• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/vaazdokumanlari/
  • https://www.twitter.com/@vaazsitesi
Üyelik Girişi
Vaaz Kategorileri
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi14
Bugün Toplam1837
Toplam Ziyaret3090398
İslam Ansiklopedisi
Hadislerle İslam
Site Haritası
Takvim
Vaaz Dokumanları

Kadir Gecesi-Mehmet Kantarcı

KADİR GECESİ

 

Miladi 6. asır, uzun zamandır insanlık peygamber yüzü görmemiş, bu yüzden insanlığın ufku kararmıştı. İnsanların kalbinden fazilet, ahlak gibi değerli duygular tamamen silinmiş, kız çocukları öldürülüyor, çatışmalar, kavgalar, kan davaları almış başını gidiyordu.

İşte böyle bir ortamda, aklı başında kişiler, kararmış ufuklara bakarak, bir kurtarıcı bekliyorlardı. Tam bu sırada, HİRA dağından bir güneş doğmaya başladı. Bu güneşin yansıttığı ışık, insanın ufkunu açıyor, ruhunu aydınlatıyor, kafasına yepyeni idealler getiriyordu. Artık insanlık için kurtuluş yolu görünmüş, tek yapılacak iş, o ışığın nuruyla aydınlanmaktı. Nihayet Arabistan yarımadası aydınlanmaya başladı. Daha önce birbirlerini öldüren insanlar kucaklaşıyor, kız çocukları kucaklarda okşanıyordu.

Bir Ramazan ayının son günleri, her zaman olduğu gibi, derin derin düşünüyor yine Muhammed’ül Emin…  Mübarek başını  ufuklara  doğru kaldırmış, seyrediyor  sonsuzlukları.. Yürürken yine düşünüyor.

Mekke’liler neden hep kötülüklerin peşindeler? Kim kurtaracak bu durumdan onları, yok mu onlara bir acıyan?...” Bu düşünceler içersinde yürüyor Cebel-i Nur’a doğru…  Vaktin nasıl geçtiğini bilmiyor… Her zamanki gibi, geliyor yine Hira mağarasına..  Giriyor görkemli kayaların serin koynuna… Açıyor kalbini yaradanına.. Dalıyor ibadetin doyulmaz tadına…

Birden garip bir şeyler oluyor, Melek Cebrail, gerçek hüviyeti ile görünüp İKRA’ diyor.  Ve böylece Peygamberlik görevi başlıyor. Çileli, meşakkatli, fakat ulvi bir görev… Öyle bir görev ki, bütün insanlığın, kıyamete kadar sorumlu olacağı bir görev...

         İşte Kur’an’ın inmeye başladığı ve Hz. Peygambere Peygamberlik görevinin verildiği o kutsi gece, İslâmın yeryüzüne yayılışı, insanlığın kurtuluşu ve Kur’an’ın cihanı aydınlatmasıdır. Bakara Suresinin 185. ayetinde Mevlâmız;

 

“Ramazan ayı insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır” buyurmakla, bu ayın Kur’an’î bir ay olduğunu haber veriyor.

Hz. Peygamber 40 yaşlarında iken,  bir Ramazan gecesi Melek Cebrail’in gelerek, İkra’ (oku)  emrini getirmesi ile ilk peygamberlik görevi Mekke yakınlarındaki Hira mağarasında başlıyor. Bu olaydan sonra,   peygamberimiz ürpererek evine gelmiş ve eşi Hatice’ye başından geçenleri anlatınca, o da hemen müslüman olmuş ve peygamberimize ilk desteği vermiştir.    

      Hira dağındaki bu mütevazı mağara, sarp kayalıkların zirvesindedir. Normal yürüyüşle, sağlıklı bir kimsenin ancak bir saatte tırmanabileceği bir yüksekliktedir. İlk ilâhi mesajın (vahyin)  yeryüzüne buradan yayılmış olmasının mü’minler için ayrı bir önemi vardır.  Hira ve Sevr mağaraları, ilk gününden itibaren hiç değişmeden kalan bir mekân gibi, bütün sadelikleriyle, peygamberi sakladıkları günkü gibi mütevazı halleriyle durmaktadırlar.

         Hira mağarasında vuku bulan bu olay Şair Cengiz NUMANOĞLU’nun kaleminden şu şekilde anlatılıyor;      

 

      HİRA DAĞINDA...

 

Bir sabah… Ansızın, tanla beraber,

Kuşattı ruhumu, bir miski amber..

Gönül penceremden, Yüce Peygamber;

Muhammed’i gördüm, Hira Dağında...

      Açıldı.. Bindörtyüz yıl ötelerde;

      Semavi sahnede, ilahi perde..

      Bir anda belirdi, Cibril göklerde,          

       Taşlar nur kesildi… Hira Dağında..

İndikçe kubbeden, selam selleri;

Deryalara döndü, Mekke çölleri...

Rabb’imin ikramı, cennet gülleri,

Buram buram tüttü… Hira Dağında...

        Süzüldü semadan, envai renkler;

      “İkra” sesleriyle, çınladı gökler,

      “Muhammed” diyordu, bütün melekler;

       Bir mucize gördüm… Hira Dağında...

 

Başladı son mesaj, ilk hecesinden;

Kur’an’dı bu inen, Cibril sesinden..

Yüce kâinatın, Efendisinden,

Ayetler dinledim… Hira Dağında...

       Artık… Hak batıldan süzülüyordu,

       Tüm kara düğümler çözülüyordu,

       Hakk yolu, bir daha çiziliyordu,

       Güneş, son kez doğdu… Hira dağında...

 

Ayrıldı… Hayır, şerr, helal ve haram;

“Kurtuluş” diyordu, İlahi Kelam..

Seslendi, Muhammed Aleyhisselam;

Bütün insanlığa… Hira dağında...

      Hira dağı,  ilk Kur’an ayetlerinin indiği o  mübarek mekan böylesi hatıralarla doludur.            

      Tabiinden Abdullah b.Mübarek şöyle bir olayı naklediyor; Bunca yıllık hayatımda, beni hayrete düşüren, yaşlı bir kadının Kur’an’la olan yakınlığını hiç unutamam. Bir sene Hacca gitmek üzere yola çıkmıştım. Akşam saati, ortalık kararmaya başlamış, çölde yol alırken, kimsesiz, yapayalnız, perişan kılıklı yaşlı bir kadına rastladım.  Yanına yaklaşıp, selâm verdim. “Esselâmü aleykum” dedim. Kadın, başını kaldırdı;

Kur’andan bir ayet okuyarak, selâmımı aldı. Buralarda ne işin var? Dedim. Zümer suresinin 36. ayetini okudu.

 

“Allah kimin yolunu şaşırtırsa, ona yol gösterici bulunmaz” anladım ki yolunu şaşırmış bu kadın. Tekrar sordum; Maksadın hangi yöne yolculuk etmektir?  Bana; İsra suresinin ilk ayetini okudu; Anladım ki Hac’dan dönmüş, Kudüs’e gidiyor. Kaç gündür buralardasın? Dedim. Meryem suresinin 10 ayetiyle cevapladı; “Üç günden beri yolumu kaybettim” Peki, yanında yiyecek içecek bir şeyler var mı? Ne yer ne içersin? Dedim. Şuara suresinin 79. ayetini okudu.

“Beni yediren, içiren O’dur.” Anladım ki bu kadın, tasavvuf ehli,  peki suyun var mı? Nasıl abdest alıyorsun dedim.

“Yanınızda su olmadığı zaman, toprakla teyemmüm edin” ayetini okudu. Maide suresinin 6. ayeti. Teyemmüm ile abdest alıp namaz kılıyor. Senin karnın açtır. Yanımda fazla ekmeğim var. Sana vermek isterim, dedim. Kadın, “Tuttuğunuz oruçları akşama kadar devam ettirin.”  Ayetini okudu. Anladım ki oruç tutuyor. Şimdi Ramazan değil, bu ne orucudur? Dedim. “Kim nafile ibadet ederse Allah mutlak mükâfatını verir” ayetini okudu. Hep ayetle konuşuyor. Benim gibi neden konuşmuyorsun? Her sorulanı Kur’an ayetiyle cevaplıyorsun? Dedim. Kâf suresinin 18. ayetiyle cevapladı. “Bir insanın ağzından çıkan her kelimeyi Allah’ın vazifeli melekleri derhal kaydederler” hata ederim, boş konuşurum endişesiyle, Dünya kelâmı konuşmuyor, hep Kur’an’la konuşuyor. Sordum, kimin nesisin? Kocan var mı? Kimsen var mı? Şu ayeti okudu; “Üzerine düşmeyen suali sorma, Allah’ın verdiği göz, kulak, yaptıkları her şeyden hesaba çekilecektir.” Manasına gelen ayetle cevapladı.  Ben de özür diledim, af edersiniz, dedim. “Allah sizi af eder” ayetini söyledi. Peki gel seni, deveme bindirip, kaybettiğin kafilene yetiştireyim, dedim. “Bir insan nasıl bir iyilik yaparsa, mutlak karşılığını görür” dedi. Memnun kalacağını tahmin ettim. Devemi çökerttim. Haydi bin dedim. Deveye binerken; “Ey Habibim! Yabancı erkeklere söyle, gözlerini haramdan korusunlar” ayetini okuyarak, bana ikaz verdi. Ve deveye binerken elbisesinin ucu yırtıldı.  “Bir insanın başına ne gelirse, kendindendir” ayetini okudu.

 

      Abdullah b. Mübarek diyor ki; Devenin yularını aldım, yüksek sesle şiir okuyarak, yürümeye başladım.  Kadın, Lokman suresinin 19. ayetini okudu “Yürüyüşünü itidalli yap, sesini fazla yükseltme, rastgele şiir, şarkı söyleme, seslerin en çirkini eşşek sesidir” ayetiyle beni susturdu. Ben de bu defa güzel edebi şiirler okumaya başladım. Hemen;

“Kur’an varken onu niçin okumuyorsun”  Böyle yaşlı bir kadının, Kur’an’ı ruhuna sindirmiş olmasına, manasına vakıf olarak ezberlemiş olmasına şaşırıp kaldım, diyor. Seni tebrik ederim. Dedim. “Bu işi akıl sahipleri düşünür” dedi. Tekrar, senin erkeğin var mı? Dedim.”Ey Mü’minler! Cevabı olmayan sorular sormayın, hoşunuza gitmeyebilir” ayetini okudu.  Nihayet bir kafileye yetiştik. Bu kafilede kimsen var mı dedim. Anladım ki bu kafilede çocukları var. Peki, çocuklarının isimleri neler, dedim. Hemen şu ayet okudu; Anladım ki, 3 oğlu var. İsimleri de İbrahim, Musa ve Yahya diyor. Bende seslendim, 3 genç delikanlı geldi. Hepside pırıl pırıl gençlerdi.  Annelerini çocuklarına teslim ettim. Kadın hemen cebinden para çıkardı. “Hangi rızık temiz ve güzel ise ondan alın” ayetiyle çocuklarına talimat verdi. Yiyecekler geldi, sofra kuruldu. Yemeye başladılar, beni buyur ettiler. Ben de çocuklara dönerek; Annenizin bu hali nedir? Kur’an’dan başka bir şey konuşmuyor, bunun hikmetini söylemeden sofranızdan bir lokma dahi almam, dedim. Çocuklar şöyle dediler; Annemiz, belki hatalı ve lüzumsuz bir laf sarf ederim endişesiyle çok korkuyor, bunun için hep Kur’an ayetleriyle konuşuyor, bunu yaklaşık 40 yıldır böyle yapıyor, dediler. Abdullah b. Mübarek, ben hayret ettim, şaşırdım kaldım. Bir insan bu kadar Kur’an’a nasıl vakıf olabilir, yanlarında ben de 40 yıl kalsam, hep Kur’an ayetleri dinleyecektim. Müsaade isteyip, ayrıldım, diyor.

      İşte, İslâm Tarihinde nice mümtaz şahsiyetler vardır ki, Kur’an-ı bu derece hıfz etmiş, ruhuna ve yaşantısına sindirmişlerdir.

“Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı,

       Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâmı” diyen Mehmet Akif, eğer ilim ve ilim adamı olarak yola çıkanlar, Kur’an’ı bir kenara bırakarak yollarına devam edip, başarı sağlayacaklarına inanıyorlarsa, bunda aldanıyorlar, demek istiyor. Ondan alacağımız ışık ile asrımızı mamur etmeliyiz

      Bugün birçoğumuz, Kur’an-ı Kerim’i çocuk yaşta veya Kur’an Kurslarında iken öğrendiğimiz için, onu kapattığımızdan zamanla unutmuş durumdayız. Çocuk yaşlarda Kur’an’ı yüzünden okuma eğitimi verildiğinden, halen birçok insanımız, Kur’an’ın manasına vakıf değildir. O’nun geniş ve derin manaları üzerinde düşünemediğimizden, Kur’an’i terbiye ve ahlâki değerlerimiz her geçen gün silinmeye yüz tutmaktadır.

 

      Namaz kılmak mümine nasıl farz ise, namazda Kur’an okunması da öyle farzdır. Öyleyse namaz kılan insanlar, namazda Kur’an’ı da okudukları için, Kur’an’ın koruyuculuğunu da yapmaktadırlar. Dolayısıyla, her namaz kılan, Kur’an muhafızıdır. Namaz kılmayanlar ile Kur’an’la tanışmayanları bu sınıf içinde müteala etmek güç olur.  Ayrıca, yüce Allah Kur’an’ın muhafazası için, namazda, kıyam, kıraat, ruku ve secde gibi farzlar tesis ederek, onu müminlere okutturarak, korunup, saklanmasını temin etmiştir. Bununla da kalmayarak, Kur’an’ı kıyamete kadar koruyup, saklamayı vadetmiş, müminlerin sorumluğundan kendi himayesine almıştır. Kur’an-ı nasıl himayesine aldıysa Cenab-ı Hak, namaz kılanları da, Kur’an’ın koruyuculuğunu yaptıkları için öylece, himayesine almıştır.

Bundan dolayıdır ki; “Kur’an’dan kolayınıza gelen ayetleri, namazda okuyun” ayetiyle bu görev devam eder. Bir başka ayette;

“Kur’an okunduğu zaman kulaklarınızı Kur’an’a verin, sukut edin, dinleyin, Ancak, Allah’ın rahmetine böyle nail olursunuz” buyuruyor. Yeryüzünün neresinde Kur’an okunursa, okunsun, onun tilaveti arşa kadar çıkmaktadır.

      Mümin, Kur’an’dan habersiz olamaz, Rabbinin ona sunduğu yüce kitabını tanımadan, ondan habersiz yaşayamaz.

      Kur’anımız Ramazan ayında nazil olmaya başladığı için, ona Kur’an ayı da denilmektedir. Allah Teala, bu geceye ismini verdiği Kadir suresin ilk ayetlerinde; “Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.” (Kadir;1-3)    İçinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesinin bulunduğu bu mübarek geceye azamet ve şeref gecesi denildiği gibi, Takdiri ilâhi de hükmolunmuş işlerin ayırt edildiği mübarek gece de denilmektedir. Kadir gecesinin bütün bir yıl içinde gizli olduğu, Ramazanın son on gününde aranması gerektiği, en ziyade Ramazanın 27. gecesi olduğuna dair hadis kaynaklarında bilgiler mevcuttur.

Bu gece ile ilgili olarak, bir şairimizin duyguları şöyledir;

Ey! Kara düşleri aklayan gece,

Nurunda günahlar paklayan gece,

Ey! İçinde bin ay saklayan gece,

Sende nazil oldu, Hazreti Kur’an,

Kâinat görmedi böylesi gufran..

Ey! Yüzleri Hakk’a döndüren gece,

      Nurundan güneşler söndüren gece,

      Ey! Şerr’i, şeytanı, sindiren gece,

Yedi kat semâda bütün kapılar;

Açıktır seninle, tâ fecre kadar..

Sen ki; bir koca yıl, özlenen gece,

Yolları, aç susuz gözlenen gece,

Sen ki; on gecede gizlenen gece,

Sarsılır, seninle gökler dilekten,

İğne atsam, yere düşmez melekten..

 

Gerçekten, bu gece inen meleklerin çokluğundan yeryüzü dar gelir. Onlar, Rab’lerine iltica eden bütün müminlerle birlikte geceyi ihya ederler. Oruç, teravih, iftar, sahur ve sadaka-ı fıtır gibi bütün ilâhi neşeleri sinesinde barındıran Ramazan’ın en mühim ve bütün zamanların en kıymetli gecesi, bu gecedir.  Bu gecenin özel bir ibadeti yoktur. İhlâsla istenilen her ibadet bu gecede yapılır. Namazlı, Kur’an’lı, tevbeli, hayır ve hasenatlı olarak bu geceyi değerlendirmeye çalışmalıyız. Bu gece yüzümüz, her gecemizden daha güzel, dilimiz her sohbetimizden daha tatlı olmalı, sevgi ve tebessümü etrafımıza yaymalıyız. Evlerimizde saadet ve mutluluk, muhabbet ve şefkat doruğa çıkmalı, misafirlerimiz olan melekleri memnun göndermeliyiz.

      Sözü fazla uzatmadan, sizleri Kadir Gecenizle baş başa bırakmamız lâzım. Bu gecemiz diğer gecelerimizden biraz farklı olmalı. Hiç olmazsa biraz uykuyu tehir ederek, Mevlâ’mızın ilâhi ikramına nail olmaya çalışalım.  Çünkü bu gece de; göklerden, sidretü’l münteha daki bütün melekler, arştan yeryüzüne inerler, uyumayan müslüman-ların, yalvaran müslümanların, ağlayan müslümanların, yalvaran müslümanların evlerine girerek selam verirler. Bu Kur’an’ın ifadesidir.

 

 “O gecede, Rablerinin izniyle melekler Cebaril (as) ile birlikte her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Ta fecrin doğu-şuna kadar.” (Kadr;4-5)    Sabaha kadar devam   edecek olan rahmet yağmurundan istifade etmeliyiz.

 

Geceler sultanı, Kadir gecesi,

Yedi kat göklerde, kulların sesi,

Duydum ki yerini bulmuş nicesi,

Bir yer ver demeye… Sana yöneldim.

      O gece hacetler, bol tutulurmuş,

      O gece arayan dostu bulurmuş,

      Gönüller, Muhammed tahtı olurmuş,

      Gönlümü taht edip, Sana yöneldim.

 

O gece melekler, saf saf inermiş,

O gece acılar, dertler dinermiş,

O gece cehennem bile sönermiş,

Ben aşk ateşiyle, Sana yöneldim.

 

      Sahip kimdir, dedim, ıssız çöllere,

      Şimşeklere, tayfunlara, sellere,

      Yedi kat semaya bakan ellere,

      Hep seni dediler, Sana yöneldim.

 

Kur’an okunmayan evlere, secde edilmeyen evlere bu meleklerin hiç biri uğramaz, selam vermezler.  İşte bu mübarek gecenin bu mana içinde değerlendirilmesi lazımdır.

         Allah’ım senin rızan için toplandık, senin rızanı kazanmak için yalvarıyoruz, buradan dağılmadan, fecir sökmeden, bizleri günahlarımızdan çıkar ya Rabbi.

      Bu mübarek gecenin derin sessizliğinde bizleri bu kutsi mabette bir araya getirip, topladığın gibi, yarın mahşer sabahında da Hz. Peygamberimizle birlikte, senin huzurunda toplanabilmeyi bizlere nasip eyle ya Rabbi.

      Bizleri Kur’an’a sahip, onu anlayan, onunla yaşantısını süsleyen müminlerden olmamızı nasip eyle ya Rabbi...

    

 

                                                       Mehmet KANTARCI

                                                 05.12.2000 Yalova  

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Kurban Dokumanları
Namaz Kitapları
Aydın Gökçe Bey'e Teşekkür
Sitemize Vaaz Ansiklopedisi olarak eklediğim bölüm Aydın Gökçe'nin Almanya'da görevli iken çeşitli kaynaklardan yaptığı vaazları alfabetik sıraya almasıyla oluşmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum.
Bu vaazlar ayrıca Dosyalar bölümünde de yer almaktadır. Vehbi Akşit
Vaaz Ansiklopedisi
VAİZLER KÜTÜPHANESİ
Kur'ani Site
Hava Durumu
Anlık
Yarın
15° 5°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.94973.9655
Euro4.63454.6531
Saat