• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/vaazdokumanlari/
  • https://www.twitter.com/@vaazsitesi
Üyelik Girişi
Vaaz Kategorileri
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi25
Bugün Toplam834
Toplam Ziyaret3091418
İslam Ansiklopedisi
Hadislerle İslam
Site Haritası
Takvim
Vaaz Dokumanları

Günah Kavramı ve Helak Edici Yedi Büyük Günah

GÜNAH KAVRAMI VE HELAK EDİCİ YEDİ  BÜYÜK GÜNAH

 

AYET : NİSA SURESİ – 31. AYET

 

إِن تَجْتَنِبُواْ كَبَآئِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْعَنكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُم مُّدْخَلاً كَرِيماً:

 

                  MEALİ :

 

     “Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan sakınırsanız, küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.”  (NİSA SURESİ – 31.  AYET)

 

     Günah, Farsça bir kelime olup, dinde suç sayılan, Allah’ın yasak ettiği söz ve davranışlar demektir. Allah’ın yapın dediği bir şeyi yapmamak günah olduğu gibi, yapmayın dediği bir şeyi yapmak ta günahtır.

     Bir örnek olmak üzere, Allah kullarına namaz kılmayı emretmektedir. Ergenlik çağına gelen aklı başında her Müslüman, Allah’ın bu emrini yerine getirmekle yükümlüdür. Böyle bir kimse namaz kılmayacak olursa büyük günah işlemiş olur. Bir başka örnek; Allah insanlara aralarında nikâh bağı bulunmayan başka bir kadınla bir erkeğin cinsel ilişkide bulunmalarını yasaklamıştır. Allah’ın bu yasağına uymayanlar da büyük günah işlemiş olurlar.

     Kur’an-ı Kerim günahları, büyük ve küçük olmak üzere iki kısma ayırır. Ancak büyük ve küçük günahların nelerden ibaret olduğu hakkında fazla bilgi vermez. Konu ile ilgili ayetlerin bir tanesinde Allah şöyle buyurur:

 

إِن تَجْتَنِبُواْ كَبَآئِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْعَنكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُم مُّدْخَلاً كَرِيما:ً

 

     “Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan sakınırsanız, küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.”  (NİSA SURESİ – 31. AYET)

     Şüphesiz günahların hepsi eşit değildir. Bir adamı haksız yere dövmek ve yaralamak günah olduğu gibi, onu öldürmek te günahtır. Fakat bunlar aynı seviyede değildir.

     BEDRÜDDİN AYNİ diyor ki: “Günahın büyüklük ve küçüklüğü izafi yani bağlantılıdır. Bir günah ki ondan daha büyük bir günah varsa o günah kendisinden daha küçük olana nispetle büyüktür.” Bu itibarla günahlar, birbirine nispetle büyük ve küçük olmak üzere iki kısma ayrılır.

 

                                                  BÜYÜK GÜNAH (KEBİRE)

 

     Büyük günahın, herkesin üzerinde ittifak ettiği bir tanımı yoktur. İslam âlimleri bu konuda farklı tanımlar yapmışlardır. Bu tanımlardan birisi ve belki de en uygun olarak kabul edileni şu tanımdır: “Allah’ın adam öldürmek ve zina etmek gibi ceza tayin ettiği ve işleyene Cehennem’de azap edeceğini bildirdiği her günah, büyük günahtır.”

     İBN HACER EL-HEYTEMİ, büyük günahlar hakkında yazdığı EZ-ZEVACİR AN İKTİRAFİ’L KEBAİR adlı eserinin baş tarafında büyük günah hakkındaki çeşitli tanımları naklederken birinci sıraya bu tanımı almıştır. Bu, şu demektir: Bir günahtır ki onu işleyen kimsenin Cehennem’de azap edileceği Kur’an-ı Kerim ve sahih hadislerde bildirilmişse, o günah, büyük günahtır.

     Kur’an-ı Kerim’de “Şunlar büyük günahlar, bunlar küçük günahlardır.” diye bildirilmiş değildir. Ancak yasaklanan hususlar Kur’an-ı Kerim’de yer almıştır. Hadis-i Şeriflere gelince, Peygamberimiz (SAV)’in:

     “Büyük günahlar, Allah’a ortak koşmak, ana-babaya eziyet etmek, haksız yere adam öldürmek ve yalan şahitliği yapmaktır.”

     “İnsanı mahveden yedi günahtan kaçının.” Ashab’ın: “Ey Allah’ın Elçisi, bu yedi günah nedir?” sorusu üzerine Peygamberimiz (SAV): “Allah’a ortak koşmak, efsun (sihir, büyü) yapmak, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı bir kimseyi haksız yere öldürmek, yetim malı yemek, riba (faiz) yemek, düşmana hücum anında savaştan kaçmak, namuslu, kendi halinde mümin kadınlara zina iftirası yapmaktır.” buyurdu.

     Bu hadislerde sayı bildirilmişse de Ayni’nin dediği gibi; Büyük günahlar bundan ibarettir, başka büyük günah yoktur demek mümkün değildir. Peygamberimiz (SAV) bu ve benzeri sayı bildiren hadis-i şerifleri ile büyük günahlardan toplumu fazlasıyla etkileyenlere dikkat çekmiştir. Yoksa bunlardan başka büyük günah yoktur demek istememiştir. Nitekim sayı bildiren hadislerde yer almayan bazı günahların da büyük günah olduğunu bildirmişlerdir. İşte bu hadislerden birisi de şudur:

     “Bir insanın anne-babasına sövmesi, büyük günahlardandır.” Ashap: “Ey Allah’ın Elçisi, insan anne-babasına söver mi?” diye sorduğunda, Peygamberimiz (SAV): “Evet, bir adamın babasına söver, o da onun babasına söver. Adamın anasına söver, o da onun anasına söver.” buyurdu ve büyük günahlardan saydı.

      Demek ki ne Kur’an-ı Kerim’de ne de Hadis-i şeriflerde, Büyük günahlar şunlardır, bunlardan başka büyük günah yoktur gibi bir ifade yer almamaktadır. Bunun için İslam âlimleri bu konuda da farklı sayılar bildirmişlerdir. İbni Abbas (RA)’a: “Büyük günahlar yedi tane midir?” diye sorulmuş, O da: “Onlar yetmişe daha yakındır.” diye cevap vermiştir. Başka bir rivayette de: “Yedi yüze yakındır, ancak tevbe ile büyük günah diye bir şey kalmadığı gibi ısrarla küçük günah büyük günaha dönüşür.” diye de cevap vermiştir. İbn-i Abbas (RA)’a göre Allah’ın yasak ettiği her şey büyük günahtır. İBN HACER EL HEYTEMİ, yukarıda adını verdiğimiz eserinde 467 büyük günah saymıştır. Bunun için mümin, büyük olsun küçük olsun kime karşı günah işlediğini düşünmeli ve bütün günahlardan sakınmalıdır.

 

                                    GÜNAHIN İNSAN ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

 

     Günah insanın duygu ve düşünceleri üzerinde olumsuz etki yapar. Peygamberimiz (SAV) bu etkiyi şöyle açıklıyor:

     Ebu Hüreyre (RA)’ın rivayetinde Peygamberimiz (SAV) şöyle buyuruyor: “Şüphe yok ki mümin bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer mümin pişman olur, tevbe ve istiğfar ederse siyah nokta silinir. Mümin günaha dönerse o leke de artar. Sonra arta arta bir kılıf gibi kalbini kaplar ki;

 

كَلَّا بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِم مَّا كَانُوا يَكْسِبُونَ:

 

      “Hayır, onların işleyip kazandıkları şeyler kalplerinin üzerine pas tutmuştur.” (MUTAFFİFİN SURESİ – 14. AYET) ayetindeki RAN budur.”

     Hadis-i şerif iki noktaya dikkatimizi çekiyor: BİRİNCİSİ; bir günahı hiç işlememek esastır. O günah ilk defa işlendiği zaman kalbi kirletmekte ve kalbin bazı özelliklerini yitirmesine sebep olmaktadır. Mümin yaptığı bu hatanın, işlediği bu günahın farkına varır, hemen tevbe ve istiğfar ederse kalbi eski halini alır. İKİNCİSİ; Mümin, işlediği bu günahı tekrarlar ve devamlı yaparsa bu leke kalbini tamamen kaplamaktadır.

 

                                            GÜNAHIN CEZASI ŞAHSİDİR

 

     Günah işlemekten doğan ceza şahsidir. Yani herkes işlediği günahın cezasını kendisi çeker, başkasının günahından sorumlu olmaz.

                                         Allah, Kur’an’da şöyle buyurur:

 

مَّنِ اهْتَدَى فَإِنَّمَا يَهْتَدي لِنَفْسِهِ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولاً:

 

    “Kim hidayet yolunu seçerse bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur. Kim de doğruluktan saparsa kendi zararına sapmış olur. Hiç bir günahkâr başkasının yükünü çekmez.”  (İSRA SURESİ – 15. AYET)

     Ancak işlediği günahla kötü çığır açmış ve başkalarına kötü örnek olmuş kimseler, aynı davranışta bulunanların günahı kadar günah taşımış olurlar. Allah, Kur’an’da şöyle buyuruyor:

 

وَإِذَا قِيلَ لَهُم مَّاذَا أَنزَلَ رَبُّكُمْ قَالُواْ أَسَاطِيرُ الأَوَّلِينَ:لِيَحْمِلُواْ أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةًَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمِنْ أَوْزَارِ الَّذِينَ يُضِلُّونَهُم بِغَيْرِ عِلْمٍ أَلاَسَاء مَا يَزِرُونَ:

 

     “Onlara, Rabbiniz ne indirdi? Denildiği zaman öncekileri masalı derler. Kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak taşımalarından başka, bilgisizlikleri yüzünden saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından bir kısmını da yükleneceklerdir. Dikkat edin, yüklendikleri günah ne kötüdür.”  (NAHL SURESİ – 24/25. AYETLER)

     Ayet-i Kerime, başkalarını yoldan çıkaran kimselerin sadece yoldan çıkarma günahını değil, yoldan çıkardığı kimselerin günahlarından bir kısmını da yüklenmiş olacakları bildirilmektedir.

     Bir kısım bedeviler Peygamberimiz (SAV)’i ziyarete gelmişlerdi. Yün elbiseleri vardı. Peygamberimiz (SAV) kılık ve kıyafetlerinden muhtaç olduklarını görünce, halkı onlara yardım etmeye çağırdı. Halkın bu çağrıya katılmada ağır davranması Peygamberimiz (SAV)’i üzdü. Bu esnada Medine’li birisi bir kese gümüş getirdi. Bunu bir başkası izledi, derken birçokları yardım getirdi. Buna memnun olan Peygamberimiz (SAV)’in sevinci yüzünden belli oldu. Şöyle buyurdu: “Her kim İslam’da güzel bir çığır açar da kendisinden sonra onunla amel edilirse, o kimseye açtığı bu çığırla amel edenlerin sevabı kadar sevap yazılır. Amel edenlerin ecirlerinden de bir şey eksilmez. Her kim de İslam’da kötü bir çığır açar ve kendisinden sonra onunla amel olunursa, o kimseye açtığı bu çığırla amel edenlerin günahı kadar günah yazılır. Amel edenlerin günahından da hiç bir şey eksilmez.”

     İnsanı günah işlemeye sevk eden nefistir. Nefis, insanda bulunan kötülüklerin kaynağıdır. İnsan nefsi daima fena ve kötü olan tarafa meyleder. Bütün gücü ile kötülüğü telkin eder. Yani genel olarak insan nefsinin tabiatında şehvete, günaha ve kötülüğe meyli vardır. Nefis, kendi gücünü ve emrindeki araçları o yönde kullanır. Kur’an bu konuda şöyle buyurur:

 

وَمَا أُبَرِّئُ نَفْسِي إِنَّ النَّفْسَ لأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ إِلاَّ مَا رَحِمَ رَبِّيَ إِنَّ رَبِّي غَفُورٌ رَّحِيمٌ:

 

     “Muhakkak nefis, aşırı şekilde kötülüğü emreder.”  (YUSUF SURESİ – 53. AYET)

     Ancak Allah, insana iyiyi ve kötüyü ayırt edecek ve insanın zararına olacak şeylerden koruyacak akıl vermiştir. Esasen insanın değeri de buradadır. Bundan başka insanı günaha sokan dış etkenler de vardır. Bunların başında dünya hayatının çekiciliği gelir. İnsanın aşırı istekleri onu günah işlemeye sevk eder. Allah, Kur’an’da şöyle buyurur:

 

زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءوَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِوَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللّهُ عِندَهُ حُسْنُ الْمَآبِ:

     “İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar ve ekinlere karşı düşkünlük çekici kılındı. Bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir.”  (ALİ-İMRAN SURESİ – 14. AYET)

     Ayette sayılan dünya nimetleri ve dünya hayatının insana sevdirildiği ifade edilmektedir. Bu tabiidir. Çünkü insanoğlu dünyada yaşıyor. Elbette bu nimetlerden yararlanacaktır. Allah bu nimetleri insan için yaratmıştır. Bu nimetlerden insanın kendini mahrum etmesi doğru değildir. İnsan çalmadan, çırpmadan, hile ve haksızlık yapmadan meşru bir şekilde bu nimetlerden yararlanacaktır. Zira bu nimetler onun için yaratılmıştır. Allah şöyle buyuruyor:

 

قُلْ مَنْ حَرَّمَ زِينَةَ اللّهِ الَّتِيَ أَخْرَجَ لِعِبَادِهِ وَالْطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِ قُلْ هِي لِلَّذِينَ آمَنُواْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَذَلِكَ نُفَصِّلُ الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ:

 

     “(Ey Peygamberim) De ki: Allah’ın kulları için yarattığı, süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar dünya hayatında, özellikle kıyamet gününde iman eden kimseler içindir. İşte bilen bir topluluk için ayetleri böyle açıklıyoruz.”  (A’RAF SURESİ – 32. AYET)

     Ancak insan, bu nimetler için yaşadığını sanmayacak ve hayatı dünya hayatından ibaret kabul edip bu nimetleri elde etmek için meşru olmayan yollara başvurmayacak, günah işlemeyecektir. Bu nimetlerin daha güzelinin de var olduğunu düşünecek ve onlara erişmek için Allah’ın koyduğu ölçülere uyacaktır. Bu Kur’an’da, Allah tarafından şöyle hatırlatılmaktadır:

 

قُلْ أَؤُنَبِّئُكُم بِخَيْرٍ مِّن ذَلِكُمْ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَأَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌوَرِضْوَانٌ مِّنَ اللّهِ وَاللّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ:

 

     “De ki: Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi? Muttakiler için Rableri katında içinden ırmaklar akan, ebediyen kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve (hepsinin üstünde) Allah’ın rızası vardır. Allah, kullarını çok iyi görür.”  (ALİ-İMRAN SURESİ – 15. AYET)

GÜNAH İNSANI DİNDEN ÇIKARIR MI?

 

     Peygamberlerden başka hiçbir insan masum yani günah işlemekten korunmuş değildir. Peygamberlerde bulunması gereken sıfatlardan bir de İSMET sıfatıdır ki, onlar günah işlemekten korunmuşlar demektir. Peygamberlerin dışında bu sıfat kimsede bulunmaz. Peygamberimiz (SAV) şöyle buyuruyor:

     “Âdemoğlunun hepsi günah işler. Günah işleyenlerin en hayırlısı ise tevbe edenlerdir.”

     Büyük te olsa günah işleyen kimse dinden çıkmaz, günahkâr olur. Kalbinde inancı olduğu halde ibadet görevlerini ihmal eden, şirk, nifak ve küfür dışındaki günahlardan birini veya birkaçını işleyen kimse, işlediği günahı helal saymıyorsa bu kimse mümindir ama günahkâr mümindir. Elbette yükümlü olduğu ibadetleri yapmadığı ve büyük günah işlediği için cezayı hak etmiştir. Allah dilerse onu bağışlar, dilerse günahı oranında cezalandırır, ama imanı olduğu için er geç cennete girer.

     Ebu Zerr (RA) diyor ki: Peygamberimiz (SAV)’i ziyarete gittim. Üzerinde beyaz bir elbise vardı. Uyuyordu, uyandırmadım,  geri döndüm. Bir süre sonra yine gittim, uyanmıştı. Şöyle buyurdu: “La ilahe illallah-Allah’tan başka ilah yoktur diyen ve bu ikrar üzerine ölen hiçbir kul yoktur ki cennete girmiş olmasın.” Zina etse de, hırsızlık yapsa da mı? Dedim. Peygamberimiz (SAV): “Evet, zina etse de, hırsızlık yapsa da direr.” buyurdu. Ben tekrar: Zina etse de hırsızlık yapsa da mı? Dedim. Peygamberimiz (SAV): “Evet, zina etse de, hırsızlık yapsa cennete girer..” buyurdu. Ben tekrar: Zina etse de hırsızlık yapsa da mı? Diye sordum. Peygamberimiz (SAV): “Evet, Ebu Zerr istemese de cennete girer.” buyurdular.

 

             ŞİMDİ DE HELAK EDİCİ YEDİ BÜYÜK GÜNAHA BAKALIM:

 

     Helak edici yedi büyük günahı, Hz Peygamber (SAV) şöyle haber veriyor:

 

اِجْتَنِبُوا السَّبْعَ  الْمُوبِقَاتِ قَالُوا يَا رَسُولَ للهِ وَمَا هُنَّ قَالَ: اَلشِّرْكُ بِاللَّهِ وَالسِّحْرُ وَ قَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إلاَّ بِالْحَقِّ وَأكْلُ الرِّبَا وَأكْلُ مَالِ اْليَتِيمِ وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلاَتِ الْمُؤْمِنَاتِ

 

     Hz Peygamber (SAV): “(İnsanı) helâk eden şu yedi şeyden kaçının.” dedi. Bunun üzerine Ashab-ı Kiram: “Onlar nelerdir ya Resülallah?” dediler. Bunun üzerine Hz Peygamber (SAV): Allah’a şirk koşmak, sihir, Allah’ın haram kıldığı cana kıymak, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, suçsuz ve namuslu mümin kadınlara iftirada bulunmak.” buyurdu.

 

1-) ALLAH’A ORTAK KOŞMAK: Büyük günahların en büyüğü Allah’a ortak koşmaktır. Bu sadece büyük günah değil, aynı zamanda küfürdür. Bütün peygamberler Allah’ın bir olduğunu, ortağı ve dengi bulunmadığını ve yalnız O’na ibadet edilmesi gerektiğinin duyurmuşlardır. Allah, Kur’an’da şöyle buyuruyor:

 

وَإِلَـهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لاَّ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ:

 

     “İlahınız bir tek ilahtır. O’ndan başka ilah yoktur. O, Rahman’dır, Rahim’dir.”  (BAKARA SURESİ – 163. AYET)

 

قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ:اللَّهُ الصَّمَدُ:لَمْ يَلِدْوَلَمْ يُولَدْ:وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُواً أَحَدٌ:

 

     “De ki O Allah birdir. Allah, Sameddir, O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiç bir şey O’na eş ya da denk değildir.”  (İHLÂS SURESİ – 1/4. AYETLER)

     Evet, Allah birdir, ortağı ve dengi yoktur. Evrende her şeyin yerli yerinde olması ve her hangi bir düzensizliğin bulunmaması, onu yaratan ve yönetenin bir olduğunu ve ortağının bulunmadığını gösterir. Şu ayet-i kerime bunu çok güzel bir şekilde ifade eder:

 

لَوْ كَانَ فِيهِمَا آلِهَةٌ إِلَّا اللَّهُ لَفَسَدَتَا فَسُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ:

 

     “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar bulunsaydı, yer ve gök kesinlikle bozulup gitmişti. (düzeni bozulmuştu.) Demek ki Arş’ın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları ve uydurdukları (sıfatlardan) münezzehtir.”  (ENBİYA SURESİ – 22. AYET)

     Peygamberimiz (SAV) putperest bir topluluk içinde büyümüştü. Bugün Müslümanlar için birliğin sembolü olan Kâbe, putlarla doluydu. Putlara tapanlar Allah’ı tanıyor, ancak O’nun ortakları olduğuna inanıyor ve bu ortaklar aracılığıyla O’na yaklaşacaklarını sanıyorlardı. Kur’an_ı Kerim bu hususu şöyle açıklar:

 

وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ:

     “And olsun ki onlara (Allah’a ortak koşanlara) gökleri ve yeri kim yarattı? Diye sorsan, Allah diyecekler. De ki, (Öyleyse) Övgü de yalnız Allah’a mahsustur, ama onların çoğu bilmezler.”  (LOKMAN SURESİ – 25. AYET)

     Allah’ı tanıdıkları, yer ve gökleri Allah’ın yarattığına inandıkları halde putlara niçin tapıyorlardı? Onlar, buna şu cevabı veriyorlardı: Biz putlara, bizi Allah’a yaklaştırsınlar ve şefaatçi olsunlar diye tapıyoruz. Diyorlardı. Ama Kur’an, buna karşılık şöyle diyordu:

 

أَلَالِلَّهِ الدِّينُ الْخَالِصُ وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِن دُونِهِ أَوْلِيَاءمَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى:

 

     “Dikkat et, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler onlara, bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz derler.”  (ZÜMER SURESİ – 3. AYET)

     Hâlbuki bilemiyorlardı. Allah katında şefaat, Allah’ın iznine bağlıdır. Allah izin vermedikçe hiç kimsenin şefaat etmesi söz konusu değildir. Allah, şöyle buyuruyor:

 

مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ:

 

     “Allah’ın izni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir?”  (BAKARA SURESİ – 225. AYET)

 

وَلَا تَنفَعُ الشَّفَاعَةُ عِندَهُ إِلَّا لِمَنْ أَذِنَ لَهُ حَتَّى إِذَا فُزِّعَ عَن قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ قَالُوا الْحَقَّ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ:

 

     “Allah’ın huzurunda kendisinin izin verdiğinden başkasının şefaati fayda vermez.”  (SEBE’ SURESİ – 23. AYET)

       Allah, yine Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

 

وَاعْبُدُواْ اللّهَ وَلاَ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئاً:

 

     “Allah’a ibadet edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.”  (NİSA SURESİ – 36. AYET)

     En üstün saygı demek olan ibadet yalnız Allah’ın hakkıdır. O’ndan başkasına ibadet yapılmaz. Bunun için O’na yapılan ibadete başkasını ortak etmek şirktir, en büyük günahtır. Allah’a gösterilen saygının benzeri, kim olursa olsun başka hiçbir kimseye gösterilemez. Pek çok insan bu noktada yanılmakta ve şirke yönelmektedir. Kendisine itaatin Allah’a itaat olacağı Kur’an-ı Kerim’de bildirilen Peygamberimiz (SAV) bile kendisine, ilahlaştırırcasına saygı gösterilmemesine dikkat çekmiş ve şöyle buyurmuştur:

     “Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı (AS) övdükleri gibi beni övmeyin, şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana; Allah’ın kulu ve elçisi deyiniz (yeter).”

     Peygamberimiz (SAV) şirke düşme konusunda Hıristiyanları örnek veriyor. Çünkü Hıristiyanlar, Hz İsa (AS)’ı aşırı derecede överek O’nu ilahlaştırmışlar ve küfre gitmişlerdir. Hâlbuki Hz İsa (AS) ilah (Tanrı) değil bizim Peygamberimiz (SAV) gibi bir peygamberdir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur:

 

لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُواْ إِنَّ اللّهَ هُوَالْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ وَقَالَ الْمَسِيحُ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اعْبُدُواْاللّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ إِنَّهُ مَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللّهُ عَلَيهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوَاهُ النَّارُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ:

 

     “And olsun ki, Allah kesinlikle Meryem oğlu İsa’dır diyenler kâfir olmuşlardır. Hâlbuki Mesih: Ey İsrail oğulları, Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk ediniz. Biliniz ki, kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak ki Allah ona Cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur.”  (MAİDE SURESİ – 72. AYET)

     Ayet-i kerime, Hz İsa (AS)’ın bu konuda Hıristiyanları uyardığını bildirmektedir. Buna rağmen onlar bu uyarıya kulak vermemişler, ona tanrılık isnat ederek küfre gitmişlerdir. Peygamberimiz (SAV) de Hıristiyanların düştükleri bu korkunç hataya düşmememiz için bizi uyarıyor. Çünkü Peygamber de olsa bir insanı aşırı derecede övmek ve onda yalnız Allah’ta bulunması gereken bir takım yetkilerin bulunduğuna inanmak, Allah korusun insanı şirke götürür.

     Allah’a yapılan ibadetlere başkasını ortak etmek şirk olduğu gibi gösteriş için ibadet etmek, hayır yapmak ta şirkin başka bir çeşididir. Allah şöyle buyuruyor:

 

قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَمَن كَانَ يَرْجُولِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَداً:

 

     “Her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiç bir şeyi O’na ortak koşmasın.”  (KEHF SURESİ – 110. AYET)

     Gösteriş için yapılan ibadeti, hayır ve hasenatı Allah kabul etmez. Esasen Allah, kendi rızası için olmayan hiçbir şeyi kabul etmez. İbadeti, her türlü gösterişten uzak yalnız Allah rızası için yapmalı, bunda dünya ile ilgili hiçbir çıkar sağlama düşüncesi olmamalıdır.

     Allah’a ortak koşan kimse en büyük günahı işlemiş olur. Bundan tevbe etmedikçe Allah onu bağışlamaz. Allah’ın bağışlamayacağını bildirdiği günah, işte budur. Çünkü O’nun ortağı yoktur. Kur’an şöyle diyor:

 

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤدُّواْ الأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ النَّاسِ أَن تَحْكُمُواْ بِالْعَدْلِ إِنَّ اللّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ سَمِيعاًبَصِيراً:

 

     “Allah, kendisine ortak koşulmasını elbette bağışlamaz. Bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük günah ile iftirada bulunmuş olur.”  (NİSA SURESİ – 58. AYET)

                       Lokman (AS)’ın oğluna yaptığı bir tavsiye şöyledir:

 

وَإِذْ قَالَ لُقْمَانُ لِابْنِهِ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللَّهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ:

 

     “Yavrucuğum, Allah’a ortak koşma, doğrusu Allah’a ortak koşmak büyük bir zulümdür.”  (LOKMAN SURESİ – 13. AYET)

2-) SİHİR (BÜYÜ) YAPMAK: Sihir sözlükte sebebi gizli olan şey demektir. Dindeki anlamı ise gizli olan ve gerçek olmayan şey demektir ki, göz bağcılık ve hilekârlık şeklinde cereyan eder. Biz buna Türkçe’de BÜYÜ ve EFSUN diyoruz. Bunu sanat edinene de SİHİRBAZ denir. Sihrin çok eski bir tarihi vardır, ilkel topluluklara kadar uzanır.

     Sihrin değişik yolları ve pek çok çeşitleri vardır. FAHREDDİN RAZİ, MEFATİHUL GAYB adlı meşhur tefsirinde sihrin sekiz çeşidini saymıştır. Büyük müfessir ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR bu sekiz çeşit sihri saydıktan sonra şöyle diyor: “Buraya kadar saydığımız sekiz çeşit sihir, iki esasta toplanır. BİRİNCİSİ sırf yalan, dolan, sadece saçmalama ve iğfal olan söz veya fiil ile etki yapan sihir. İKİNCİSİ de az çok bir gerçeğin kötüye kullanılmasıyla ortaya konan sihirdir. Sihrin bütün niteliği hayali gerçek zannettirecek şekilde insan ruhu üzerinde aldatıcı bir etki meydana getirmekten ibaret olduğu halde, bunun bir kısmı tamamıyla hayal, diğer bir kısmı da bazı gerçeklerle karışıktır.

                           

                                       SİHRİN HAKİKATİ VAR MIDIR?

 

     Sihir her şeyden önce kendi özünde bir harika değildir. Yani ilahi iradeyle ortaya çıkan olaylardan değildir. Onun özel bir sebebi vardır. Bu sebep bilinmediğinden olay bir harika gibi hayal edilmektedir. Bunun içindir ki sebebi herkes için bilinmeyen herhangi bir gerçek dahi halkı aldatmak için kullanıldığında bir anlamda sihir olur.

     Kur’an-ı Kerim’de Firavun, sihirbazların ortaya koydukları sihir, aslı olmayan hayaller olarak vasıflandırılmakta ve şöyle buyrulmaktadır:

 

قَالَ أَلْقُوْاْ فَلَمَّا أَلْقَوْاْ سَحَرُواأَعْيُنَ النَّاسِ وَاسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَاءوا بِسِحْرٍ عَظِيمٍ :ْ

 

     “İnsanların gözlerini büyülediler, onları korkuttular ve büyük bir sihir gösterdiler.”  (A’RAF SURESİ – 116. AYET)

 

قَالَ بَلْ أَلْقُوا فَإِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مِن سِحْرِهِمْ أَنَّهَا تَسْعَى:

 

     “Onların (Firavunun sihirbazlarının) ipleri ve değnekleri yaptıkları sihirden ötürü kendisine sanki yürüyorlarmış gibi geldi.”  (TAHA SURESİ – 66. AYET)

     Oysa sihirbazlar ağaçtan ve deriden yapılmış bir takım iplerin ve sopaların içlerine özel olarak cıva doldurdular. Yerin ve güneşin ısısıyla bunlar ısınmış ve oynayıp kıvrılarak hareket etmeye başlamışlar ve ortada korkunç birçok yılan dolaşıyormuş gibi görünmüştür. Hatta bu manzara Hz Musa (AS)’ı da dehşete düşürmüştü. Çünkü O da o anda bunun sebebini bilmiyordu.

     Bu olay Kur’an’da şöyle anlatılır:

 

وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَلْقِ عَصَاكَ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ:فَوَقَعَ الْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ:فَغُلِبُواْ هُنَالِكَ وَانقَلَبُواْ صَاغِرِين:َوَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ:قَالُواْ آمَنَّا بِرِبِّ الْعَالَمِينَ:

     “Biz de Musa’ya: Sen de asanı bırakıver. Diye vahyettik. Birdenbire asa onların bütün uydurduklarını yutuverdi. Artık gerçek ortaya çıkmış ve onların bütün yaptıkları boşa gitmişti. Orada mağlup olmuş ve küçük düşmüşlerdi. Sihirbazlar hep birden secdeye kapandılar, Âlemlerin Rabbine iman ettik dediler.”  (A’RAF SURESİ – 117/121. AYETLER)

     Böylece bu olayın, sihir sınırının üstünde ve ondan bambaşka ilahi bir iş olduğunu anladılar ve Musa (AS)’ın gerçek peygamber olduğuna hemen karar verip ona iman ettiler.

     Sihrin gerçek yanı olup olmadığı hususunda İslam âlimleri arasında farklı görüşler vardır. Âlimlerin çoğunluğu sihrin hakikat olduğunu söylerken İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye göre sihir tamamen aldatmadan ibarettir ve hiçbir gerçek yanı yoktur. Sihrin en büyük tesiri ruhlar üzerinedir. Düşünceleri karıştırır, gönülleri çeler, aile yuvasını yıkar, kardeşleri birbirine düşürür, toplumu büyük fitnelerle karşı karşıya bırakır. İşte bunun içindir ki dinimiz sihri yasaklamış, sihirbazların kötü ruhlu insanlar olduğunu, dünyada da ahirette de perişan olacaklarını bildirmiştir. Kur’an şöyle buyurur:

وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ أَتَى:

 

     “Büyücü nereye varırsa iflah olmaz.”  (TAHA SURESİ – 69. AYET)

     Sihirbazların sihir yapması büyük günahtır. Hatta Ebu Hanife, Malik ve Ahmed b. Hanbel’e göre sihir öğrenip yapan kimse dinden çıkmış olur. Hanefilerden bazılarına göre sırf kötülüğünden korunmak için sihir öğrenmek küfür olmaz. Ama sihrin caiz olduğuna veya kendisine yarar sağlayacağına inanarak onu öğrenen kimse küfre girer. Sihirbazların sihir yapması haram olduğu gibi bir Müslüman’ın her hangi bir probleminin çözümü için sihir yapan kimseye gitmesi de aynı şekilde günahtır. Çünkü bu onu tasvip etme ve ona inanma anlamına gelir. Peygamberimiz (SAV) şöyle buyuruyor:

     “Kuş uçuran ve kendisi için kuş uçurulan, fala bakan veya baktıran, büyü yapan veya yaptıran bizden değildir. Kim bir falcıya gider de onun söylediğini tasdik ederse o kimse Muhammed (SAV)’e indirileni inkâr etmiş olur.”

     İşte dinimizin sihir ve sihirle ilgili görüşü…

3-) ADAM ÖLDÜRMEK: İnsan doğarken bir takım temel haklara sahip olarak dünyaya gelir ki, bunların başında yaşama hakkı gelir. Her insan bu hakka sahiptir. Bu hakkı insan onu yaratan Allah vermiştir. Allah’ın verdiği bu haktan insanı mahrum etmeye hiç kimsenin yetkisi yoktur. Bu kalkışan kimse büyük günah işlemiş olur. Allah şöyle buyuruyor:

وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّهُ إِلاَّ بِالحَقِّ:

 

     “Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın haram kıldığı cana kıymayın.”  (İSRA SURESİ – 33. AYET)

     Kur’an-ı Kerim cana kıymayı bir insanlık suçu sayıyor. Haksız yere bir insanı öldürmenin bütün insanları öldürmek gibi günah olduğunu bildiriyor. Dinimizin beş ana hedefinden birisi de insan hayatını korumaktır. Hayatını koruma uğrunda mücadele ederken bir kimsenin öldürülmesi halinde şehit olacağı Peygamberimiz (SAV) tarafından bildirilmiştir. Kur’an-ı Kerim şöyle buyuruyor:

 

وَمَن يَقْتُلْ مُؤْمِناًمُّتَعَمِّداً فَجَزَآؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِداً فِيهَا وَغَضِبَ اللّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَاباً عَظِيماً:

 

     “Bir Müminin diğer bir mümini hata dışında öldürmesi düşünülemez. Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası ebedi olarak kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap ve lanet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.”  (NİSA SURESİ – 92/93. AYETLER)

     İnsanlar kıyamet günü dünyada yaptıklarının hesabını verirken kul hakkı ile ilgili ilk önce bu suçtan sorgulanacaklardır. Peygamberimiz (SAV) şöyle buyuruyor:

     “Kıyamet günü insanların arasında ilk görülecek dava kan davasıdır.”

     Bir insanın başkasını haksız yere öldürmesi büyük günah olduğu gibi, kişinin kendi canına kıyması yani intihar etmesi de aynı şekilde büyük günahtır. Çünkü Allah insana hayatıyla ilgili tasarruf yetkisi vermemiştir. Kendi canına kıyan insan, Allah’ın kendisine vermediği bir yetkiyi kullandığı için azabı hak etmiş olur. Peygamberimiz (SAV) şöyle buyuruyor:

     “Her kim bir dağdan (yüksek bir yerden) kendini aşağıya atıp intihar ederse, cehennem ateşinde sonsuz ve devamlı olarak kendini yüksekte, aşağıya bırakan bir halde azap olunur. Bir kimse de zehir içerek canına kıyarsa, zehiri elinde içer bir halde sonsuz ve devamlı bir surette cehennem ateşinde azap olunacaktır. Her kim de kendisini bir demir parçasıyla öldürürse o da bıçağı elinde karnına vararak sonsuz ve devamlı bir şekilde cehennemde azap olunacaktır.”

     İnsan kendi canına niçin kıyar? Düştüğü bunalım onu bu işi yapmaya zorlar. Hâlbuki seçtiği bu yol, kurtuluş yolu değildir. İnsan düştüğü bu bunalımdan kurtulmak için Allah’a sığınmalı ve O’ndan yardım dilemelidir. Allah sonsuz merhamet sahibidir. Kendisine yalvaranlara yardım edeceğini vaat etmiştir. Bunalımdan çıkış yolu budur intihar etmek değildir. İntihar, günah işleyerek Allah’a kavuşmaktır. Bunun içindir ki, müctehid imamlardan İmam Ebu Yusuf, canına kıyan kimse büyük bir suç işlediği için cenaze namazının kılınamayacağını söylemiştir. Haksız yere başkasının canına kıymak büyük günahlardandır. Bundan uzak durmamız lazımdır.

4-) YETİM MALI YEMEK: İnsanlar toplu halde yaşarlar. Toplu halde yaşayan insanların birbirlerine karşı hak ve görevleri vardır. Dinimiz toplum fertlerinin birbirleriyle yardımlaşmalarını öğütler. Toplum içindeki yoksulların görüp gözetilmelerini, öksüzleri ise kendi çocuklarımız gibi koruyarak eğitip yetiştirmemizi tavsiye eder. Peygamberimiz (SAV), gerek kendisine gerekse başkasına ait bir yetimi gözeten kimsenin cennette kendisine komşu olma şerefine ereceğini müjdeler.

     Öksüzler ve kimsesizler Allah’ın bizlere emanetidir. Onların anası da babası da bizleriz. Onları kendi çocuklarımız gibi eğitip yetiştirmek ve topluma yararlı hale getirmek bizim görevimizdir. Bir taraftan öksüzleri görüp gözetirken diğer taraftan onların mallarını korumak ta görevlerimiz arasındadır. Mallarını yok olmaktan korumak ve büyüdüklerinde kendilerine teslim etmek te görevlerimiz cümlesindendir. Kur’an-ı Kerim, önce yetimlerin mallarına kötü niyetle yaklaşılmamasını emrediyor:

وَلاَ تَقْرَبُواْ مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ:

 

     “Ergenlik çağına erişinceye kadar yetimin malına yaklaşmayınız. Meğerki en güzel bir niyet ve maksatla ola.”  (EN’AM SURESİ – 152. AYET)

     Yetimlerin mallarına kötü niyetle yaklaşıp, koruyoruz diye onları yiyenlerin büyük vebal altında kalacakları ve büyük günah işlemiş olacakları Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildirilmektedir:

 

وَآتُواْ الْيَتَامَى أَمْوَالَهُمْ وَلاَ تَتَبَدَّلُواْ الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ وَلاَ تَأْكُلُواْ أَمْوَالَهُمْ إِلَى أَمْوَالِكُمْ إِنَّهُ كَانَ حُوباً كَبِيراً:

 

     “Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değişmeyin. Mallarınızı onların mallarına katarak yemeyin. Çünkü bu büyük bir günahtır.”  (NİSA SURESİ – 2. AYET)

     Haksızlık yaparak yetimlerin mallarını yiyenlerin karınlarına ateş doldurmuş olacaklarını Kur’an şöyle haber vermektedir:

 

إِنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَالَ الْيَتَامَى ظُلْماً إِنَّمَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ نَاراً وَسَيَصْلَوْنَ سَعِيراً:

 

     “Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler, şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkamış olurlar; zaten alevlenmiş ateşe gireceklerdir.”  (NİSA SURESİ – 10. AYET)

     Bu konuda Peygamberimiz (SAV) de şöyle buyuruyor:

     “Dul ve yetimlere yardım eden kimse Allah yolunda savaşan veya gündüzleri oruç, geceleri ibadetle geçiren kimse ile eşittir.”

5-) RİBA (FAİZ) YEMEK: Riba (faiz) helal olmayan bir kazançtır ve büyük günahlardandır. Allah, faizle ilgili olarak Kur’an’da şöyle buyurur:

 

الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لاَ يَقُومُونَ إِلاَّ كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُواْ إِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبَا وَأَحَلَّ اللّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا فَمَن جَاءهُ مَوْعِظَةٌمِّن رَّبِّهِ فَانتَهَىَ فَلَهُ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُ إِلَى اللّهِ وَمَنْ عَادَفَأُوْلَـئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ:

     “Riba (faiz) yiyen kimseler (kabirlerinden) tıpkı şeytan çarpmış kimseler gibi çarpılmış olarak kalkarlar. Onların bu hali, alış-veriş de faiz gibidir demelerindendir. Oysaki Allah alış-verişi helal, faizi haram kılmıştır.”  (BAKARA SURESİ – 275.AYET)

6-)SAVAŞTAN KAÇMAK: İslam, SİLM kökünden gelir. Silm ise, barış ve selamet demektir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ ادْخُلُواْفِي السِّلْمِ كَآفَّةً وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ:

     “Ey müminler, hep birden barışa girin. Sakın şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o, aranızı açan belli bir düşmandır.”  (BAKARA SURESİ – 208.AYET)

     Barış içinde yaşamak ise, savaş için hazırlıklı olmayı gerektirir. Şu söz bunu çok güzel bir şekilde ifade eder:

     “Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-u salah”

                             Konuyla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur:

 

وَأَعِدُّواْ لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ وَمِن رِّبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدْوَّ اللّهِ وَعَدُوَّكُمْ وَآخَرِينَ مِن دُونِهِمْ لاَ تَعْلَمُونَهُمُ اللّهُ يَعْلَمُهُمْ وَمَا تُنفِقُواْ مِن شَيْءٍ فِي سَبِيلِ اللّهِ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنتُمْ لاَ تُظْلَمُونَ:

 

     “Ey inananlar! Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah’ın bilip sizin bilmediklerinizi yıldırmak üzere kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda sarf ettiğiniz her şey size haksızlık yapılmadan, tamamen ödenecektir.”  (ENFAL SURESİ – 60. AYET)

     Askerlik, gerektiğinde savaşmak içindir. Vatan için savaşmak, Allah’ın emridir. Çünkü vatan savunması, aynı zamanda dinin, namusun ve şerefin de savunması demektir. Bunları savunmak ise dini bir görevdir. Vatan uğrunda ölenlere şehit denir. Şehitlik mertebesi ise bir Müslüman’ın dünyada erişebileceği en yüksek mertebedir. Düşmanla savaşmak ve şehit olmak ne kadar büyük mükâfata erişmeye vesile ise, savaştan kaçmak ta o kadar büyük suç ve günahtır. Kur’an-ı Kerim şöyle buyuruyor:

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُواْ زَحْفاً فَلاَ تُوَلُّوهُمُ الأَدْبَارَ:وَمَن يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍدُبُرَهُ إِلاَّ مُتَحَرِّفاً لِّقِتَالٍ أَوْ مُتَحَيِّزاً إِلَى فِئَةٍ فَقَدْ بَاءبِغَضَبٍ مِّنَ اللّهِ وَمَأْوَاهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ:

 

      “Ey Müminler, savaşta toplu halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkanızı dönmeyin (korkup kaçmayın) tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme veya diğer bölüğe ulaşıp mevzi tutma durumu dışında kim öyle bir günde onlara arka çevirirse (korkup kaçarsa) muhakkak ki o, Allah’ın azabı ile döner; yeri de cehennemdir. O ne kötü yanılacak yerdir.”  (ENFAL SURESİ – 15/16. AYETLER)

7-) NAMUSLU KADINLARA ZİNA İFTİRASI YAPMAK: İftira, bir kimsenin yapmadığı bir şeyi yaptı demek, söylemediği bir sözü söyledi demektir. İftira, toplumu rahatsız eden en çirkin sosyal hastalık olduğu içindir ki, Peygamberimiz (SAV), İslam’a yeni girenlerden biat alırken onu, sakınmaları gereken hususlar arasında saymıştır.

     Ubade b. Samit (RA) anlatıyor: Etrafında ashabından bir topluluk olduğu halde Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurdu:

     “Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarınızı öldürmemek, kendiliğinizden uyduracağınız hiçbir yalanla kimseye iftira etmemek, hiçbir iyi olan emirde karşı gelmemek üzere bana biat ediniz. (yani bana söz veriniz.)”  

     Dinimiz insanın şeref ve haysiyetine büyük önem vermiştir. Bunun içindir ki ona iftirada bulunmayı, onda bulunmayan bir kusur ve kabahati ona isnat etmeyi büyük günah saymıştır. Başkasına, yapmadığı bir kötülüğü iftira etmek, onun üzülmesine ve acı çekmesine sebep olur. Bu ise vebaldir, günahtır.

              Kur’an-ı Kerim bu hususa dikkatimizi çekmekte ve şöyle buyurmaktadır:

 

وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَاناً وَإِثْماً مُّبِينا:

 

     “Mümin erkeklere ve mümin kadınlara yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir.”  (AHZAB SURESİ – 58. AYET)

     Evet, başkasına yapmadığı bir kötülüğü isnat etmek, ağır ve büyük bir günah olduğu gibi, kendi günahını ve yaptığı kötülüğü başkasına yüklemek te katmerli bir günahtır. Nitekim Kur’an şöyle buyurur:

 

وَمَن يَكْسِبْ خَطِيئَةً أَوْ إِثْماًثُمَّ يَرْمِ بِهِ بَرِيئاً فَقَدِ احْتَمَلَ بُهْتَاناً وَإِثْماً مُّبِيناً:

 

     “Her kim bir hata ve günah kazanır da sonra bu kazandığını, hiç ilgisi olmayan temiz bir kimseye atarsa, muhakkak ki bir iftira ve açık bir günah yüklenmiş olur.”  (NİSA SURESİ – 112. AYET)

     Kur’an-ı Kerim, müminlerin kardeş olduklarını bildirir. Peygamberimiz (SAV) de Müslüman’ı tarif ederken şöyle buyurur:

     “Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir.”

     “Hiç biriniz, kendisi için arzu ettiğinizi kardeşiniz için de arzu etmedikçe, iman etmiş olmaz.”

     Başkasına iftira etmek, namus ve şerefine tecavüz etmek Müslüman’a yakışmayan kötü bir huydur. İnsanların incinmesine sebep olan söz ve davranışlar, toplumda kardeşlik duygularının zedelenmesine, birlik ve beraberliğin bozulmasına neden olur.

     İftiranın çeşitleri vardır. En kötüsü ve en çirkini ırz ve namusla ilgili olanıdır. İffetli bir kadına iftira etmek onun şerefini alt-üst eder, yuvasını yıkar veya yuva kurmasını engeller. Böylece günahsız yere ölünceye kadar acı çekmesine neden olur. Bunun içindir ki Peygamberimiz (SAV), iffetli, namuslu kadınlara iftira etmeyi, insanı helak edici yedi büyük günahtan biri olarak bildirir.

     İftiraya uğrayan kimse ister erkek, ister kadın olsun, çoğu zaman kendisini savunamaz. Bu durumda olan kimsenin Allah’a sığınmaktan başka çaresi kalmaz. Bu çaresizlik içinde Allah’a yönelen ve O’na yalvaran kimsenin duasını Allah’ın kabul edeceğini Peygamberimiz (SAV) haber vermiştir.

     Ayrıca insanlara eziyet edenler, onların şeref ve namuslarına dil uzatanlar, bu yaptıklarının cezasını öbür âlemde ağır bir şekilde çekeceklerdir. Bakınız Peygamberimiz (SAV) nasıl buyuruyor:

     “Bir kimse, kardeşinin namus ve şerefine yahut malına haksız olarak tecavüz etmişse, altın ve gümüşün bulunmadığı (yani altın ve gümüşün geçerli olmadığı) kıyamet gününden önce onunla helalleşsin. Aksi halde yaptığı haksızlık oranında onun iyi amellerinden (yaptığı iyi amellerle kazandığı sevaplarından)alınıp hak sahibine verilir. İyiliği yoksa hak sahibinin günahından alınıp ona –haksızlık edene- yüklenir.”

     İşte Peygamberimiz (SAV)’in insanı helak edici olarak bildirdiği yedi büyük günah bunlardır. Allah, hepimizi günah işlemekten korusun. AMİN……

 

 

KAYNAK : DİYANET AYLIK DERGİ    AĞUSTOS - 2001

                          


Yorumlar - Yorum Yaz


Kurban Dokumanları
Namaz Kitapları
Aydın Gökçe Bey'e Teşekkür
Sitemize Vaaz Ansiklopedisi olarak eklediğim bölüm Aydın Gökçe'nin Almanya'da görevli iken çeşitli kaynaklardan yaptığı vaazları alfabetik sıraya almasıyla oluşmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum.
Bu vaazlar ayrıca Dosyalar bölümünde de yer almaktadır. Vehbi Akşit
Vaaz Ansiklopedisi
VAİZLER KÜTÜPHANESİ
Kur'ani Site
Hava Durumu
Anlık
Yarın
10° 15° 5°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.94973.9655
Euro4.63454.6531
Saat