Vaaz Kategorileri
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi10
Bugün Toplam131
Toplam Ziyaret486249
Ramazan 2014
Site Haritası
Takvim
Vaaz Dokumanları
Arif Karabacak
arif-karabacak10@hotmail.com
FRANSA’DA DİN EĞİTİMİ PROBLEMLERİ
26/05/2013

1-ÖĞRENCİLERİN DURUMU

 

Fransa’da din eğitimi denilince, din eğitimindeki zorlukların başında öğrencilerin psikolojik durumu gelmektedir. Biz bu yazıda öğrencilerin mevcut durumunu ele alırken, bu durumu  yargılamak amacıyla değil, mevcut durumu doğuran sosyal arka planı anlamaya çalışacağız. Birkaç madde halinde arz etmek gerekirse;

 

a-  Fransa’da yaşayan Türk aileleri içinde, bazen Fransızcayı daha iyi örenmek gibi iyi bir niyetle, bazen da özenti gibi yanlış bir tercihle evlerde genellikle Fransızca konuşulmaktadır. Bu durum çocukların anadilsiz, yani Türkçeyi öğrenmeden büyümeleri sonucunu doğurmaktadır. Aslında bu bir handikap.  Zira anadilini bilmeyen çocukların başka bir dili de öğrenmeleri mümkün olmuyor. Fransız eğitimciler Türk çocuklarının Fransızcadaki başarısızlıklarını Türkçe bilmemelerine bağlamaktadırlar. Halbuki aileler daha iyi Fransızca öğrenmeleri gayesiyle Türkçeyi öğretmiyorlar. Neticede çocuklar hem Türkçeyi hem de Fransızcayı okur-yazar seviyede öğrenemeden büyüyorlar. Bu durum ciddi bir yüksek eğitim almalarına da mani olmaktadır.  Neticede Türk çocukları içinden kalifiye insan çıkmıyor. Sadece meslek kazandıran belli başlı okullarda okuyabiliyorlar. İstisnalar mutlaka var, ancak genel durum böyledir.

Türkçe bilmemek aynı zamanda din eğitimi konusunda da sıkıntılar doğuruyor. Din görevlisi ile öğrenci arasındaki iletişim asgari seviyede kalıyor. Elif cüzünü şekillerle ve telaffuz tekrarı ile anlatmak kısmen mümkün olabiliyor. Ayrıca namaz kılmak gibi fiili dersleri de fiili uygulamalarla yine kısmen anlatmak mümkündür. Ancak Allah’a iman, Peygamberlere iman, Peygamberimizin Hayatı, İslam Ahlakı, Anaya Babaya saygı, gibi sözle anlatım gerektiren konuları anlatmak mümkün olmuyor. Çocuklar bu tür anlatımları anlamadan tepkisizce dinliyorlar, hatta anlamadıkları için bir müddet sonra sıkılıp başka şeylerle ilgilenmeye veya kendi aralarında konuşmaya hatta oynamaya başlıyorlar. Ayrıca din görevlisi ile yaşanan bu iletişimsizlik, çocukla din görevlisi arasında belli bir ünsiyetin, sevginin ve alakanın oluşmasını da engellemektedir.

Bu durum Avrupa’da artık din eğitiminin içinde yaşadıkları ülkenin diliyle yapılması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Din eğitiminin Fransızca yapılması artık kaçınılmaz hale gelmiştir. İşte Strasbourg’daki yeni açılan İlahiyat Fakültesi bu ihtiyacı karşılayacaktır. Ancak bu geçiş zaman gerektiren bir husustur ve belli bir süreç içersinde gerçekleştirilebilecektir.

 

 

b- Çocuklar eğitim için gittikleri okullarda, doğal olarak Fransız ve Avrupa kültürüyle iç içe yaşıyorlar. Bu kültür, maalesef, manevi olanı kabul etmeyen, dini olan her şeyi dışlayan, pozitivist, agnostik ve ateist bir kültürdür. Bu dışlama ve kabul etmeme sadece İslam diniyle sınırlı değildir. Bugün Fransa’da Hıristiyanlıkla ilgili değerler de aynı muameleye muhatap olmaktadır.  Yeni doğan çocukların vaftiz edilmesi, Pazar ayinlerine katılım büyük oranda uygulamadan kalkmıştır. Dini değerler sadece kültürel faaliyet olarak ele alınmaktadır ve Hıristiyanlığa siyaseten bağlı kalınmaktadır.

Bu ortamda yaşayan çocuk   müslümanım diyen bir ailede yaşamaktadır. Eğer ailenin dini duyarlılığı yoksa veya evde dini herhangi bir ritüel yaşanmıyorsa, bu çocuk boşlukta kalabilmektedir. Veya tam tersi de olabilmektedir. Çocuğun ailesi çok dindar olabilmekte, hatta bu dindarlık radikal bir yorum veya katı bir cemaat anlayışı olabilmektedir. Bu ise çocuğu daha büyük bir ikileme sokmakta ve çocuğun ters tepkisine, isyanına ve uzak durmasına sebep olabilmektedir. Çocuklarımızın çoğu bu karmaşık psikolojiye sahiptir. Böyle bir çocuğu formatlamak, aklındaki karmaşayı durultmak ve doğru olana yönlendirmek, bu ders sayısı ve bu iletişim imkanlarıyla çok zor görünmektedir.

 

c- Öğrenciler okullarda, çok serbest yetişmektedir. Deskriptif bir eğitim sisteminin içinden geliyorlar. Bu sistemde öğretmenle sevgi, saygı ilişkisi yoktur. Arkadaşlık bağı yoktur. Camideki din eğitimi ise karşılıklı sevgi-saygı çerçevesinde gerçekleştirilebilen bir eğitimdir. Biz din adamları normatif bir eğitim sisteminden geliyoruz. Verdiğimiz eğitim de bizim hem metod olarak hem de içerik olarak normatif davranmamızı gerektirmektedir.  Fakat çocuklarımız bu normatif tavrı ve tarzı kabullenememektedirler.  Din görevlisi ile sevgi-saygı çerçevesinde bir ilişkiyi yadırgamakta ve yanaşmamaktadırlar. Mesela, çarpıcı bir örnek olması bakımından arz etmek gerekirse; bizim kültürümüzde çocuğun başını okşamak bir sevgi gösterisidir. Fakat buradaki çocuklar buna alışık olmadıkları için, bunu tepkiyle karşılamaktadırlar. Ayrıca, bu özgür eğitim sisteminden gelen öğrenci sıkıntıya ve baskıya gelemiyor. Bu ‘sıkıntı ve baskı’ ifadesi yanlış anlaşılmamalıdır. Şöyle örneklendirelim: Mesela bir sureyi veya duayı öğrenebilmek için tekrar yapılması gerekir. Ezber yapabilmek için tekrar  esastır. Çocuk buna itiraz ediyor.  Keza telaffuzunda zorlanılan bir harfi, doğru telaffuz etmek üzere yapılan tekrarlara ve kendini zorlamaya yanaşmıyor. Alışık değil. Ayrıca ödev verildiği zaman, evde konuya zaman ayırmıyor. Çocuk tıpkı okuduğu okuldaki gibi kendisini yormak, gayret etmek, zorlamak istemiyor. Bunlar yapılmayınca da din eğitiminden müspet sonuçlar alınamıyor.

 

d- Fransızcayla büyüyen çocukların çene yapısı Fransızcaya göre şekilleniyor. Fransızca çok bağnaz bir dil olduğu için, başka dillere kapalıdır. Fransızca Latincenin en farklı lehçesidir. (Fransızlar buna en orijinal diyorlar, ancak bazen en orijinal en marjinal de olabilmektedir) Başka bir dilden gelen bir insanın Fransızca öğrenmesi çok zor olduğu gibi, anadili Fransızca olan bir insan da başka bir dili kolay öğrenemez. Fransızcanın bu özelliği Fransız kültürünü korumanın en etkin araçlarından biridir.  (‘Fransız kalmak’ deyimi de Fransızların gerçekten başkalarını anlamakta zorlandığına işaret etmektedir.)  Bu Fransızların lehine olan bir durum olabilir. Ancak Fransızca öğrenerek büyüyen ama, İslami din eğitimi almak durumunda olan çocuklar için bu durum büyük problemler doğurmaktadır. Arapça harfleri telaffuz etmek zorlaşmaktadır. Mesela öğrencilerimiz, (ha-he , ayın- ğayın ve ra ) harflerini telaffuz etmekte çok zorlanmaktadırlar. Keza ince he harfini elif olarak, elif ve ayın harflerini de he olarak okumaktadırlar. Arapça harfleri doğru telaffuz edebilmeleri için ciddi gayret göstermeleri gerekiyor ancak, bu gayret kavramı Fransız eğitim sisteminde olmadığı için doğru telaffuz gerçekleştirilemiyor.

 

 

2- VELİLERİN VE DERNEKLERİN TUTUMU

 

Din eğitiminde karşılaşılan sorunların bazıları da, velilerin ve derneklerimizin tutumu ile ilgilidir. Çok detaylandırmamak kaydıyla özetlemek gerekirse;

 

Velilerimizin din eğimi konusunda, din görevlisi ile sıkı bir işbirliği ve iletişim kurmaması, veli  toplantılarına  itibar etmemesi,  din görevlisinin yaptığı, seviye ve yaş sınıflandırmasına uyulmaması, öğrencinin evde çalışmaya teşvik edilmemesi, çocuğun camide ne öğrendiğinin sorulmaması, öğrencinin devamsızlık yapmasına göz yumulması ve devamsızlık takibinin yapılmaması gibi, ilgisizlikten veya din eğitiminin öneminin bilinmemesinden kaynaklanan bu gibi uygulamalar din eğitiminde verimliliği ve müspet sonuç almayı sınırlayan etkenlerdendir.

 

Keza, derneklerimizin, gerek maddi imkansızlıklar sebebiyle, gerekse, ilgisizlik sebebiyle, veya kurumsallaşamamaktan kaynaklanan sebeplerle, din eğitimi için gerekli ve özenli zemin hazırlamamaları, sınıf sistemine geçiş için yatırım yapmamaları, öğrenci kaydının profesyonel usullerle yapılmaması, din görevlisine yardımcı eleman temin etmemeleri gibi din görevlisini yalnızlığa iten uygulamalar din eğitimini zora sokan sebep ve etkenlerdendir.

 

 

3- DİN GÖREVLİSİNİN TUTUMU

 

Avrupa’ya din görevlisi olarak atanan arkadaşlarımız, çok ciddi sınavlardan geçerek, belli idealler taşıyan, Türkiye’deki hizmet safahatında kendisini bir şekilde ispat etmiş kalifiye elemanlardır. Fakat buraya geldikten sonra, en çok zorlandıkları husus din eğitimidir. Bunun sebebi doğal olarak yukarıda arz ettiğimiz olumsuzluklardır. Her din görevlisi kendi bölgesindeki özel şartlara göre, kendi bilgi birikimi ve kabiliyeti ölçüsünde bazı çözümler üretmeye çalışmaktadır. Mesela, seviye ve yaş sınıflandırması yapmak, bu grupları ayrı   saatlerde derse almak, kendi imkanlarıyla yardımcı bulmak (rica-minnet), bilgisayar ortamını kullanarak filmler ve animasyonlar izletmek, sure ve duaları bilgisayardan  tekrarlayarak dinletme gibi acil çözümler hepimizin başvurduğu yöntemlerdendir.

 

4- SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

 

Yazımızın başlığı Fransa’da din eğitimi problemleri şeklindedir, ancak burada arz ettiğimiz hususlar bütün Avrupa Türkleri için geçerlidir diyebiliriz. Bütün Avrupa’da bugün Türk toplumunun en büyük problemi din eğitimidir. Zira Türkçe artık tedavülden kalkmak üzeredir. Önümüzdeki on-yıllarda hiç Türkçe konuşmayan bir nesil Türk toplumunu temsil edecektir. Artık Avrupa dilleriyle din eğitimi yapılması kaçınılmazdır. Hatta   jenerasyon yenilendikçe vaaz ve hutbe dili de Avrupa dilleriyle icra edilecektir. Mevcut problemin çözümü kendi içindedir. Zira tedavi hastalığın kendisiyle ilgilidir ve ‘’yiğit düştüğü yerden kalkar’’ denilmiştir. Çözüm Türk toplumunun kurumsallaşmasından, organize olmasından, bireysel ve toplumsal bilinçlenmekten geçecektir. Derneklerimiz bir devlet kurumu gibi çalışabilecek profesyonelliğe ve kurumsallaşmaya yatırım yapmak zorundadır. Velilerimiz bu işe gönül  vermeli, ve din görevlisiyle işbirliği ve iletişim halinde olmalıdır.  Yakın zamanda Avrupa dillerini konuşan din görevlileri, gerek Strasbourg İlahiyat Fakültesinden, gerekse  Türkiye’deki  Uluslararası İlahiyat Fakültelerinden  Avrupa’ya yayılacaklardır. Zamanla ve belli bir tedricilikle bu sorun uzun yıllarda çözülebilecektir. Ancak günümüzde, mevcut şartlar içerisinde, gerek din görevlisi, gerek derneklerimiz ve velilerimiz üzerine düşen sorumlulukları kısa vadede yerine getirmek durumundadır. Aksi takdirde, birbirimiz kandırmaya devam etmiş oluruz ve yarın   kimsenin  şikayet  etme hakkı kalmaz.

 

Camide hep yaptığımız bir dua ile yazımızı tamamlayalım: Allah hepimize yardımcı olsun. Çocuklarımızı, gençlerimizi, nesillerimizi muhafaza eylesin. Onları dinimize, diyanetimize, kültürümüze ve örfümüze göre yetiştirmekte bizi muvaffak eylesin.

 

Arif KARABACAK

VALENTİGNEY SELİMİYE CAMİİ DİN GÖREVLİSİ

25 / 12 / 2011



Paylaş | | Yorum Yaz
409 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

Din Hizmetlerinde Verimlilik-Vaaz ve Hutbeler - 22/05/2014
RAMAZAN ORUCUNUN KUR’AN’I ANLAMADAKİ ROLÜ, VE KADİR GECESİ - 03/08/2013
MELEZLEŞME - 26/05/2013
GÜLE ÇIKTIM GÜLMEDİM GÜLDEN DÜŞTÜM ÖLMEDİM - 26/05/2013
 Devamı

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Aydın Gökçe Bey'e Teşekkür
Sitemize Vaaz Ansiklopedisi olarak eklediğim bölüm Aydın Gökçe'nin Almanya'da görevli iken çeşitli kaynaklardan yaptığı vaazları alfabetik sıraya almasıyla oluşmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum.
Bu vaazlar ayrıca Dosyalar bölümünde de yer almaktadır. Vehbi Akşit
Vaaz Ansiklopedisi
Kutsal Su Zemzem
VAİZLER KÜTÜPHANESİ
Kur'ani Site
Hava Durumu
Anlık
Yarın
25° 28° 22°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar2.16052.1644
Euro2.83812.8433
Saat
Kur'an-İlmihal