• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/vaazdokumanlari/
  • https://www.twitter.com/@vaazsitesi
Üyelik Girişi
Vaaz Kategorileri
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi12
Bugün Toplam548
Toplam Ziyaret3651202
İslam Ansiklopedisi
Hadislerle İslam
Site Haritası
Takvim
Vaaz Dokumanları

Sabrın Fazileti ve Sabırlı İnsanların Mükafatı

SABRIN FAZİLETİ VE SABIRLI İNSANLARIN MÜKÂFATI

 

AYET : BAKARA SURESİ – 153.AYET

 

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَعِينُواْ بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ:

 

          MEALİ :

 

     “Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir.”  (BAKARA SURESİ – 153. AYET)

 

     İnsanın her sahadaki başarısı, sabra bağlıdır. İlim ve sanatta yükselmesi, ticarette ilerlemesi, ibadette devamlılığı hep sabırladır. Sabırsız çiftçi, harman; sabretmeyen talebe, irfan; sabırsız asker, zafer; sabretmeyen çırak, hüner elde edemez. Sabır, güçlükler karşısında Allah’tan korktuğu ve O’nun rızasını ümit ettiği için, nefsini fenalığa bırakmayıp tutmaktır. Sabır, tökezlemeyen bir binektir, insanı süratle ve emniyetle emeline ulaştırır. Sabır, saadet kapısının anahtarıdır. Sabır, başarının ilk ve son şartıdır. Sabır, cennet hazinelerinden bir hazinedir.

     Sabrın değeri hakkında Hz Peygamber (SAV) şöyle buyuruyor:

     “Sabır, imanın yanında cesette baş gibidir.”

     Tek kelimeyle sabır, dünya ve ahiret nimetlerini elde etmenin en mühim şartıdır. Çünkü Allah şöyle buyuruyor:

 

وَأَطِيعُواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَنَازَعُواْ فَتَفْشَلُواْ وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُواْ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ:

 

     “Allah ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”  (ENFAL SURESİ – 46. AYET)

     Sabır başlıca üç kısma ayrılır: Belalara sabır, farzları yerine getirmekte karşılaştığımız güçlüklere sabır, şehvani arzulara uymama konusunda sabır

     İmtihan sahası bulunan dünya hayatında insan bir takım imtihanlarla karşılaşacaktır. Bundan kaçmanın imkânı yoktur. Bazı yakınlarımızın hayatı son bulacak, hastalandığımız veya iflas ettiğimiz olacaktır. Bu gibi hadiseler karşısında sabretmesini bilir ve kulluğun gerektirdiği teslimiyeti gösterirsek, ilahi imtihanda başarılı oluruz. Aksi halde hem ilahi takdir yerini bulur, hem de bizler imtihanı kaybetmiş oluruz. Hâlbuki mümin, nimete şükrederek sevaba, mihnete sabrederek saadete ulaşacaktır.

     Yüce Allah kullarını zaman zaman değişik imtihanlara tabi tutar. Bu imtihanda sabır gösterenlerin dereceleri yükselir ve ilahi mükâfata nail olurlar. Bu konuda Kur’an şöyle buyurur:

 

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِّنَ الْخَوفْ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِّنَ الأَمَوَالِ وَالأنفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ:

     “And olsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber! ) Sabredenleri müjdele!” (BAKARA SURESİ – 155. AYET)

     Hz Peygamber (SAV) şöyle buyuruyor:

     “Allah kime hayır eriştirmeyi dilerse, onu bir musibete uğratır.”

     Başka hadislerinde Hz Peygamber (SAV) şöyle buyuruyor:

     “Sa’d sordu: “Ey Allah’ın Resulü! İnsanların bela yönünden (ilahi imtihana uğrama) en şiddetlisi hangisidir?” Hz Peygamber (SAV) cevap verdi: “Peygamberlerdir. Daha sonra derecelerine göre diğer müminlerdir. Bir kişi dini derecesine göre ilahi imtihana tabi tutulur. Eğer dininde kuvvetliyse onun belası şiddetli olur. Dininde zayıfsa dindarlığına göre imtihana tabi tutulur.”

     Topraktan çıkan kıymetli madenler, külçe halinde değil toprağa karışmış zerreler halinde elde edilmektedir. Bu madenlerin aslî şekline çevrilmesi, çelik kovaların içine konularak hararet derecesi yüksek ateşlerin üzerinde eritme muamelesine tabi tutulmaktadır. Kova kızdıkça değerli maden erimekte ve cevher cüruftan ayrılmaktadır.

     Topraktan yaratılan insanın benliğinde meknuz değerlerin meydana çıkması, hem sahibinin hem de diğer insanların bu hasletlerden istifade edebilmesi, kişinin ilahi iptilalara tahammül edebilmesine bağlıdır. Hz Peygamber (SAV) şöyle buyuruyor:

     “Bir Müslüman’a yorgunluk, ağrı, acı, kaygı, keder, tasadan, diken batmasına varıncaya kadar herhangi bir şey isabet etse, Allah buna karşılık onun hatalarını örter.”

     “İmanın faziletçe en değerli olanı derecesi sabır ve hoş görü sahibi olmaktır.”

     “İmanın yarısı sabırdır. Yakîn ise tamamı imandır.”

     İman sahibi olan kimsenin mükellef bulunduğu ibadetleri yapabilmesi sabra ihtiyaç göstermektedir. Yazın en sıcak ve uzun günlere tesadüf eden Ramazan orucunu tutmak, kış mevsiminin en soğuk günlerinde sıcacık yatağından kalkıp buz gibi su ile abdest alıp camiye koşmak ve farz olan haccı ifa etmek için Mekke’ye gitmek hep sabra ihtiyaç göstermektedir.

     Hz Peygamber (SAV) şöyle buyuruyor:

     “Hiçbir kul sabırdan daha geniş ve daha değerli bir nimetle rızıklandırılmamıştır.”

     “Müminin sabır ve dua silahı ne hoştur.”

     Güzel kokuları ile insanları gaşyeden rengârenk güllerin sapında dikenler doludur. Güle talip olanın dikenden şikâyeti olmaması gerekir. Rıza gülünü dermek isteyenlerin, bela dikenlerine tahammül göstermesi gerekir. Bir hadis-i kutsî’de Allah şöyle buyuruyor:

     “Kulumu gözsüzlükle imtihan ettiğim zaman sabrederse, ona iki gözüne bedel cenneti veririm.”

     Allah kulunu imtihan ederken, onun tahammül edemeyeceği bir şeyi yüklemez. Verdiği bela kadar sabır da ihsan eder. Sabır, bir zırhtır, onu giyen belaların tesirinden kurtulur.

     Allah’ın emirlerini yerine getirmeye ibadet adı verilmektedir; belalara sabır da Allah’ın emirlerindendir. Bu emre itaat ibadetin ta kendisidir. Allah şöyle buyuruyor:

 

وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ إِلاَّ بِاللّهِ وَلاَ تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلاَ تَكُ فِي ضَيْقٍ مِّمَّا يَمْكُرُونَ:

 

     “Sabret! Senin sabrın da ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlardan dolayı kederlenme; kurmakta oldukları tuzaktan kaygı duyma!”  (NAHL SURESİ – 127. AYET)

     Allah, kulunu günahlardan temizlemek için iki yol açmıştır: Biri tevbe diğeri de sabırdır. Tevbe eden günahlarından arınır, sabreden kimse günahlara bulaşmaz.

     Hz Peygamber (SAV), Uhud savaşınca iki dişi kırılınca sabır ve tahammül gösterdi. Kendisine bu hali reva gören putperest kavmin aleyhinde dua etmedi, bilakis gelmesi muhtemel belalara karşı şöyle yalvardı: “Ya Allah, kavmime hidayet ver. Onlar hakikati bilmiyorlar.”

     Şahısları büyük yapan husus, gelen bir felaket anında ilk takındığı tavırdır. Bu hareket onu ilahi imtihanda muvaffak kılar. Bu davranış onun adını dillere destan eder. İlk anda gaflet gösterir de ilahi takdire isyan manası taşıyan bir söz sarf ederse imtihanı kaybeder. Bundan sonra sabır göstermiş olsa bile artık hayrı olmaz. Bu noktada Hz Peygamber (SAV) şöyle buyuruyor:

     “Makbul olan sabır, belaya uğradığı ilk anda gösterilmiş olan sabırdır.”

     Buharî ve Müslim’de şu hadis rivayet edilir:

     “Hz Peygamber (SAV) mezarlıktan geçiyordu. Orada bir kadın ağlamaktaydı. Hz Peygamber (SAV) kadına şöyle buyurdular: “Allah’tan kork ve sabret.” Kadın Hz Peygamber (SAV)’i tanıyamadı ve O (SAV)’e şöyle dedi: “Benden uzaklaş! Sen, benim uğradığım musibete uğratılmış değilsin.” Ashap tarafından kadına: “Sen ne yaptın? O, Hz Peygamber (SAV)’dir.” denildi. Kadın hemen Hz Peygamber (SAV)’e geldi. Onun yanında kapıcılar ve muhafızlar bulmadı. Hz Peygamber (SAV)’den özür diledi ve şöyle dedi: “Ben sizi tanıyamamıştım.” Kadının bu mazereti karşısında Hz Peygamber (SAV) şöyle buyurdular: “Makbul olan sabır, belaya uğradığı ilk anda gösterilmiş olan sabırdır.”

     En sert hububat ateşte kaynatılınca pişmektedir. İnsanları pişiren ve kâmillerin sohbet sofralarına çıkaran şey, çekilen dertlerdir. Onun için Hacı Bayram Veli şöyle diyor:

     “Çiğdik piştik elhamdü lillah”

     Allah şöyle buyuruyor:

 

قُلْ يَا عِبَادِ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا رَبَّكُمْ لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌ وَأَرْضُ اللَّهِ وَاسِعَةٌ إِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ أَجْرَهُم بِغَيْرِ حِسَابٍ:

 

     “(Resulüm!) Söyle: Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah’ın (yarattığı) yeryüzü geniştir. Yalnız sabredenlere, mükâfatları hesapsız ödenecektir.”  (ZÜMER SURESİ – 10. AYET)

     Ebu Rabah oğlu Atâ diyor ki: “İbni Abbas bana: “Sana cennet ehlinden bir kadın göstereyim mi? dedi. Ben de: “Evet” cevabını verdim. O: “Şu siyah kadın Hz Peygamber (SAV)’e gelerek: “Ey Allah’ın Resulü! Ben saraya tutulup bayılıyorum. O sırada açılıyorum. Benim için Allah’a dua edin.” dedi. Hz Peygamber (SAV): “Eğer diler, sabredersen sana cennet vardır. İstersen sana afiyet vermesi için Allah’a dua edeyim.” buyurdu. Kadın da: “Sabredeceğim. Benim üstüm sara geldiği zaman açılıyor. Bari açılmamam için dua ediniz.” dedi. Hz Peygamber (SAV) ona istediği şekilde dua etti.

     İbadetlerimizi ifa etmede karşılaştığımız bazı zorluklar olur. Fakat uykusuzluğa katlanmayan, namaz kılmayan, açlık ve susuzluğa sabretmeyen, oruç tutmayan, yol sıkıntılarına tahammül göstermeyen, hac vazifesini ifa etmeye güç yetirebilir mi? Nefsimiz; sıcak yataktan kalkıp soğuk su ile abdest almak, uykuyu terk edip camiye gitmek, uzun ve sıcak günlerde Ramazan orucunu tutmak, hac yolculuğunun meşakkatlerine katlanmak istemez. Nefse, sabır silahı ile karşı koyan ve bu husustaki zahmetlere katlanan zafere ulaşır. Şehvani isteklere karşı sabır göstermek, vazifemizdir. Nefsin isteklerine kapılmamak, ancak sabırla mümkündür.

     İnsanlık tarihi tetkik edilecek olursa semavi dinlere iman etmeleri ve peygamberlerinin gösterdiği yolda yürümeleri sebebiyle zulme uğrayan insanların sabır ve tahammül gösterdikleri işkenceler, idrak sahibi insanların beynini ürpertir. Başının ortasından testereyle ikiye ayrılan, içi ateşle doldurulmuş çukurlara atılan fakat imanını feda etmeyen, halkın korkusundan çekinip Allah’ı inkâr etmeyen ne kadar iman ehli görülecektir. Bu konudaki bir hadis-i şerif şöyledir:

     Süheyb (RA),Hz Peygamber (SAV)’in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

     “Sizden önceki ümmetler arasında bir padişah ve onun bir sihirbazı vardı. Yaşlandığı vakit padişaha şöyle dedi: “Ben ihtiyarladım, bana bir genç gönder de ona sihir öğreteyim.” Padişah ona bir genç yolladı. Gencin yolunun üzerinde bir rahip vardı, yola çıktığında onun yanında oturup sözlerini dinlerdi. Anlattıkları gencin hoşuna gitti ve onun dinine girdi. Sihirbaza giderken rahibe uğrar, yanında otururdu. Sihirbazın yanına vardığında geç kaldın diye sihirbaz onu döverdi. Bu durumdan rahibe şikâyet etti. O, şöyle dedi: “Sihirbazdan korkup çekindiğinde evimizdekiler alıkoydu; ailenden çekindiğin zaman sihirbaz bırakmadı dersin.” O bu hal üzere devam ederken bir gün, insanları yolundan alıkoyan büyük ve yırtıcı bir hayvan, üzerine çıkıp vardı. Kendi kendine: “Acaba sihirbaz mı üstün, rahip mi, bugün öğrenmiş olacağım.” dedi. Bir taş aldı ve şöyle dedi: “Ya Allah! Eğer rahibin işi sana sihirbazın işinden daha sevimliyse şu hayvanı öldürüver, ta ki, halk yoluna devam etsin.” Taşı attı ve hayvanı öldürdü. İnsanlar geçip gitti. Delikanlı rahibe geldi ve hadiseyi kendisine haber verdi. Rahip şöyle dedi: “Ey oğul! Bugün sen, benden daha üstünsün. Senin şanın gördüğün dereceye ulaştı, yakında bir iptilaya uğratılırsın. Eğer bir belaya uğrarsan benim aleyhime yol gösterme.”

     Delikanlı körleri, alaca hastalığına tutulmuş kimseleri kurtarır ve halkın diğer hastalıklarını tedavi ederdi. Padişahın kör olan bir arkadaşı bunu duydu. Birçok hediyelerle delikanlıya geldi ve şöyle dedi: “Eğer sen bana şifa verirsen, bu hediyelerin hepsi senindir.” Delikanlı şöyle dedi: “Ben hiç kimseye şifa veremem, şifayı ancak Allah verir. Eğer Allah’a iman edersen, Allah’a dua ederim, O da sana şifa verir.” Hasta derhal iman etti. Allah kendisine şifa verdi. Padişaha gelerek daha evvel nasıl oturuyor idiyse öyle oturdu. Padişah arkadaşına sordu: “Gözünün görmesini sana kim sağladı.” O, şu cevabı verdi: “Rabbim.” Padişah sordu: “Senin benden başka rabbin mi var?” Arkadaşı cevap verdi: “Benim Rabbim de senin Rabbin de Allah’tır.” Padişah kendisini yakalattı, delikanlıyı söyleyinceye kadar işkenceye devam etti. Delikanlı huzura getirildi. Padişah ona şöyle dedi: “Ey oğlum, sihrin körleri ve ala tenlileri kurtaracak dereceye ulaşmış, öyle mi?” Delikanlı cevap verdi: “Ben hiçbir derde şifa veremem, şifayı ancak Allah verir.” Padişah onu tutukladı, rahibi haber verinceye kadar işkenceye devam etti. Rahip, padişaha getirildi ve Ona: “Dininden dön.” denildi. Rahip bu teklifi reddetti. Padişah bir testere istedi, onu rahibin başının ortasına dayadı ve testere ile başını iki parçaya böldü, her iki parça bir tarafa düştü. Sonra padişahın arkadaşı getirildi, ona da : “Dininden dön.” denildi. O da bu teklifi reddetti. Testereyi başının ortasına koyarak ikiye ayırdı, her iki parça bir tarafa düştü.

     Daha sonra delikanlı getirildi, ona da: “Dininden dön.” denildi. O da bu teklifi reddetti. Padişah onu kendi arkadaşlarından bir cemaate teslim etti ve şöyle dedi: “Onu falan dağa götürün, tepesine çıkarın. Dağın üstüne vardığınızda dininden dönerse kendisini bırakın. Aksi halde dağdan aşağı atın.” Delikanlıyı derhal götürdüler ve dağa çıkardılar. Genç şöyle dua etti: “Ya Allah, nasıl dilersen beni onlara karşı koru.” Bunun üzerine dağ sarsıldı, onlar da dağdan aşağı düştüler. Delikanlı yürüyerek padişahın huzuruna geldi. Padişah ona sordu: “Arkadaşların ne oldu?” Delikanlı cevap verdi: “Allah beni onlara karşı muhafaza etti.” Padişah onu adamlarından başka bir gruba teslim etti ve onlara şöyle dedi: “Bunu götürün bir gemiye bindirip denizin ortasına iletin. Dininden dönerse serbest bırakın, aksi halde denize atın.” Götürdüler, delikanlı şöyle dua etti: “Ya Allah, nasıl dilersen beni onlara karşı koru.” Bunun üzerine gemi onlarla birlikte alt üst oldu, hepsi boğuldular. Delikanlı yürüyerek padişaha geldi. Padişah sordu: “Arkadaşların ne oldu?” Delikanlı cevap verdi: “Allah, onlara karşı ayakta tuttu.” Daha sonra padişaha şöyle dedi: “Sana emrettiğimi yapmadıkça beni öldüremezsin.” Padişah sordu: “O tavsiyen nedir?” Delikanlı cevap verdi: “Halkı geniş bir meydana toplayacaksın, beni de hurma dalına asacaksın, sonra ok torbandan bir ok al, oku yayın tam ortasına yerleştir, daha sonra: “Delikanlının rabbi olan Allah’ın adıyla” de, sonra at. Sen böyle yaptığın takdirde beni öldürebilirsin.”

      Bunun üzerine padişah halkı bir meydana topladı, delikanlıyı hurma dalına astı, sonra delikanlının ok torbasından bir ok aldı, yayın tam ortasına koydu. Daha sonra: “Delikanlının Rabbi olan Allah’ın adıyla” dedi ve oku attı. Ok delikanlının şakağına isabet etti. Delikanlı elini şakağına koydu ve ruhunu teslim etti. Halk şöyle dedi: “Delikanlının rabbine iman ettik.” Sonra padişah getirildi ve ona şöyle denildi: “Çekindiğin şeyi gördün mü? Allah’a and olsun ki korktuğun başına geldi, halk iman etti.” denildi. Padişah sokak ağızlarına hendekler açılmasını emretti, hendekler açıldı, içleri ateşle dolduruldu ve şöyle denildi: “Kim dininden dönmezse zorla ateşe atın veya onları ateşe sokun.” Bu işleri yaptılar. Nihayet kucağında çocuğu ile birlikte bir kadın geldi, ateşe düşmemek için durdu, sendeledi. Çocuk kadına şöyle dedi: “Ey anneciğim, sabret. Çünkü hak din üzeresin.”

     Can azizdir, hayat lezizdir. Bu kıymetli varlığı ve göz alıcı dünya hayatını feda edebilmek, ancak candan daha aziz mefhumlar uğrunda yapılabilmektedir. İman bunların başında gelmekte; vatanını ve ırzını korumak ta bunu takip etmektedir. İslam dininin insanlara tebliği zamanında öfkeden kuduran müşrikler, inanmış ve İslamî esasları kabul etmiş olan müminlere tüyler ürpertici işkenceler yapıyorlardı. Onların ağlayıp sızlamaları ile süflî hislerini tatmine çalışan putperestler, mazlumlara acımak yerine işkencelerini arttırıyorlardı. Bu zulümlere maruz kalan insanlardan bir örnek verelim:

     Hubbat’ın kızı bulunan Sümeyye (RA), Mahzum oğullarından Ebu Huzeyfe b. Mugire’nin cariyesi bulunuyordu. Ebu Huzeyfe, cariyesi Sümeyye (RA)’ı, Yemen’den kalkıp Mekke’ye gelmiş ve kendisine sığınmış bulunan Yasir (RA) ile evlendirmişti. Bu evlilikten Ammar (RA) dünyaya geldi. Yasir (RA), Sümeyye (RA) ve çocukları İslam’ı kabul etmişlerdi. Başta Mahzum oğulları olmak üzere müşrikler kendilerine büyük işkence yapıyorlardı. Yasir (RA), Mekke’li olmadığından ve kendisine arka çıkacak kimsesi bulunmadığından; Sümeyye (RA) da cariye olduğundan zalimlerin en feci işkencelerine maruz kalıyorlardı. Fazla taşlık ve kayalık olduğu için, Mekke’nin en sıcak yeri bulunan Ramda semtinde Müslüman olan kimsesizlere işkence ediliyordu. Müşrikler günün birinde Yasir (RA)’a, eşi Sümeyye (RA)’a, oğulları Ammar (RA)’a akıllara durgunluk verecek zulümler yapmaya başlamışlardı. O sırada Hz Peygamber (SAV) de Ramda’ya gelmişlerdi. Bu mezalimi görünce şöyle buyurdu: “Sabredin ey Yasir ailesi! Mükâfatınız cennettir.” Yasir (RA) şöyle dedi: “Zaman hep böyle mi devam edip gidecek?” Hz Peygamber (SAV) şöyle dua buyurdu: “Ya Allah, Yasir ailesine rahmetini ve mağfiretini ihsan et.”

     Müslüman oldukları ve kimsesiz bulundukları için Hz Sümeyye (RA) ve kocasına yapılan bu işkenceler devam edip gitmekteydi. Bir gün azgın müşrik güruhu, kızdırılmış bir zırhı onun çıplak vücuduna giydirip sıcak kumlar üzerine yatırdılar ve bu şekilde işkenceye devam ettiler. Müşrikler işkence yaparken Sümeyye (RA)’nın kalbindeki iman kevseri coşup taşıyor, bu acılara karşı ebedî ve câvidânî bir hayata nail olacak bir sabır gösteriyordu. Kocası Yasir (RA), bu işkencelere dayanamayarak can verince, Ebu Cehil’in amcası bulunan Ebu Huzeyfe: “Sümeyye’nin işini de sana bırakıyorum.” dedi.

     Yaşlı, zayıf ve yapılan işkenceler altında oldukça sarsılmış bulunan Sümeyye (RA), hayat arkadaşını ve teselli kaynağı kocasını kaybedince daha fazla çökmüştü. Bir gün Ebu Cehil, Sümeyye (RA)’ya: “Sen Muhammed (SAV)’e ancak cemaline âşık olduğun için iman ettin.” diye çatmıştı. Hz Sümeyye (RA), son gayretiyle ve imanın verdiği bir öfkeyle Ebu Cehil’e hakaret etti. Duyduğu laflarla suratına tükürülmüşe dönen bu azgın dinsiz, elindeki mızrağı, Sümeyye (RA)’ın ön tarafına saplayarak onu şehit etti.

     İslam uğrunda ilk şehit düşen kadın,Sümeyye (RA)’dır. Erkekler arasında ise Yasir (RA)’dır. Hz Peygamber (SAV), cefalara karşı imanda sebat gösteren ve bu uğurda hayatlarını feda eden Yasir hanedanına şöyle dua buyurmuştu:

     “Ya Allah, Yasir ailesine rahmet ve mağfiretini ihsan buyur.”

     Bedir harbi günü, Ebu Cehil’in canı cehennemi boylayınca, Hz Peygamber (SAV), Ammar (RA)’a şöyle buyurdu: “Allah, annenin katilini katletti.”

     Bir hadis-i şerifle son verelim:

     “Cennette öyle bir derece vardır ki, ona ancak meşakkatlere tahammül edenler erişirler.”

     Allah, belalara ve hayatî meşakkatlere sabreden; ibadetleri ifa sırasında karşılaşılan zahmetlere tahammül eden ve nefs-i emmare’nin heva ve heveslerine muhalefet eden sadık kulları arasına bizleri de ilhak eylesin… ÂMİN…

 

KAYNAK : KÜRSÜDEN MÜMİNLERE VAAZ VE İRŞAT     MEHMET EMRE


Yorumlar - Yorum Yaz


2018 Ramazan
Namaz Kitapları
Aydın Gökçe Bey'e Teşekkür
Sitemize Vaaz Ansiklopedisi olarak eklediğim bölüm Aydın Gökçe'nin Almanya'da görevli iken çeşitli kaynaklardan yaptığı vaazları alfabetik sıraya almasıyla oluşmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum.
Bu vaazlar ayrıca Dosyalar bölümünde de yer almaktadır. Vehbi Akşit
Vaaz Ansiklopedisi
VAİZLER KÜTÜPHANESİ
Kur'ani Site
Hava Durumu
Anlık
Yarın
12° 13° 9°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.45875.4806
Euro6.15796.1826
Saat