hatta medeniyetler çatışmasının yaşandığı bilinen bir geçektir.

Medeniyetlerin oluşumunda merhamet unsurunun önemi çok büyüktür. Çünkü hamuru merhametle yoğrulmayan medeniyetlerde zulüm kol gezer.

Merhamet, acıma, esirgeme, koruma, sevgi gösterme, yardım etme. İnsanı başkalarına iyilik ve yardım etmeye yönlendiren acıma duygusu. Tüm yaratılmışlara sevgi ile yaklaşma, onları kötülüklerden koruma ve kurtarma, zor durumlarında yardım etme, bağışta bulunma, affetme gibi iyi huy ve davranışların başlıca nedenidir. Kaynağı Allah'tır. İnsanlardaki merhamet, Allah'ın rahmet ve merhametinin bir tecellisi, bir yansımasıdır. (1)

Kur’an-ı kerimde pek çok ayette yüce Allahın sonsuz şefkatine ve merhametine dikkat çekilen ayetlerden birkaç tanesi şöyledir:

O'nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır (2),

 Merhametlilerin en merhametlisidir. (3)

 Ve merhamet edenlerin en hayırlısıdır. (4)

O halde, bir medeniyeti yaşanabilir hale getirmenin ana unsurlarından biri de merhamettir. Ancak toplumun huzurlu bir hayat sürdürebilmesinin tek yolu, Kuran'da tarif edilen gerçek merhamet anlayışının o toplumun fertleri tarafından şuurlu bir şekilde yaşanmasıyla mümkündür. Kuran'da açık bir şekilde hem de sık sık belirtilen bu merhamet kavramı bütün yönleriyle benimsenip yaşanmadığı sürece insanlar hangi yolu denerlerse denesinler kargaşadan, huzursuzluktan ve adaletsizlikten kesinlikle kurtulamazlar. Çünkü merhametin olmadığı yerde zulüm vardır. Zulmün hüküm sürdüğü toplumlarda neşe ve mutluluğun yerini kan ve gözyaşı alır. Adalet ve güven anlayışı gider, haneler viran, mülk talan olur. İnsanlar hem maddi hem de manevi yönden ciddi zararlara uğrar yaşama sevinçleri yok olur. Nitekim bugün başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın dört bir yanında zulüm kol geziyor. İnsanlığın maruz kaldığı bu vahşetler, hamurunda merhamet mayası bulunmayan medeniyetin zalim çocukları tarafından işlenmekte veya işletilmektedir.

Dünyayı merhametsiz kolları arasına alıp kucaklamaya çalışan batı medeniyetinin temelleri kuvvet, menfaat, ırkçılık, cidal, heva ve heves gibi menfi esaslar üzerine bina edilmiştir. Kuvvete dayanan, zayıfı ezen, kendisinden başkasına yaşama hakkı tanımayan bu köksüz medeniyet, gerçekte vahşet ve zulüm medeniyetidir.

Milli şairimiz Mehmet Akif batı medeniyetini şöyle tarif eder:

Fransız'ın nesi var? Fuhşu, bir de ilhâdı; / Kapıştı bunları "yirminci asrın evlâdı!" / Ya Alman'ın nesi var zevki okşayan? Birası, / Unuttu ayranı, ma'tûha döndü kahrolası, / Heriflerin, hani, dünya kadar bedâyi'i var; / Ulûmu var, edebiyatı var, sanâyi'i var. / Giden birer avuç olsun getirse memlekete; / Döner muhîtimiz elbet muhît-i ma'rifete. / Kucak kucak taşıyor olmadık mesâvîyi, / Beğenmezsek, "medeniyyet!" diyor, inandık, iyi! / "Ne var biraz da ma'ârif getirmiş olsa... desek; / Emîn olun size "hammallık etmedim?" diyecek. (5)  

İşte Fas, işte Tunus, işte Cezayir, gitti! / İşte İran'ı da taksîm ediyorlar şimdi. / … / Müslüman, fırka belâsıyle zebun bir kavmi; / Medenî Avrupa üç lokma edip yutmaz mı? (6)  

Hâlbuki yukarıda medeniyetin tarifini yaparken “ insanoğlunun ortaya koyduğu maddi ve manevi eserlerinin tümüdür” demiştik. Zulmün hüküm sürdüğü yerlerde ise yoksulluk, haksızlık ve perişanlık eser olarak sergilenmektedir. Sergilenen bu eserlerden! ancak medeniyetten ve merhametten nasibi olmayan aşağılık varlıklar memnun kalabilirler. 

Buna karşılık iman temelleri üzerine merhamet medeniyetini inşa edebilen toplumlar insanlığı mutlu edebilecek olan gerçek medeniyeti inşa etmiş olurlar. İslam medeniyeti işte böyle bir medeniyettir. Bu medeniyete sevgi ve merhamet medeniyeti de diyebiliriz. Çünkü bu medeniyetin mensuplarının inanç merkezlerinde İslam ve İslam peygamberi vardır. Kalpleri ise merhametle doludur. Çünkü İslam dini rahmet dinidir, İslam peygamberi de rahmet peygamberidir. (7) Kalpleri sevgi ile dolu insanların Merhamet esaslarına dayalı olarak inşa ettikleri medeniyetin hedefinde insan ve insanın mutluluğu vardır. Zira bu insanlar; “İnsanların hayırlısı başkalarına faydası dokunandır” hadisi şerifini kendilerine rehber edinen fedakâr ve erdemli kişilerdir.  

Merhamet mü'minlerin temel özelliklerindendir. Bu nedenle Kur'an mü'minlerin birbirlerine karşı merhametli olduklarını belirtir.(8)  Başka bir yerde de kurtuluşa eren, ahirette kitapları sağ ellerinden verilen mü'minlerin nitelikleri sayılırken "Sonra inanıp birbirlerine sabır tavsiye edenlerden, merhametli olmayı tavsiye edenlerden olanlar…" (9) buyurulur.

Yüce Allahın merhametle muamele edeceği bu bahtiyar insanlardan Kuranı kerim ayrıca şöyle bahseder:

Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah'a ve Resul’üne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır…(10)

İşte bu ilahi buyruğa ram olan müminler birbirlerini hep dost olarak görmüşlerdir. Bu dostluk anlayışı ile hareket ederek sıkıntı veren her türlü etkiyi ortadan kaldırmaya,  rahatlık ve huzur sağlayıcı ortamlar oluşturmaya çalışmışlardır.

Merhametle inşa edilen medeniyetin mensubu olan müminler bu merhametin bir gereği olan “Komşusu açken tok yatan bizden değildir”kuralını hayat felsefesi haline getirerek kendilerini aşabilmişlerdir. Bu asil davranışları neticesinde yardıma muhtaç olan kişilere, hiçbir ayrım yapmaksızın ve hiçbir karşılık beklemeksizin maddi ve manevi yardımda bulunmuşlardır. Bununla da yetinmeyip yuvasız kuşların, yaralı hayvanların bile yardımına koşma erdemini göstererek tarihin şeref levhaları arasında yerlerini almışlardır. Sadece Allahın rızasını kazanmak maksadıyla kurulan vakıflar, hanlar, kervansaraylar, sarnıçlar, çeşmeler, medreseler kütüphaneler, şifahaneler ve benzeri hayır kuruluşları bu güzel medeniyetin insanlığa bıraktığı en güzel mirastır.

Hedefinde insan olmayan, merhamet anlayışından mahrum medeniyetler insana hiçbir zaman gerçek mutluluğu verememişlerdir. Vermeleri de mümkün değildir. Çünkü bu aşağılık medeniyette biz değil ben vardır. “Gemisini kurtaran kaptandır”. “Ben tok olduktan sonra başkalarının açlığı susuzluğu, perişanlığı beni ilgilendirmez” düşüncesi ön plandadır. Bu düşüncede acımak yoktur. Dayanışma yerine haset ve haksız rekabet vardır. İnsanın fıtratına uymayan, manevi değerlerden yoksun tamamen materyalist mefkûreler üzerine inşa edilen bu medeniyetler tarih sahnesinden silinip yok olmaya mahkûmdurlar.

Buna karşılık merkezinde insan ve insanın mutluluğu olan merhamet eksenli medeniyetler ise kıyamete kadar yeryüzünü aydınlatmaya, insanlığı mutlu etmeye devam edecektir.musa.imamoglu@gmail.com

_____________________________________________________________

1-Bkz. Şamil İslam. Ansiklopedisi merhamet mad.
 
2-A'raf, 7/156
 

3-A'raf, 7/151

4-Mü'min, 23/109

5-Safahat, Hece yayınları,2010, s. 275

6-Safahat, Hece yayınları 2010, s. 184

7-Enbiya, 21/107

8-Fetih, 48/29

9-Beled, 90/17

10-Tevbe, 9/71

 



Paylaş | | Yorum Yaz
10741 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Kutlu Doğum - 25/04/2013
Efendimiz, gençliğinde her türlü aşırılıktan uzak durdu. Puta tapmadı. İffet ve namusunu hep korudu. Ticaretle uğraştı. Etrafına güven verdi. Bu davranışından dolayı kendisine güvenilen “el-Emin” ünvanı verildi. Haksızlığa uğrayanların haklarını
Ey Medine Sen Ne Güzel Şehirsin! - 25/04/2013
Sevgili Peygamberimiz risalet görevini yükleneli 12 yıl olmuştu. Allah rasülü ile görüşmek üzere bu defa Medineden 72 bahtiyar Mü’min Mekkeye geldiler. Bunları temsilen bir grup Mescid-i Haram'da amcası Hz. Abbas'la oturan Rasûl-i Ekrem Efendimizin
İnsanlığın Sevgiye Olan İhtiyacı - 25/04/2013
Sevgili Peygamberimiz, “Allah’ın rızası, anne-babanın rızasında, Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.”(Tirmizi, Birr, 3) buyurarak Allahın sevdiği bir insan olmanın yollarından birinin de ana baba sevgisinden geçtiğini bildiriyor. Ana babas
Sevgi Hayatın Ruhudur - 25/04/2013
Semalarını ezan seslerinin doldurduğu, her bir karış toprağında şehit kanlarının misk gibi kokusunun hissedildiği, dağlarıyla, ormanlarıyla, ırmağıyla, ecdat yadigârı camileri ve kalem gibi göklere uzanan minareleri ile bizim için dünyada ayrı bir
Ey Mekke Seni Seviyorum - 25/04/2013
Ey Mekke Seni Seviyorum! Çünkü Mina da sende. Burası bana, İbrahim aleyhisselam ile oğlu İsmailin Allaha olan bağlılıklarını, muhabbetlerini, teslimiyetlerini ve nihayet Allah yolunda yapılan fedakârlığın zirvesini hatırlattı. Onun için bende seni
İnsan Saygıdeğer Bir Varlıktır Ama... - 25/04/2013
Kur’an-ı kerim insanı bütün varlıklardan farklı bir biçimde ele almakta ve insana büyük değer vermektedir. Kur’an’da geçen “Biz, gerçekten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık”(İsra, 70) ayetinde de insanın üstün ve değerli bir varlık olarak
İslam'da Kadının Yeri - 02/06/2011
Kadın, günümüze kadar hakkında en çok yazılan çizilen bir varlık olagelmiştir. Buna rağmen birçokları tarafından tam olarak anlaşılamamış olup gizemini korumaya devam etmektedir.
Rahmet ve Merhamet - 02/06/2011
Rahmet, incelik, ihsan, bağışlama, acıyıp esirgeme demektir. Allah'ın kullarına acıması, onlara sevgi, şefkat ve merhametle muamele etmesi anlamında Kur'anî bir tabirdir.
Çanakkale Geçilmez - 02/06/2011
Birinci Dünya savaşının başlamasıyla birlikte İtilaf Devletleri (Fransa ve İngiltere) İstanbul’u elde etmek maksadıyla 3 Kasım 1914’ te Çanakkale Boğazına doğru ilerlediler. Harp araç ve gereçleri yönüyle bizden çok üstün idiler.
 Devamı
2018 Ramazan
Namaz Kitapları
Aydın Gökçe Bey'e Teşekkür
Sitemize Vaaz Ansiklopedisi olarak eklediğim bölüm Aydın Gökçe'nin Almanya'da görevli iken çeşitli kaynaklardan yaptığı vaazları alfabetik sıraya almasıyla oluşmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum.
Bu vaazlar ayrıca Dosyalar bölümünde de yer almaktadır. Vehbi Akşit
Vaaz Ansiklopedisi
VAİZLER KÜTÜPHANESİ
Kur'ani Site
Hava Durumu
Anlık
Yarın
20° 26° 19°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar4.69954.7183
Euro5.50955.5316
Saat