• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/vaazdokumanlari/
  • https://www.twitter.com/@vaazsitesi
Üyelik Girişi
Vaaz Kategorileri
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi21
Bugün Toplam1581
Toplam Ziyaret3090142
İslam Ansiklopedisi
Hadislerle İslam
Site Haritası
Takvim
Vaaz Dokumanları

Namazda Huşu İçinde Olmak

116_________ NİÇİN NAMAZ KILIYORUZ?


NİÇİN NAMAZ KILIYORUZ?__________ 117


 


İşte Said Bin el-Museyyeb! Talebesi Ebu Vedaa onun hak­kında şöyle diyor; "Kırk seneden beri o eviye mescit arası dışında bir yerde görülmedi." İşte Süleyman Bin Mihran el-A'meş! Vekî Bin el-Cerrah onun hakkında şöyle diyor; "El-A'meş yetmiş seneye ya­kın zamandır ilk tekbiri kaçırmazdı."

6- Faydalı Olan Namaz Huşulu Olandır.

Allah Teala buyuruyor ki; "Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir; Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler"(Müminun 1-2) Sonra Allah Teala namazda huşuyu onun rükünlerine ve farzlarına bağlıyor. Bu da namazda huşunun vacip olduğunu gösterir. Rasu-lullah sallallahu aleyhi ve sellem namazlarında gözlerini semaya kaldı­ranları şöyle tehdit ediyor; "Ya buna son verecekler ya da gözleri alınacaktır. "(Buhari)

Huşu, manası kalpte olup organların sükunet içinde olması ve Allah Azze ve Celle için boyun eğmektir. Allah Teala peygamberler hakkında şöyle buyuruyor; "Onlar (bütün bu peygamberler), hayır işlerinde koşuşurlar, umarak ve korkarak bize yalvarırlardı; on­lar, bize karşı (Huşu) derin saygı içindeydiler."(Enbiya 90)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem rükusunda şöyle derdi; "Kula­ğım, gözüm, kemiklerim, sinirlerim ve ayaklarımın taşıdığı her şey alemlerin rabbi olan Allah için huşu içindedir."(Müslim)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem duasında "huşu duymayan kalpten" Allah'a sığınırdı. Yine buyurmuştur ki; "Bu ümmet'ten ilk kaldırılacak şey huşudur. Hatta içlerinde huşu sahibi bir kimse gö­rülmeyecek." (hasendir.)

Huşu ve kalp huzurunun önemi hakkında Allah Teala buyurur ki; "Ey iman edenler! Ne söylediğinizi bilinceye kadar sarhoş ol­duğunuz halde namaza yaklaşmayın!" dünya sevgisiyle sarhoş olup ne söylediğini bilmeyen, kaç rekat kıldığının farkında olmayan içki sebebiyle sarhoş olup ne söylediğini bilmeyene benzer.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem mescide giderken koşarak git­meyi yasaklamıştır. Zira koşarken kendine dikkat edeceğinden hu-şudan mahrum olacaktır. Aynı şekilde yemek hazırken ve abdesti


sıkışık iken namaz kılmak yasaklanmıştır. Çünkü bunlar huşuya engel olur.

Huşuyu sağlayan bazı sebepler; kalpten namaz dışındaki dü­şünceleri boşaltarak kalp huzurunu sağlamak, işlerini namazdan önce bitirmek, ahireti hatırlayarak kendini yenilemek, Allah Azze ve Celle'nin huzurunda olduğunu düşünmek. Kalp namazdan kay­bolursa bunun sebebi iman zayıflığıdır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem abdest alan kimse için şöyle buyurmuştur; "...eğer kalkar namaz kılar, Allah'a hamdu sena eder, Onu temcid eder ve kalbini Allah için boşaltırsa anasından doğduğu gündeki gibi günahların­dan kurtulur. "(Müslim)

Huşu sebeplerinden birisi de Allah Teala ile karşılaşacağı hu­susunda emin olmaktır. Allah Subhanehu buyuruyor ki; "Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Şüphesiz o, Allah'a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir. Onlar, kesinlikle Rablerine kavuşacaklarını ve O'na döne­ceklerini düşünen ve bunu kabullenen kimselerdir."(Bakara 45-46)

Huşu sebeplerinden bir diğeri; veda eden kimsenin namazı gi­bi namaz kılmaktır. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu­yurmuştur ki; "Namazında ölümü hatırla. Kişi namazında ölümü hatırlarsa namazını güzelleştirir. Bir daha namaz kılamayacağını zanneden kimsenin namazı gibi namaz kıl. Bundan mazeret gerek­tiren her işten sakın."(hasendir.) yine; "Veda eden kimsenin namazı gibi namaz kıl" buyurmuştur, (hasendir.)

Bir diğer huşu sebebi; Kuran kıraatini uzatmaktır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; "Namazların en faziletlisi kunutu uzun olanıdır."(Sahihür.) Yani manasını düşünerek kıraati uzatmak.

Kulak ve gözü meşgul edecek şeylerden uzaklaşmak, kıbleye yaklaşmak, secde edeceği yere bakmak ve namazda nakışlı yerlere bakmamak da huşuya sebep olur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem üzerinde alametler olan bir elbise içinde namaz kılmış, sonra onu çıkararak şöyle buyurmuştur; "Bu beni az önce namazımdan alı­koydu. "(Buhari ve Müslim)


ÎMAN VE İBÂDET

e. Huşu

Huşu, kalbin Allah muhabbeti ve korkusuyla dolu olması, uzuvla­rın da bu duygularla huzur ve sükûn bulmasıdır.

Huşu, aslı kalbde, tezahürleri bedende olmak üzere iki taraflıdır. Kalbe âit tarafı; Rabbin azamet ve celâli karşısında kendi hiçliğini id­râk ederek, nefsi, Hakk'ın emrine boyun eğdirmek, son derece yük­sek bir edeb, tâzîm ve saygı hissi duymaktır. Dış görünüşle alâkalı yö­nü de, bedenin uzuvlarında bu duygunun tesiriyle bir vakar ve sükû­netin meydana gelmesidir. Meselâ namazda gözlerin etrafa değil, önüne ve secde rr»ahalline bakması gibi...

Hayâtın ve ibâdetlerin huşu içinde nasıl yaşanacağının en güzel misallerini Peygamber Efendimiz'in ve ashâb-ı kiramın örnek hayâ­tında müşahede etmekteyiz. Hayâtının hiçbir safhasını âhiret gerçe­ğinden ayrı mütalaa etmeyen Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sel-lem-, ibâdetlerde de son nefesteki hâlet-i rûhiyeye bürünmenin lüzu­muna dikkat çekmiştir.

Nitekim bir sahâbî, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e gele­rek:

"-Yâ Rasûlallâh! Bana öğüt ver, ancak kısa ve öz olsun!" dedi. Bunun üzerine Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

"-Namazını, (hayâta) veda eden bir kimsenin namazı gibi kıl! Özür dilemen gereken bir sözü söyleme! İnsanların elindekilere tamah etme!" buyurdular. (İbn-i Mâce, Zühd, ıs; Ahmed, v, 412)

İbâdetler ancak manevî teyakkuz, huşu ve tefekkür ile îfâ edildiğin­de kıymet kazanır. Ashâb-ı kiramın ve onları güzelce takip eden sâlih mü'minlerin en mühim hasleti de bu kalbî kıvama sahip olmalarıdır. Nitekim Abdullah bin Mes'ûd -radıyallâhu anh-, dostlarına şöyle derdi:

"Siz, ashâbdan daha çok namaz kılıyor ve daha çok gayret gösteriyorsunuz. Lâkin onlar sizden daha faziletliydiler."

"-Ne ile bizden daha faziletli oldular?" denilince de:


---------- ^vef«^ Asr-ı Saâdet'ten Günümüze FAZİLETLER MEDENİYETİ

"-Onlar dünyâya karşı sizden daha zâhid, âhirete karşı siz­den daha rağbetli İdi. " derdi. (İbnu 1-Cevzî, Sıfatü's-Safve, Beyrut 1979, I. 420)

Namazdaki huşu hâli o derecede mühimdir ki, kulun kurtuluşa gi­den yolu bu kapıdan geçer. Zîrâ Mü'minûn Sûresi'nde:

"Muhakkak ki (şu) mü'minler felah bulmuştur: Onlar, namazla­rında huşu içindedirler." (el-Mü'minûn, 1-2) buyrulmaktadır.

Peygamber Efendimiz de, kulun, namaza riâyeti nisbetinde mu­amele göreceğini şöyle haber vermektedir:

"Kul namaz kılar fakat namazının ancak onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üç­te biri veya yarısı kendisi için yazılır." (EbûDâvûd, Salât, 123-124/796)

Yâni kul için ancak huşu ve huzur ile kıldığı namazın sevabı var­dır.

Yine Rabbimiz, namazı huşu ile kılmanın nasıl mümkün olabile­ceğini şöyle îzâh etmektedir:

"Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Şüphesiz ki o, huşu sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir. Huşu sahipleri kendilerinin hakîkaten Rablerine kavuşacaklarına ve O'na rücû edeceklerine inanırlar." (el-Bakara, 45-46)

Yâni namazı, bir gün muhakkak Rabbinin huzuruna çıkacağı, eninde sonunda O'na dönüp hesap vereceği şuuruyla kılan bir kimse, gerçek huşu hâline ulaşmış olur.

Namazdaki bu huşu hâli devam ettikçe, zamanla mü'minin bütün hayâtını kuşatır. Bunun içindir ki, Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh-, «Onlar, namazlarında dâimdirler.» (el-Meâric, 23) âyet-i kerîmesini işârî (»l.ırak:

"Namazdan sonraki hâlin de aynen namazdaki gibi olması-

ÎMAN VE İBÂDET

Bu hâle erebilmek için de, samîmî ve derûnî bir gönül rabıtası ile Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in ulvî ahlâkından nasîb ala­rak O'nunla aynîleşmek zarureti vardır. Zîrâ Efendimiz -aleyhissalâtü vesselam- şöyle buyurmuştur:

"...Allah Teâlâ, huşu dolu, hüzünlü, merhametli, insanlara hayrı öğretip Allah'a itaat etmeye çağıran her kalbi sever. Ka­tı, boş şeylerle meşgul olan, ruhunun tekrar kendisine iade edilip edilmeyeceğini bilmediği hâlde bütün geceyi uykuyla ge­çiren ve Allah'ı çok az zikreden her kalbe de buğzeder." (Deyle-

mî, I, 158)

Fazilet Tabloları

Abdullah bin Şıhhîr -radıyallâhu anh-, Efendimiz'in huşûunu şöy­le anlatmaktadır:

"Bir keresinde Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in yanına git­miştim. Namaz kılıyor ve ağlamaktan dolayı göğsünden, kaynayan ka­zan SeSİ gibi Sesler geliyordu." (Ebû Dâvûd, Salât, 156-157/904; Ahmed, IV, 25, 26)

Namazın fıkhî cihetine dikkat edilmesi zarurîdir. Lâkin hadîs-i şe-rîfte de buyrulduğu veçhile, onun rûhânî tarafına da bilhassa îtinâ göstermemiz îcâb etmektedir. Fıkıh; taharet, abdest ve temizlik ile kulu namaza hazırlar iken, kalbî temizlik, yâni huşu ise; mü'mini hu­zura, kalbî duyuşlara ve "ilâhî vuslaf'a nail eyler.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, namazın büyük bir huşu içerisinde ve Cenâb-ı Hakk'a yalvarırcasına bir hâlet-i ruhiye ile kılın ması gerektiğini şöyle ifâde buyurmuştur:

"Namaz ikişer ikişer kılınır. Her iki rekâtta bir teşehhüd var dır. Namaz, huşu duymak, tevâzû ve tezellül izhâr etmektir. (Bili rince de) ellerini, içleri yüzüne dönük olarak Yüce Rabbine kaldı


rırsın ve; «Yâ Rabbî! Yâ Rabbî!» diye yalvarırsın. Kim bunu yap­mazsa namazı eksiktir." (Tirmizî, Salât, 166/385)


Âişe -radıyallâhu anhâ- anlatıyor:

Ebû Cehm -radıyallâhu anh-, Rasûlullâh lem-'e, işlemeli, zarif bir elbise hediye etmişti ile namaz kıldı. Namazı bitirince:

sallâllâhu aleyhi ve sel-Rasûl-i Ekrem, o elbise

"-Bu elbiseyi Ebû Cehm'e geri ver, namazda gözüm nakışları­na takıldı. Neredeyse namazda huzurumu kaçıracaktı." buyurdu.

{Muuatta, Salât, 67; Buhârî, Salât, 14)

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Veda Haccı'nda üm­metine haccın rükünlerini bizzat tatbik ederek öğretmiştir. Diğer ibâ­detlerde olduğu gibi hacda da bilhassa huşu üzere bulunmak gerekti­ğini anlatmıştır:

Nitekim Efendimiz -aleyhissalâtü vesselam-, Arefe günü (Ara­fat'tan Müzdelife'ye) dönüyordu. Arka tarafta bâzı kimselerin bağırıp çağırdığını, devesine vurduğunu ve develerin böğürdüğünü duyunca, onlara asâsıyla işaret ederek şöyle buyurdu:

"-İnsanlar! Yavaş olun! Acelecilik yapmakla sevap kazanıla­maz. " (Buhârî, Hac, 94; Müslim, Hac, 268)

Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- şöyle rivayet eder:

Peygamber Efendimiz, namazda sakalı ile oynayan birini gör­müştü. Bunun üzerine şöyle buyurdu:

"Kalbi huşu duysaydı, azaları da huşu içinde olurdu." (AHel-Müt-

takî, VIII, 197/22530)

Hazret-i Aişe'nin naklettiğine göre, annesi Ümmü Rûmân şöyle demiştir;


Namaz kılarken sağa sola sallanıyordum. Ebû Bekiı bu 11.ılımı görünce beni öyle bir azarladı ki, az daha namazı boz. ir. «ki in ı Sonu da şöyle dedi:

"-Rasûlullâh Efendimiz şöyle buyurmuştu:

«Herhangi biriniz namaza durduğunda her tarafı sâkln o/lUfl, huşu içinde bulunsun. Yahudiler gibi sallanmasın. Zîrâ nama da azaların sükûneti, namazı tamamlayan hususlardandır.»"'

Hazret-i Süleyman -aleyhisselâm-, kendisine o kadar bııvul. bil zenginlik ve saltanat lütfedilmiş olmasına rağmen, dâima lur.n. ti vâzû ve vecd içinde bir kulluk hayâtı yaşayıp kalbini dünyadan müstağni kılmayı bilmiştir. Nitekim O'nun bu faziletini beyan sade dinde:

"Süleyman -aleyhisselâm- kendisine bahşedilen mülke raj men Allah'a duyduğu huşu sebebiyle, ölünceye kadar başım s. mâya kaldırmamıştır." buyrulmuştur.71

Abdullah bin Ebû Bekir -radıyallâhu anhümâ- nakleder:

"Ebû Talha kendi bahçesinde namaz kılıyordu. Dübsi denilen bil kuş, bahçeden dışarı çıkmak için uçtu, çıkacak yer arayarak sağa ■ >ll gitti. Bu, Ebû Talha'nın hoşuna gitti ve bir an gözleriyle onu izledi Sonra namazına döndü, fakat kaç rekât kıldığını şaşırdı. Bunun ÜMİI ne bu malım fitneye sebep oldu, huşu hâlimi bozdu diye düşünerek Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e gelip bahçede başın,ı

«-Ey Allah'ın Rasûlü! Bu malım Allah için sadakadır, istediğin gi­bi kullanır, istediğin yere verebilirsin.» dedi." (Muvatta, Salût. 69)

0

70   AIiim. Hûhu'l Mrâni. IVyml |s , XVIII, :\

ı\   Ibrı | ı |)| 5ı-vl>«\ v\ Mutuuuıvl. Hevrul  Dftru I I ■! ■ L9İ9 VIII. 118


---------  «^w?^ Asr-ı Saâdet'ten Günümüze FAZİLETLER MEDENİYETİ

Ashâb-ı kiramın namazdaki huşûunu gösteren şu hâdise ne müt­hiştir:

Peygamber Efendimiz bir seferden Medîne'ye dönerken bir yer­de konaklamıştı. Ashabına dönerek:

"-Bu gece bizi kim bekleyecek?" diye sordu.

Muhacirlerden Ammâr bin Yâsir ve Ensâr'dan Abbâd bin Bişr hemen:

"-Biz bekleriz yâ Rasûlallâh!" dediler.

Abbâd -radıyallâhu anh-, Ammâr'a:

"-Sen gecenin hangi kısmında; başında mı yoksa sonunda mı nöbet tutmak istersin?" diye sordu. Ammâr -radıyallâhu anh-:

"-Son kısmında beklemek isterim!" dedi ve yanı üzerine uzanıp uyuyuverdi. Abbâd da namaz kılmaya başladı. O sırada bir müşrik geldi. Ayakta duran bir karaltı görünce gözcü olduğunu anladı ve he­men bir ok attı. Ok, Abbâd'a isabet etti. Abbâd oku çıkardı ve nama­zına devam etti. Adam ikinci ve üçüncü kez ok atıp isabet ettirdi. Her defasında da Abbâd -radıyallâhu anh- ayakta sabit durarak okları çe­kip çıkarıyor ve namazına devam ediyordu. Derken rükû ve secdeye vardı. Selâm verdikten sonra arkadaşını uyandırarak:

"-Kalk! Ben yaralandım!" dedi.

Ammâr sıçrayıp kalktı. Müşrik, onları görünce kendisini fark et­tiklerini anladı ve kaçtı. Ammâr, Abbâd'ın kanlar içinde olduğunu gö­rünce:

"-Sübhânallâh! İlk ok atıldığında beni neden uyandırmadın?!" dedi. Abbâd namaza olan aşk ve şevkini, ibadetteki huşûunu göste­ren şu muhteşem cevâbı verdi:

'-Bir sûre okuyordum, onu bitirmeden namazımı bozmak iste­medim. Ama oklar peş peşe gelince, okumayı kesip rükûya vardım. Allah'a yemin ederim ki, Allah Rasûlü'nün korunmasını emrettiği bu mevkiyi kaybetme endişem olmasaydı, sûreyi yarıda bırakıp namazı


ÎMAN VE İBADET

kesmektense ölmeyi tercîl ı < '< 1< 'I < İli 11." (l-.bû Dâvûd, Taharet, 78/198; Ahmed, III, 344; İbn-i Hişâm, III, 219; Vâkıdî, 1, 397)

e

Hazret-i Ebû Bekir'in kızı Esmâ'ya, torunu Abdullah:

"-Nineciğim! Hazret-i Peygamber'in ashabı, Kur'ân dinledikleri zaman ne yaparlardı?" diye sordu.

Esma -radıyallâhu anhâ- şu cevâbı verdi:

"-Aynen Kur'ân-ı Kerîm'in bahsettiği gibi, gözlerinden yaşlar dö­külür, VÜCUtlari Ürperirdi." (Beyhakî, Şuabü'/-Jmân, II, 365)

Cenâb-ı Hak, huşu ile Kur'ân okuyan kullarını şöyle tasvir eder:

"(Kur'ân okunduğu zaman) ağlayarak yüzüstü secdeye kapanır­lar. Kur'ân onların huşûunu artırır." (el-İsrâ, 109)

"...Rablerinden korkanların, bu Kitâb'ın tesirinden tüyleri ür­perir. Derken hem bedenleri hem de gönülleri Allah'ın zikrine ısı­nıp yumuşar..." (ez-Zümer, 23)

Bir muharebede Hazret-i Ali -radıyallâhu anh-'m ayağına ok sap­lanmıştı. Iztırâbından dolayı çıkaramadılar. Hazret-i Ali -radıyallâhu anh-.

"-Ben namaza durayım da öyle çıkarın!" dedi.

Dediği gibi yaptılar. Hiçbir zorluk çekilmeden, kolayca çıkarıldı. Herhangi bir acı hissetmeyen Hazret-i Ali selâm verince:

"-Ne yaptınız?" diye sordu.

Onlar da:

"-Oku çıkardık!.." dediler.

Annesi, Veysel Kârânî Hazretleri'ne sordu:

"-Oğlum bütün bir gece sabaha kadar nasıl ibâdet edebiliyorsun? Buna nasıl dayanabiliyorsun?"


---------------  ^^m^ Asr-ı Saâdet'ten Günümüze FAZİLETLER MEDENİYETİ

O büyük Allah dostu şöyle cevap verdi:

"-Ey güzel annem! İbâdetimi özene bezene yapıyorum. Kalbim huşu ile öyle genişliyor ki, yorulmak nedir bilmediğim gibi, yeryüzü ve her türlü bedenî hislerle alâkam kesiliyor. Bir de bakıyorum, sabah oluvermiş!.."

"-Nedir bu huşu hâli ey Üveys?"

"-Huşu; bir bedene mızrak saplansa, canın ondan haberdâr ol­mamasıdır."

Rivayete göre Zeynelâbidîn Hazretleri, abdest için kalktığında sa-rarıp solar, namaza başlayacağı zaman ayakları titrerdi. Sebebini so­ranlara:

"-Kimin huzuruna çıkacağımdan haberiniz yok mu?" diye cevap

Verirdi. (Ebû Nuaym, Hilye, III, 133)

Bir defasında o namaz kılmaktayken evinde yangın çıkmıştı. Fa­kat onun bundan haberi olmadı. Selâm verince hâdiseyi kendisine haber verdiler ve:

"-Evin yandığı hâlde sana bunu fark ettirmeyen şey nedir?" diye sordular.

Zeynelâbidîn Hazretleri:

"-İnsanları bekleyen âhiret yangını, bana dünyâdaki bu küçük yangını hissettirmedi." dedi.

Müslim bin Yesâr'ın namazı da böyleydi. O, Basra'da bir mescid-de namaz kılıyordu. Bu sırada mâbed büyük bir gürültüyle yıkıldı. An­cak Müslim bin Yesâr, bu durumdan habersiz bir hâlde namazına de­vam etmekteydi. Selâm verince:

'-Mescid çöktü gitti, kılını bile kıpırdatmadın? Nedir bu hâl?" de­diler.

O ise hayretle:

Mescid mi çöktü?" diyerek namaz esnasında hiçbir şey hisset­mediğini ifâde elli.


ÎMAN VE İBÂDET  <^m^

Bir Hak dostu şöyle anlatıyor:

"Zünnûn-ı Mısrî Hazretlerinin arkasında bir ikindi namazı kıldım. O mübarek velî, «Allâhu ekber» dediği zaman «Allah» zikrinin onun üzerinde öyle büyük bir tesiri oldu ki, sanki bedeninde can kalın.ulı Öylece dondu kaldı. «Ekber» dediği zaman da onun aldığı tekinim heybetinden benim kalbim âdeta parça parça oldu."

Âmir bin Abdullah, namaza durduğunda dış dünyâ ile bütün alâ­kası kesilir ve mâsivâ ile alâkalı hiçbir şey onun namazdaki huşûunu bozamazdı.

"Namazda başkalarının söz ve hareketlerinin farkına varmaktan-sa, vücûduma ok saplanmasını tercîh ederim." derdi.

Bahâüddîn Nakşibend -kuddise sirruh-'a sordular:

"-Bir kul, namazda nasıl huşûa erer?"

O da cevaben:

"-Dört şeyle!" buyurup şunları beyân etti:

"1. Helâl lokma,

  1. Abdest sırasında gafletten uzak durmak,
  2. İlk tekbîri alırken kendini huzurda bilmek,

4.  Namaz dışında da Hakk'ı asla unutmamak, yâni namazdaki
huzur, sükûn ve mâsiyetten uzakta durma hâlini namazdan sonra da
devam ettirebilmek."

Velhâsıl huşu, Allah'ın emirlerini vecd içinde îfâ etmek, nehiyle-rinden de büyük bir titizlikle sakınmaktır. Huşu, takva, ihlâs ve ihsan, mânâları birbirine çok yakın hâllerdir. Bu hâllerin menbaı, Allah mu­habbetidir. Allah muhabbeti, mü'minlerin kalbî seviyesinin gösterge­sidir. Bu manevî seviye ise, huşu ile edâ edilen ibâdetler ve davmnis mükemmelliği sürelinde tezahür eder.


»86


Fezâil-i Anıâl


Namazın Faziletleri


 


müjdeler olsun ki onlar hidayet ışığıdırlar. Onlardan dolayı en şiddetli fitne­ler yok olur gider."

Allahu Teala namaz konusunda şöyle buyuruyor: "Artık şiddetli azab ol­sun (nifak suretiyle) namaz kılanlara ki onlar namazlarından gafildirler. On-i.u (namazlarıyla insanlara) gösteriş yaparlar." (Hadîd)

Bu ayetteki gafil kelimesi birkaç açıdan tefsir edilmiştir:

1- Namaz vaktinden gafil olup geçirerek namazı kazaya bırakmak.

2-     Namaza ilgi duymayarak sununla bununla meşgul olmak.

3-     Kaç rekat kıldığından haberi olmamak.

Başka bir âyette münafıklar hakkında Allahu Teala şöyle buyuruyor: "Onlar namaza kalktıkları zaman istemeye istemeye kalkarlar. İnsanlara gös­teriş yaparlar. Allah'ı pek az hatıra getirir, anarlar." (Nisa/142)

Bir ayette de bir kaç Peygamberi bir arada zikrederek Allahu Teala bu­yuruyor ki: "Sonra bu Peygamberlerle salih kimselerin arkalarından (kötü) bir nesil geldi ki namazı terkettiler, şehvetlerine uydular. Bunlar da cehen­nemdeki "gayya" vadisini boylayacaklardır." (Meryem/59)

"Gayy" kelimesinin sözlük manası "sapkınlık, delalef'tir. Bundan maksat do ahiretin harap ve berbat oluşudur. Pek çok müfessirler "gayy" cehennem­de bir tabakanın adıdır ki, orada kan, irin ve benzeri şeyler toplanır, oraya bu Ayette bildirilen kimseler atılır, demişlerdir. Kur'an-ı Kerim'in bir başka eı inde şöyle buyruluyor: "Harcadıklarının, onlardan kabul edilişine engel an-e;ık şudur. Allah'a, Peygamber'e küfretmeleridir. Namaza ancak tembel tem­bel geliyorlar, verdiklerini de ancak istemeden veriyorlar" (Tevbe/54).

Buna karşılık ihlasla, güzel bir şekilde namaz kılanlar hakkında da şöyle buyrulmaktadır:

l- "Muhakkak mü'minler zafer bulmuştur", 2- "O müminler ki namazlaı -da korku ve tevazu sahibidirler", 3- "Onlar ki boş sözden ve faydasız işten yüz çevirirler", 4- "Onlar ki zekatlarını verirler", 5- "Onlar ki ırzlarını korurlar." 6* "Ancak zevcelerine ve sahip oldukları cariyelerine karşı münasebetleri müs temadır. Çünkü onlar (bu helal olanlarda) kınanmazlar." 7- "Kim de bu he lalden başkasını ararsa işte onlar mütecaviz (sınırı aşan)'dirler." 8- "Onlar ki emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler.", 9- "Onlar ki namazlarını gfl mim' üzere devamlı kılarlar." 10- "İşte bu vasıfları toplayanlar vâris olanla] dır.", 11 "Ki onlar l-irdevs Cennetine varis olacaklardır. Onlar orada ebedi Olarak kalacaklardır." (Mü'minûn/lll).

Hadis i şerifte bildirildiğine göre "l-irdevs" cennetin en üstün ve en iyi yeı idıı   ( )ı;ıd;ı eeıınel nehirleri akar. ()nun u/erinde "Arş" olaeaklıı   SİZ Al

lah'dan < 'enneı istediğiniz /aman daima Firdevs (Cennetini isleyiniz.


Allahu Teala namaz konusunda bir başka âyette buyuruyor ki: "Gerçi bu nefsinize ağır gelir. Ama saygılı kimselere değil (ağır gelmez). Saygı gösterip korkanlar o kimselerdir ki, Rablerine kavuşacaklarını ve ona döneceklerini yakinen (kesinlikle) bilirler." (Bakara/45-46).

Böyle kişileri anlatan ilahî buyruklardan biri de şöyledir: "Bu lamba o evlerde (camilerde) yakılır ki onların yüce tanınmasını ve içlerinde isminin anümasını Allah emretmiştir. Buralarda sabah ve akşam (beş vakit) Allah'ı teşbih eder, namaz kılarlar. Nice adamlar vardır ki ne bir ticaret ne de bir alışveriş Allah'ı anmaktan, namazı gereği üzere kılmaktan ve zekat vermek ten kendilerini alıkoymaz. Onlar bir günden (kıyametten) korkarlar ki, o günde kalpler ve gözler korkudan halden hale döner, kıvranır. Çünkü Allah kendilerine yaptıkları işlerin en güzeli ile mükafat verecek ve fazlından da onlara daha çoğunu verecektir. Allah dilediği kimseye hesapsız rızık verir."

(Nur/36-38).

Abdullah b.Abbas (r.a) hazretleri diyor ki: "Namazı ikame etmek demek onun rüku ve secdelerini en güzel bir biçimde yapmak bütün varlığıyla kendi ni namaza vermek içten gelen bir duygu ile namazı kılmak demektir."

Hz.Katade (r.a)'den de şöyle rivayet edÜmiştir: "Namazı ikame etmek; vakitlerine dikkat edip abdesti güzel almak ve rüku ile secdeleri hakkını ve rerek yapmaktır." Kur'an-ı Kerim'de yer yer geçen "namazı ikame etti" veya "namazı ikame ediyorlar" buyruğundan da bu kastedilmitir. İşte bu kişileı, şu âyeti kerimede, şu sözlerle tarif edilmişlerdir: "Rahman olan O Allah'ın kul lan ki onlar yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürürler. Cahiller kendilerine (hoşlanmadıkları bir) laf attıkları zaman "selam" derler. Sözün doğrusunu söylerler ve onlarla çatışmazlar. Onlar ki Rablerine secdeler ve kıyamlaı ederek (namaz kılarak) geceyi geçirirler." (Furkan/63-64).

Şu âyette de onlara ait birkaç sıfat daha zikredilmektedir: "İşte bütün bu kimseler, Allah yolundaki sabırlarına karşılık cennetin yüksek mevkileriyle mükafatlanacaklar ve orada (melekler tarafından) sağlık ve selametle (dua ile) karşılanacak, orada ebedî kalacaklardır. O ne güzel bir karargah, ne gü­zel bir makamdır." (Furkan/75-76).

Bir başka âyette şöyle buyrulmaktadır: "Ve melekler her kapıdan glrei el diyecekler ki: Din üzerinde sağlam durup sapmadığınızdan, sabrettiğini/den dolayı size selam (esenlik) olsun. Ve bu (size) ne güzel ebedi bir dinlenme

veridir. (Ra'd/2324).

Yine bu kişilerle ilgili olarak onları anlatan bir başka ilahi buyruk da •.öyledir: "Onlar o kimselerdir, geceleyin namaz kılmak için, yataklarından kalkarlar, azabından korkarak rahmetinden de ümitli olaıak  Kableıine de


288


Fezâil-i Amal


dua ederler. Kendilerine verdiğimiz azıklardan da hayır yollarına harcarlar. Artık dünyada işledikleri salih amellere karşılık olarak kendileri için göz ay­dınlığından ne hazırlanıp saklandığını kimse bilmez." (Secde/16-17).

Başka bir ayette buyrulmaktadır ki: "Gerçekten takva sahipleri Rableri-nin kendilerine verdiğinden razı oldukları halde cennetlerde pınar başların-dadırlar. Doğrusu onlar bundan önce güzel amel işleyenlerdi. Onlar geceden pek az bir süre uyuyorlardı. Sabahın erken vakitlerinde de hep istiğfar eder­lerdi." (Zariyat/15-18).

Bir başka âyet-i kerime de şöyledir: "(Kafir mi hayırlıdır) yoksa ahiretin azabından korkarak ve Rabbinin rahmetini umarak gece saatlerinde kalkıp secde ve kıyam halinde ibadet eden mi? Ey Rasulüm! Onlara de ki: Hiç bi­lenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak gerçek akıl sahipleri anlar (öğüt alır)" (Zümer/9).

Bir âyet daha: "Gerçekten insan haris ve cimri yaratılmıştır. Kendisine bir zarar dokundu mu feryadı basar. Ona (mal) isabet edince de kıskançlık eder. Namaz kılanlar müstesnadır. Namaz kılan o kimseler ki onlar namazla­rında devamlıdırlar." (Tur/19-23).

Namazını huşu ve huzuu ile kılanların durumlarını bildiren bir âyet de şöyledir: "Onlar ki namazlarını gözetirler (şartlarına riayet ederek gereği üzere devamlı olarak kılarlar). İşte bunlar cennetlerde ikram olunanlardır." (LII/34-35)

Bunlardan başka daha bir çok ayet namaz emrini ve namaz kılanların faziletleri ile onlara yapılacak lütuf ve ikramları anlatmaktadır. Aslında na­maz öyle büyük bir nimet ve devlettir ki, iki cihanın efendisi Peygamberlerin medar-ı iftiharı hazret-i Peygamber Muhammed Mustafa efendimiz (s.a.s) onun hakkında "Gözlerimin nuru ve huzuru namazdadır" buyurmuştur. Bun­dan dolayı da Allah'ın halili Hz.İbrahim Kur'an-ı Kerim'in bildirdiği şekilde şöyle dua etmiştir: "Rabbim! Beni, gereği üzere namaza devam eden kıl. Zürriyetimden (soyumdan) da böyle kimseler yarat. Rabbimiz duamı kabul et." (İbrahim/40).

Allah'ın sevgili bir Peygamberi olan ve kendisine Allah'ın Halili (dostu) sıfatı verilen bir Peygamber, Allah'dan namaza bağlılık ve ona özen istemek­tedir. Bizzat yüce Allah sevgili Peygamberi Hz.Muhammed (s.a.s)'e şöyle emretmektedir: "Ey Rasulüm! Aüene ve ümmetine namazı emret ve kendin de devam et. Biz senden bir nzık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız. Güzel akibet, takva sahiplerinindir." (Tâhâ/132).

Bir hadis-i şerifte anlatıldığına göre: "Bir darlık ve zorlukla karşılaşıldığı zaman Hz.Peygamber (s.a.s) ev halkına namaz kılmalarını emreder ve bu


Hikmetin başı Ailah korkusu, ibadetlerin başında namazdır. Çünkü "Dinde Namaz vücutta baş gibidir." Başsız vücudun ayakta dolaşması ne kadar imkansız ise namazsız dinin ayakta durması da o kadar abestir. Dini ayakta tutan namaz Rasüiullah'm (S.A.V.) namazı gibi ikame edilen namazdır. Rasülullah bu durumu "namaz dinin direği" demek suretiyle i.zah ediyor.

Günde en az beş defa Rabbimizin huzurunda durmamız, her zaman O'nun emirlerine hazır olduğumuzun

göstergesidir.

Ebu Hureyrc'den, RasuIüIlah (S.A.V.) şöyle buyuruyor: "Kulun Kıyamet gününde, amelinden hesaba çekileceği şeyin ilki Namazıdır. Eğer namazı iyi çıkarsa kurlulur ve umduğuna kavuşur. Eğer kötü çıkarsa zarar eder ve hüsrana uğrar. Eğer farz namazlarından biraz eksik kalırsa aziz ve celi! olan Rab: Bakınız kulumun nafile namazı var mı ki, farz namazlardan eksik kalan kısım onun/a tamamlanmış olsun buyurur. Sonra diğer amelleri de bu şekilde hesaba çekilir 2.

İşte bu önemi taşıyan namaz ilk farz kılınan ibadettir. Kur'an'da birçok yerde mü'minlere tevhidden sonra, hatta tevhidle birarada namaz emredilmektedir. Çünkü tevhidden sonca Allah'a namazdan daha sevimli bir ibadet yoktur.

>Y\

JÜI

L~ I

4fe v",

Allah, (e.e.) "iman eden kullarıma söyle namazı gereği gibi yerine getirsinler." buyuruyor3,

Mu'mtnlerin özelliğini anlatan bir ayet-i kerimede de

"Onlar ki, kitaba sımsıkı sarılırlar, namazı ikame ederler, elbette biz onların ecrini zayi etmeyiz."

bu yum ün ak ta d ir.'

Peygamberimiz (S.A.V.)'in .uygulaması da böyle olmuştur, önce tevhid akidesini insanlara aşılamış sonra da namazı yerleştirmiştir. Üstelik bu namazı bu dinin alameti kabul etmiştir, Bir kavimle harp etmek istediği zaman sabahı bekler ezanın okunup okunmadığını kontrol ederdi, hemen hücum etmezdi.

Şayet ezanı  duyarsa vazgeçer aksi halde hücum

ederdi

Muaz   (R.A.)   anlatır.RasuIullah   (S.A.V.)   beni Yemen'e gönderdi. Buyurdu ki;


"Gerçekten sen ehli kilabtan hır kavme gidiyorsun. Unları Allah'tan başka ilah olmadığına benim de Allah'ın Rasulü olduğuna şehadete davet et. Eğer buna itaat ederlerse kendilerine bildir ki Allah onlara her gün ve gecede beş vakit namaz farz kılmıştır. "J

Allah Rasulü Muaz'a imanın arkasından hemen namazı emretmesini istemekle namazın önemini açıkça ortaya koyuyor. Hayatımıza tesir etme bakımından en büyük etkene sahip olan ibadet namazdır. Şayet hayatımızı namazlarımıza göre düzenlersek namaz gerçek hedefine ulaşmış demektir. Bir kişinin nasıl namaz kıldığı yaşadığı hayat (arzından belli olur.

İşte hayatı etkisi altına alacak olan namaz huşu içerisinde kılınan namazdır. Niçin kıldığının bilincinde olarak Allah'a ne sözler verdiğinin bilincinde olarak kılınan namaz huşu içerisinde kılınan namazdır.

Allah (c.c.)

) AvJ*û^w'j.Jl   ,-Jjl   JJ

"Gerçekten ımi'minler kurtuluşa ermiştir. Onlar ki namazlarında huşu içerisindedirler."6

Bu ayet-i kerimede mü'minlerin birinci özelliklerinin namazlarındaki huşu olduğu belirtiliyor. Kurtulmak isteyen bir kimseye mü'min olmak yetmiyor. Aynı zamanda namaz kılması da gerekiyor. Namaz kılması da yetmiyor huşu içerisinde namazını ikame etmesi gerekiyor. Nitekim Rasülullah (S.A.V.):

"Her şeyin bir direği vardır. Dinin direği namazdır. Namazın direği, de huşu'dur. Allah katında sizin en hayırlını: en çok takva sahibi olanınızda; "

Huşu, tertemiz bir kalple Allah'ın huzurunda saygılı olmaktır. Kalple ve bedenle Allah'ın .huzurunda tam bir teslimiyet göstermektir. Tüm ibadetlerin makbı'iliyeti onu eda ederken ki ruh huzuruna ve huşuya bağlıdır. thlasla samimiyetle huşu ile kılınan namaz Allah Rasulünün kıldığı ve bizden kılmamızı istediği namazdır.

Yukarıda okuduğumuz ayetteki huşunun anlamı; Allah'a gönülden boyun eğerek, O'nun huzurunda bulunulması, acziyet ve alçak gönüllülük içerisinde kalbin titremesini vc tüylerin ürpennesini ifade eder. Huşu, aslı kalpte fakat belirtileri bedende olan bir eylemdir. Kalbin huzur ve saygıyla dolması bedeninde sakin ve hareketsiz olmasıdır. Kalbin Allah'ı zikirle huzur bulmasıdır. Çünkü kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzur bulur.

Allah (c.c):

 

0>O İÜ!   1-LJeZ   «ili   /-^  

"Dikkat edin.  Kalpler ancak Allah'ı zikretmekle mutmain olur."


 


1 Mdsnol, Abmnl h. llanN:!. S/368 : Tirmuı, Sabi. 18.1; Ebu Davud, S.. 1 İbrahim Suroi. 14/31. ' A'raf Suresi. "/|70.


145; li>n-i Mace. İla


36


Uulıan, Tcvhıd. ' Mu'nıınun Sure: ' MOsncJ. Ahnıccl


Kur'an-1 Kerim namazımızda ve hayatımızda huşu içerisinde olmamızı istiyor.

ijjji ^-Üür ı J;JC Vj j-Jı o; 'Jjj ^J ,JİJ1

"İnsanlar için hala kalplerinin titreme ve Allah'ın zikrine (Namaza), indirilen hakka huşu duyma vakti gelmedi mi? Ta ki bundan önce kendilerine kitap verilmiş sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalpleri katılaşmış çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar.""

Huşu ile kılman namazda kişi tevazu iie Rabbine boyun eğerek bedeni hareketlerle yaptıklarım kalbiyle tasdik eder. Namazın rüku ve secdesi özellikle de kıraati kişiyi huşulu olmaya sevk eder.

Allah için ikame ettiğimiz namazımızda dünyevi istek ve arzularımızdan uzaklaşmıyor ve Allah'tan gayrı şeylerle irtibatımızı söküp atamıyorsak, namaz dışındaki hayatımızda da bunlardan kurtulamayız. Günlük yaşantısında Rabbiyle irtibatını sağlamayan kimse namazda da istenildiği manada Allah'la irtibatını sağlayamaz.

Huşu içinde kılınan namazın birinci özelliği kişiyi çirkin, .fena ve kötü şeylerden alıkoymasıdır. İlk başta okuduğumuz Ankebut Suresinin 45. Ayet-i kerimesi bunu açıkça ifade ediyor.

Namaz         mü'mini        sadece        kötülüklerden

uzaklaştırmakla kalmaz aynı zamanda .hayatı iyilikler üzerine bina eder. Yalnız Allah için namazını ikame eden bir mü'minin Allah'ın haram kıldığı ve münker saydığı şeylerden uzak durması kaçınılmazdır..Namazı kılan kimse şahsiyetini korumak için namazda okudukları ile ters düşemez. örneğin, günde en az kırk defa "Yalnız sana kulluk ederiz, yalnız senden yardım' dileriz."3 derken bunun bilincinde olan kimse hayatında bir an bile başkasına kulluk etmeyecek başkası adına iş yapmayacaktır. Bizim de namazla hayatımızı birleştirerek hayatımızı namaza göre ayarlama mecburiyetimiz vardır. Böyle hareket ettiğimiz zaman kötülüklerden ve manevi pisliklerden temizlenmiş oluruz.

Rasulüllah (S.A.V.):

"Söyleyin bakalım birinizin kapısının önünde bir nehir aksa günde beş defa o nehirde yıkansa vücudunda kirden bir eser kalır mı? Ashab: Hayır, onun üzerinde hiçbir şey kalmaz, demişlerdir. Dunun üzerine Hz. Peygamber (S.A. V.); işte beş vakit namazın misali budur. Onlarla Allah günahları yok eder. " buyurmuştur.


Cabir  (R-A.)'den   Rasülullah  (S.A.V.)   "Bj^-uaüt namazın misali birinizin kapısı önünden gürü! gürül akan ve içinde    hergiin    beş    defa   yıkandığı    bir    nehir   gibidir. " buyurmuştur.

Muhterem Müslümanlar,

Hz. Peygamber (S.A.V.)'in namazına şöyle bir göz atacak olursak şu tabloyla karşılaşırız: O'nun namazı toplumdaki güç ve kötülük odaklarını tehdit ediyor, onların düzenlerinin temeline dinamit koyuyordu. Bu sebeple Ebu Cehil, Peygamber (S.A.V.)'nin mübarek başlarına secdede iken deve işkembesini koyuyordu. Demek ki O'nun namazı müşrikleri tehdit ediyor, onların bir gün gelip devrileceklerini bu dünyada ve ahirette rezil olacaklarını haber veriyordu. O namazıyla müşriklerin putlarına saygı göstermediğini, onların büyüklüğünü tanımadığını ifade ediyordu.

Hz. Şuayb (A.S.)'de kavmini Allah'tan başka ilah olmadığına, yalnızca Allah:a kulluk etmeleri gerçeğine davet -ediyor ve namazını kılıyordu. O'nun namazı da onların içinde bulundukları ekonomik, siyasal ve sosyal düzenin zulüm düzeni olduğunu haykırıyordu. Onların Şuayp'a karşı tepkileri Kıır'an'da şöyle geçmektedir:

\'jf,  C  LJl'jVi   _y  jUj Jl   'j\   U'.U  XXl

"Ey Şuayp, senin namazın babalarımızın taptığı şeylerden, vazgeçmemizi emrediyor. Sen yumuşak huylu akıllı birisin."6

O halde Muhterem Müslümanlar, Hz. Şuayp'ın namazından şunu anlıyoruz: Namaz, mü'mini pasifize eden, toplumsal olaylardan uzaklaştıran bir ibadet değil, aksine onu

toplumun inkarlarına sapmalarına karşı koyarak, kötülüklerden' alıkoyması için kişiyi mücadeleye sevk eden bir güçtür.

Kişi sabah namazını ikame ederek taze bir güne Allah'la olan ahdini tazeleyerek başlar. Huşu,'kişinin sadece Allah nzası için sabahın erken saatinde kalkarak güzelce abdest alıp Rabbinin huzuruna durmayı ifade eder.

Bir ölüme benzeyen uykunun ağırlığından kurtulup nefsine hakim olarak sabah namazına kalkan kimse Rabbine bir adım daha yaklaşarak Rabbi ile ahdini yenilemiştir. Abdest alarak maddi pisliklerden, namazı ikame ederek de manevi pisliklerden kendisini korumuş olacaktır.

Rasulüllah (S.A.V.):

"Müslüman —veya mii'min- kul abdest aldığı zaman yüzünü yıkar gözü ile baktığı her günah yüzünden su ile birükıe veya suyun son damlası ile çıkar. Ellerini yıkadığı zaman, ellerinin işlediği har günah su ile beraber veya suyun son damlası ile birlikte ellerinden çıkar. Ayaklarını yıkadığı zaman, ayaklarının yürüyerek işlediği her günah su ile veya suyun son


 


' IU'd Süresi. IMS.

1 tUdid Sillesi. 57/16.

' l;i!ilu Suresi, 1/5.

' Buharı. Mcvaltil, 6, Muslini. Musacid, 233.


1 Timizi. Satıl. 149: l'lııı O.ıvuıl. Salnl, &-■ "Iluü Suresi. I lıX7.

37


damlası ile beraber çıkar. Kul sonunda günahlarından arınmış olarak çıkar. "

Bundan sonra da gündüzün meşgalesi içerisine dalmış, güneş tepe noktasına gelmiş mü'min kul yorulmuş, Rabbi ile olan irtibatını tazelemeye ve istirahata ihtiyaç doğmuştur. İşte böyle bir zamanda kul öğle namazını ikame ederek Rabbine karşı şükrünü ifa etmeye çalışır.

Sonra ikindi namazı ile kendini kontrol eder işlediği günahlardan tevbe eder ve Rabbi ile olan ahdini yeniler. Akşam namazında da aynı şeyleri tekrar eder.

Karanlık bastırınca gecenin kendisi için dinlenme vakti kılındığını anlar ve ölüme kucak kucağa olduğunun bilincinde olarak yatsı namazıyla gününü tamamlar. Rabbinden gün içindeki hataları için at'diler ve sağlıcakla sabahlamanın temennisiyle dua ederek yatağına yalar.

Namazın huşu içinde olabilmesinin bir şartı da vakitlere dikkat edilmesidir. Tüm engelleri ve mazeretleri ortadan kaldırıp namazı ilk vaktinde kılmak huşunun gereğidir. Peygamber efendimiz namaz vakitlerine çok dikkat eder ve onu ilk vaktinde ikame ederdi.

Allah Rasulüne Amellerin en faziletlisi hangisidir diye soruldu da RaSulullah; vaktinde kılınan namazdır buyurdu. Sonra hangisidir denildi, Allah yolunda cihaddır".

Burada Rasülüllah namazı cihadın önünde zikrederek namazın önemini ortaya koymaktadır.

Muhterem Müslümanlar

Muşu ile kılman bir namazın baştan sona ne ifade elliğini bir düşünelim. EJbetteki- huşu içinde kılınan namazdaki her hareketin bir anlamı olacaktır. Bunları şöylece özetleyebiliriz.

1. Ab d es t:

Namazın anahtarı mü'minin silahadır. Mü'min her abdest alışında yepyeni bir ruh ve.hamle ile kulluk görevinin ifasına koşarken onun kulluk ve itaat ruhunu her an canlı tutmaktadır. Mü'min her abdest alışında maddi pisliklerden arındığı gibi manevi kirlerden de arınmaktadır ve Allah'ın huzuruna tertemiz çıkmakladır. '

Rasulullah (S.A.V.)

"Kim abdest ini alır da abdesüni güzel yaparsa günahları bedeninden çıkar hana tırnaklarının allından çıkar." buyurmuştur.

2. Kıbleye Dönmek:

Yeryüzünde tüm inananların aynı anda aynı yöne yönelmesi onları (ek bir vücud ve tek bir kalp haline getirmeyi amaçlamaktadır. Namazda Allah'a yönelmek namaz dışında da Allah'a yönelmeyi gerektirir. Namazda


kıbleye, ve dolayısıyla Allah'a yönelmek demek, O'nun emirlerine yönelmek hayatı O'na bağlamak demektir.

Rasulullah (S.A.V.)

"Kim evinde abdest alır sonra da Allah'ın farzlarından bir farzı yerine getirmek için Allah'ın evlerinden bir eve doğru giderse, adımlarından birisi bir günahı siler diğeri de bir derece yükseltir. " buyurmuştur.

3. (Niyet:

Böylesine mühim bir ibadeti yerine getirmeye karar veren mü'min bütün kalbiyle ve cisnüyle Allah'ın huzuruna çıkarken yapacağı ibadete hiçbir şey karıştırmayacağına ve sadece Allah rızası için yapacağına söz verir. Halis bir niyet ve bu niyetle ikame edilen namaz Allah'ın emir ve yasaklarını tutma ameliyesine güç kazandırır.

4.  Tekbir:

Allah (c.c.)

"O, kıyam etliğin (namaza kalktığın) zaman seni görendir."  buyurmuştur.

Kişi tekbir almak suretiyle Allah'ın en büyük olduğunu diliyle bir kez daha tazeler. Allah'ın en büyük olduğunu ilan etsin ki, Allah'tan başkaları küçülsün. Her zaman ve her yerde Allah'ın büyük olduğu iyice anlaşılsın. Ayrıca   "AUahüekber"   diyerek   ellerini   kulaklarına   kadar

.kaldıran mü'min, Allah'tan başka'her şeyden ilgiyi keser ve bir manada dünyayı  elinin tersiyle arkaya atar.   Kalbini ve

'aklını sadece Allah'a teslim eder.

5. Kıyam:

Mü'min bu kıyamında bütün kötülüklerden uzak kalacağına, onları yok etmek için karşı geleceğine söz vererek bu sözünü kıyamla ispatlar. Dağların Allah'ın huzurunda kıyam halinde bulunduğunu düşünerek onlara eşlik eder.

6. Kıraat:

Rabbi ile sohbete başlayan 'mü'min kıraati yerine getirir. Allah'ı herşeyden tenzih ederek Sübhanekeyi okur, Şeytandan Allah'a sığınır. Kuran'in özü surelerin anası ulan Fatiha Suresinin manalanndaki derinliği tefekkür ederek okur Rabbi ile sohbetinde onun emirlerini tekrarlayarak ayetleri okudukça düşünür düşündükçe de ürperir. Namazın bitiminden itibaren işlediği kötülükleri terketmeye azmeder. O inandığı peygamberin şöyle dediğinin bilincindedir; "Namaza duran nice kimseler vardır ki; onun bu durmasından eline geçen yorgunluk ve argınlıktır. "" buyurmuştur.

7. Rüku:


 


' Müslim. Tubanl, ->2, Tinni«. Taharcl. :.

' Müslim. İman. I3T; Ruhari, Tcvhi.1. 4f. Cilı»d, I.

1 Müslim. Taharcl, 32; Muvaııa, Taharet, V).


' Müslim. Mcsacitl, ;s2: llın-i Macc. İkame. I'(7

' Şuanı Suresi, INI tS

* Müsned, Ahmcd h llanM. .V.171

38


 


Rüku,      başkalarının      değil      sadece      Allah'ın          efendimizin güzide ashabının namazları gibi huşu iç

huzurunda     eğilmenin     ifadesidir.     Allah'ın     emir     ve           kılınan namazlar içerisine katsın. Amin...

yasaklarına boyun eğmeyi ifade eder.

8. Secde:

Rükudan sonra Allah'ın huzurunda daha da küçülmek, küçülmenin ve tevazünün en son derecesidir. Bütün uzuvların yaratılış maddemiz olan toprağa yapışması, hem de insanoğlunun kibir alameti olan alnının yere gelmesi. Melun şeytanın yapamadığı ve mü'min kul yaptığı zaman ela en çok zoruna giden namazın en önemli rüknü. Mü'miıı'in Allah'a en yakın olduğu an.

İşte namazın rükünlerinin bu manalara geldiğinin bilincinde olarak kılınan namaz huşu içerisinde kılman bir namazdır. Allah katında kabule şayan namaz bu şartlan taşıyan namazdır. Allah'ın bizden istediği namaz ne dediğinin bilincinde ve ne yaptığının bilincinde olarak tevazu içerisinde kılınan namazdır.

Namazda kıraatin amacı onu anlamak, yaşamak ve yaşatmaktır. Anlamı bilinmeden okunan ayetler kişiye nasıl huşu verebilsin ki?

Allah Rasulü ve ashabı hayatı uygulamadıkları bir sure veya ayet-i namazlarında okuyorlar mıydı? Elbette ki hayır. Çünkü onlar Allah katında makbul olan namazın huşu içerisinde kılman namazın olduğunu biliyorlar ve buna canı gönülden inanıyorlardı. Rasuhıllah'ın söylediklerinin bilincindeydiler.

Allah (c.c.) çeşitli ayet.-i kerimelerden namazı muhafaza etmemizi emrediyor. Bunun manası, namazda edindiğimiz kalp huzurunun namazdan sonraki hayatımızda devam ettirmektir,.

Namaz bir sabır eğitimidir. Seyid Kutup bu sabrı şöyle.anlıyor: '.'Günahlardan uzak durmak için sabır, Allah'a ulaştıracak yolu kesmek isteyenlerle mücadelede sabır, türlü • . türlü   tuzaklar karşısında  sabır,  zaferin  gerçekleşmesi ve başarının gecikmesi karşısında sabır."

Muşu içerisinde namazım eda eden mü'min her zaman kendini zinde hissedecektir. Çünkü namazda Allah'a bir takım sözler verdiğinin bilincinde olarak hareket edecektir. Bunun sonucu olarak ta görevini yapmışlığın rahatlığı içerisinde hayatını sürdürecektir.

Muhterem Müslümanlar

Kısaca özetlersek; Allah ve Rasulünün kılmamızı istediği namaz huşu içerisinde kılınan namazdır. Hayatı etkileyen namaz huşu ile kılınan namazdır. Dinin ayakta sapasağlam durmasını sağlayan namaz huşu ile kılınan namazdır.

Allah, hakkıyla namazını eda ederek namazının bilincinde olarak yaşayabilen kulları içerisine bizleri de ilhak eylesin. Allah bizlerin namazlarını peygamberi zişan güzide efendimizin güzide ashabının namazları gibi huşu içinde kılınan namazlar içerisine katsın ....


Yorumlar - Yorum Yaz


Kurban Dokumanları
Namaz Kitapları
Aydın Gökçe Bey'e Teşekkür
Sitemize Vaaz Ansiklopedisi olarak eklediğim bölüm Aydın Gökçe'nin Almanya'da görevli iken çeşitli kaynaklardan yaptığı vaazları alfabetik sıraya almasıyla oluşmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum.
Bu vaazlar ayrıca Dosyalar bölümünde de yer almaktadır. Vehbi Akşit
Vaaz Ansiklopedisi
VAİZLER KÜTÜPHANESİ
Kur'ani Site
Hava Durumu
Anlık
Yarın
15° 8°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.94973.9655
Euro4.63454.6531
Saat