• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/vaazdokumanlari/
  • https://www.twitter.com/@vaazsitesi
Üyelik Girişi
Vaaz Kategorileri
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi24
Bugün Toplam868
Toplam Ziyaret3091452
İslam Ansiklopedisi
Hadislerle İslam
Site Haritası
Takvim
Vaaz Dokumanları

Ahzab Suresi 69-73. Ayetler

AHZAB SURESİ   69-73. AYETLER

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ آذَوْا مُوسَى فَبَرَّأَهُ اللَّهُ مِمَّا قَالُوا وَكَانَ عِندَ اللَّهِ وَجِيهاً:يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَدِيداً:يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَن يُطِعْ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزاً عَظِيماً: إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَاالْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولاً:لِيُعَذِّبَ اللَّهُ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكِينَ وَالْمُشْرِكَاتِ وَيَتُوبَ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَّحِيماً:

             MEALİ:

 

     69-) “Ey İman Edenler! Musa (AS)’a eziyet edenler gibi olmayın. Allah, Musa’yı onların dediklerinden temiz tutup uzaklaştırdı. O, Allah katında değerli ve itibarlı idi.”

     70-) “Ey İman Edenler! Allah’tan korkun (Peygamberi incitmekten) sakının ve hep doğru söz söyleyin ki;”

     71-) “Allah işlerinizi sizin için düzeltip yararlı hale getirsin; günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, gerçekten o,büyük bir kurtuluşa ermiştir.”

     72-) “Şüphesiz ki biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk, onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korkup titrediler; onu insan yüklendi; şüphesiz ki o, çok zalim ve çok cahildir.”

     73-) “Şunun içindir ki, Allah, ikiyüzlü dönek erkeklerle, ikiyüzlü dönek kadınlara; Allah’a ortak koşan erkeklere, Allah’a ortak koşan kadınlara azab edecek ve iman eden erkeklerin, iman eden kadınların tevbesini kabul edecek. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.”

 

İNİŞ SEBEBİ:

 

     Münafıklar ile Yahudiler durmadan Hz Muhammed (SAV)’in yaşayış tarzını, aile hayatını, evine bizzat öteberi alıp yaşamasını tenkit ediyor; gizli-açık, dolaylı-dolaysız ona eziyet ediyorlardı. Allah, içinde kin ve haset, nifak ve şikak hastalığı bulunanların tarih boyunca gönderilen peygamberlerin karşısına çıkıp eziyette bulunduklarını hatırlatarak, Musa peygambere (AS) yapılan eziyeti buna misal göstermekte ve böylece Yahudi milletinin karakter yapısı hakkında bilgi vermektedir.

 

İLGİLİ HADİSLER:

 

     “Doğrusu Musa (AS) edepli, terbiyeli, vücudunu örten, utanıp hayâ duyduğu için de teninden bir yer açık bırakmayan bir kimse idi. O yüzden İsrail oğullarından bir kısmı: “Musa (AS)’ın kendini bu kadar örtmesi, sırf tenindeki alacalıktan veya debelikten, ya da bir dertten dolayıdır.”diyerek ona eziyet ediyorlardı.”

     “Rasülullah (SAV) Efendimiz bir gün ganimet malını taksim etmiş bulunuyordu ki, imanı zayıf olan bir adam, “Bu taksimde Allah rızası gözetilmemiştir.” diyerek Hz Peygamber (SAV)’i gayr-i adil olarak suçlamış oldu. Onun ölçüsüz sözünü işiten bir sahabi: “Ey Allah’ın düşmanı, senin bu sözünü mutlaka Hz Peygamber’e ileteceğim.” diyerek gelip durumu Rasülullah’a (SAV) arz etti. Rasülullah (SAV)’in yüzü kızardı ve şöyle buyurdu: “Allah Musa’ya (AS) rahmet eylesin; o bundan daha çok eziyete uğradı da sabretti.”

     Ebu Musa El Eş’ari (RA) anlatıyor: “Rasülullah (SAV) efendimiz öğle namazından sonra işaret edip oturmamızı emretti ve şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki Rabbim bana, Allah’tan saygı ile korkmanızı ve doğru söz söylemenizi emretmemi buyurdu.” Sonra kalkıp zevcelerine uğrayarak onlara da: “Rabbim bana, Allah’tan saygı ile korkmanızı ve doğru söz söylemenizi emretmemi buyurdu.” diyerek tebliğde bulundu.

     “En şiddetli bela (sıkıcı, üzücü sınav) peygamberler üzerinedir; sonra derece derece sürüp gider; adam dinine bağlı bulunduğu ölçüde bela ile karşılaşır. Dinine çok bağlı ise belası o nispette şiddetli olur; az bağlı ise ona göre bela başına gelir. O kadar ki, kul yeryüzünde hatasız (günahsız) yürüyünceye kadar bela onun peşini bırakmaz.”

 

DAVANIN BÜYÜKLÜĞÜ BELA FIRTINASINI ŞİDDETLENDİRİR.

 

69. AYET VE MEALİ

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ آذَوْا مُوسَى فَبَرَّأَهُ اللَّهُ مِمَّا قَالُوا وَكَانَ عِندَ اللَّهِ وَجِيهاً:

 

     69-) “Ey İman Edenler! Musa (AS)’a eziyet edenler gibi olmayın. Allah, Musa’yı onların dediklerinden temiz tutup uzaklaştırdı. O, Allah katında değerli ve itibarlı idi.”

 

     Bilindiği gibi büyük davalar, yüce amaçlar üstün himmetlerle, büyük fedakârlıklarla gerçekleşebilir. Ebedi saadet, ilahi hoşnutluk pısırıkların uyuşukların nemelazımcıların, sadece nefsiyle meşgul olup dinine hizmete yanaşmayanların yüzüne gülmez ve onlardan yana tecelli etmez. Hem üstün ve yüksek nimetler, büyük külfetleri gerektirir.

     Mekke’de ve Arap Yarımadasında yaşayan kabileler iyice soysuzlaşmış, canileşmiş ve katı putperest olmuş kimselerden oluşuyordu. Merkezi bir otorite yoktu. O yüzden saldırılar, yağmalar, adam öldürmeler, kadın ve kızları esir edinip pazarlarda davar gibi satmalar birbirini kovalıyordu. Böyle bir ortamda sahneye çıkan Hz Muhammed (SAV) Efendimiz’in karşılaşacağı sıkıntı, üzüntü ve belayı bir düşünelim…

          Her peygamber kendi derecesine, hitap ettiği muhite ve insanlara göre ayrı şeylerle karşılaşmıştır. İsrail oğullarını firavunun esaretinden kurtaran Musa (AS) bile onların dilinden, ölçüsüz söz ve davranışlarından kurtulamamış, hayli sıkıntılar çekmiş, üzüntüler duymuştur.

     Musa (AS)’ın elbiselerini rüzgârın götürmesi ve iftiraların boşa çıkması anlatılacak…

 

MÜ’MİNİN SAADETİ İKİ MADDEDE ÖZETLENMİŞTİR.

 

70–71. AYETLER VE MEALLERİ

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَدِيداً.يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَن يُطِعْ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزاً عَظِيماً:

    

     70-) “Ey İman Edenler! Allah’tan korkun (Peygamberi incitmekten) sakının ve hep doğru söz söyleyin ki;”

     71-) “Allah işlerinizi sizin için düzeltip yararlı hale getirsin; günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, gerçekten o,büyük bir kurtuluşa ermiştir.”

 

     Kur’an-ı Kerim ilahi beyanın yüksek anlatımıyla, müminin dünya ve ahiret mutluluk ve huzurunu iki madde halinde özetlemektedir:

     1-) Allah’tan saygı ile korkup fenalıklardan, peygamberi incitmekten sakınmak,

     2-) Her hal-u karda doğru söz söylemek…

     Diyebiliriz ki bu iki madde İslam ahlakını bütünüyle içine almakta; iyi, yararlı ve erdemli olmanın mayasını oluşturmakta ve insanın kaderini çizmektedir. Zira saadete açılan iki kapı vardır: Birincisi, işlerin ilahi emirler doğrultusunda düzene sokulmasıdır. İkincisi ise, işlenen günah ve kusurların ağırlığını bu çerçeve içinde hissedip pişmanlık duyarak Allah’a yönelmek; tevbe ve istiğfarda bulunarak bağışlanma mutluluğuna erişmektir.

     Bütün bunlar, yani Allah korkusunu içimizde taşımak, doğru söz söylemek, işleri düzene sokmak ve ilahi mağfirete erişmek mutlak anlamda Allah’a ve Peygamberine itaatle gerçekleşir. O halde faziletin kaynağı, doğruluğun membaı, düzenli hayatın sırrı ve hikmeti; mutlak itaattir. Taatin temeli ise, şüpheden uzak sağlam imandır. Bu bakımdan Cenab-ı Hakk 70. Ayete, “Ey İman Edenler!” sözüyle başlamıştır.

 

EMANETTEN MAKSAT NEDİR?

 

72.AYET VE MEALİ

 

إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَاالْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولاً:

 

     72-) “Şüphesiz ki biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk, onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korkup titrediler; onu insan yüklendi; şüphesiz ki o, çok zalim ve çok cahildir.”

 

     Göklere, yere ve dağlara sunulan, fakat onların taşımaya güç yetiremeyerek taşımaktan korkup kaçındıkları emanet ne olabilir? Bu konuda Ashap’tan ve Tabiin’den birçok ilim adamlarından farklı yorumlar rivayet edilir. Önce şunu belirtelim ki, Kur’an ayetlerinin delalet ettiği mana ve hikmeti en iyi anlayan ve bilen, şüphesiz ki Rasülullah (SAV) Efendimiz’dir. Peygamberimiz (SAV) Efendimiz bu konuda bir hadis-i şeriflerinde bizleri şöyle aydınlatmaktadır: “Şanı Yüce Allah, Âdem’e: “Ya Âdem! Şüphesiz ki ben emaneti göklere ve yere arz ettim, onlar buna takat getiremediler. Sen ise, emaneti taşıdığı şey (sorumluluk) la kaldırmaya güç getirir misin?” diye sordu. Âdem: “Ya Rab, ondaki şey nedir?” diyerek o şeyi öğrenmek istedi. Allah ona: “Emaneti taşıyabilirsen mükâfatlanırsın; zayi edersen gazaba uğratılırsın:” buyurdu. Bunun üzerine Âdem emaneti, içindeki şey (sorumluluk) la birlikte yüklendi; o yüzden Cennet’te ancak sabah namazıyla ikindi namazı arasındaki süre kadar kalabildi; şeytan onu (aldatıp) oradan çıkardı (çıkarılmasına sebep oldu) .”

     Böylece insana yükletilen emanet dini vazifelerin tamamı ile ilgili bulunan sorumluluktur. Onu, yaratıldığımız amaca yönelik anlamda koruduğumuz takdirde bizi mutlu eder; koruyamadığımız takdirde mutsuz eder. Bunun için Cumhur-u Ulema, burada geçen emaneti, dini vazifelerin tamamı olarak yorumlamıştır. Diğer ilim adamlarının az farklı yorumları ise şöyledir:

  1-)  İbni Abbas (RA)’a göre: Allah’ın kullarına farz kıldığı şeylerin tamamıdır.

  2-) İbni Mesud (RA)’a göre: Kişiye emaneten bırakılan söz, mal ve can olabileceği gibi, namaz, zekât, oruç, hac, doğru söz, borcu ödeme, ölçü ve tartıyı tam kullanma ve adaletle iş görme olabilir.

  3-)  Ubeyy b. Ka’b (RA)’a göre: Adamın nikâhladığı eşi ve çocuklarıdır.

  4-)  Ebu Derda (RA)’a göre: Cünüplükten dolayı yıkanmaktır.

  5-)  Abdullah b. Amr (RA)’a göre: Bedenimizdeki organlardır.

  6-)  Allah’ın varlığına ve birliğine delalet eden belgelerdir. Allah bunları göklere ve yere, aynı zamanda dağlara sundu, onlar kabul edip hepsini yüklenip izhar ettiler. Bu son yoruma göre ayette geçen ARZ kelimesi İZHAR anlamında kullanılmıştır.

     İnsanoğlu ise, bu delil ve belgeleri gizleyip izhar etmediğinden kendi kendisine zulmedip cehlini ortaya koymuştur. Bundan dolayıdır ki Rasülullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Dört şey sende bulunduğu takdirde artık dünyadan, dünyalıktan yana kaçırdığın diğer şeylerden dolayı artık sana bir şey gerekmez: Emaneti korumak, doğru sözlü olmak, güzel ahlak üzere bulunmak, helal ve temiz bir lokma yemek.”

 

EMANETİN GÖKLERE VE YERE SUNULMASI:

 

     Bilindiği gibi varlık âlemi her şeyiyle hareket halindedir. Her şey yaratıldığı kanuna ve ilahi plandaki çizgisine bağlı kalıp amacına yönelik olarak hareketini ne hizmetini sürdürmektedir. Ancak onların ilahi buyruğa mutlak anlamda itaati, gayr-i şuuridir, irade dışında ve mihanikidir. Sunulan emanet ise, akıl, idrak ve şuurdur ki bunlar bütünüyle sorumluluk gerektiren ilahi emanetlerdir. Her biri yerinde ve amacında kullanılmadığı takdirde kişiyi yaratıldığı hilkat kanununa ve plandaki yerine ters düşürür de o yüzden o, bedbahtlar sınıfında yerini alır.

     Gökler ile yere sunulması ise, takdiri ve temsilidir. Öyle ki, emanetin ve ona bağlı sorumluluğun ilahi haklarla ve insan hukukuyla iç içe olduğunu, bunun da çok büyük mesuliyetleri beraberinde getirdiğini tasvir için nefis bir benzetme yapılmıştır. Buna “Temsil-i İstiare” denir.

 

EMANETİ YÜKLENMENİN SORUMLULUĞU:

 

     Kur’an, emanetle ilgili sunuş tarzının ve onunla ilgili sorumluluğun sebep ve hikmetini iki noktada özetlemektedir:

     1-) Aklını, idrakini ve diğer yeteneklerini Sünnetullah doğrultusunda yaratıldıkları amaca uygun kullanmayanların, ruhlarındaki paslanmayı ortaya çıkarmak ve bu yüzden çeşitli vesilelerle Allah’a ortak koşmaları, iki yüzlülük ve döneklik yapmaları sebebiyle onları cezalandırmak,

     2-) Emaneti yerinde, gayesine uygun kullanan müminlerin ruhlarındaki cevheri ortaya çıkarmak ve bu arada zaman zaman Sünnetullah çizgisinden az çok kaydıklarını idrak edip pişmanlık duymak suretiyle dönüş yapanları, tevbe-istiğfarda bulunanları bağışlayıp mutlu kılmak…

     İşte insan ruhundaki cevheri ortaya çıkaran bu emanettir ki dünya hayatına, ölüm olayına ve ahiret âlemine anlam kazandırmakta; birinin diğerini tamamladığına bütün hikmet ve felsefesiyle yansıtmaktadır.

     Şüphesiz ki Allah, inkâr ve sapıklığı bırakıp hakka yönelen ve iman düzeyinde salih amellerde bulunan kullarından yana hep merhametlidir ve hep bağışlayandır. 73. Ayetin “Allah ğafurdur, rahimdir.” cümlesiyle noktalanması, müminlere müjde vermekte, inkârcı sapıkları uyarıp Hakka ve geniş rahmete davet etmektedir.

     Ahzab Suresine, Allah’tan korkup her türlü inkâr ve kötülükten sakınmamız ve kâfirlerle münafıklara uymamamız emredilerek başlandı; bu emre uymayan münafık ve müşriklere azab edileceği hatırlatılarak, uyan müminlerin tevbelerinin kabul edileceği ve o sebeple ilahi rahmet ve gufrana mahzar kılınacakları müjdelenerek bitirildi.

 

KAYNAK : İLMİN IŞIĞINDA ASRIN KUR’AN TEFSİRİ    CELALYILDIRIM

 

 

 

 

 

 

 

 

AHZAB SURESİ   69-73. AYETLER

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ آذَوْا مُوسَى فَبَرَّأَهُ اللَّهُ مِمَّا قَالُوا وَكَانَ عِندَ اللَّهِ وَجِيهاً:يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَدِيداً:يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَن يُطِعْ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزاً عَظِيماً: إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَاالْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولاً:لِيُعَذِّبَ اللَّهُ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكِينَ وَالْمُشْرِكَاتِ وَيَتُوبَ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَّحِيماً:

             MEALİ:

 

     69-) “Ey İman Edenler! Musa (AS)’a eziyet edenler gibi olmayın. Allah, Musa’yı onların dediklerinden temiz tutup uzaklaştırdı. O, Allah katında değerli ve itibarlı idi.”

     70-) “Ey İman Edenler! Allah’tan korkun (Peygamberi incitmekten) sakının ve hep doğru söz söyleyin ki;”

     71-) “Allah işlerinizi sizin için düzeltip yararlı hale getirsin; günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, gerçekten o,büyük bir kurtuluşa ermiştir.”

     72-) “Şüphesiz ki biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk, onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korkup titrediler; onu insan yüklendi; şüphesiz ki o, çok zalim ve çok cahildir.”

     73-) “Şunun içindir ki, Allah, ikiyüzlü dönek erkeklerle, ikiyüzlü dönek kadınlara; Allah’a ortak koşan erkeklere, Allah’a ortak koşan kadınlara azab edecek ve iman eden erkeklerin, iman eden kadınların tevbesini kabul edecek. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.”

 

İNİŞ SEBEBİ:

 

     Münafıklar ile Yahudiler durmadan Hz Muhammed (SAV)’in yaşayış tarzını, aile hayatını, evine bizzat öteberi alıp yaşamasını tenkit ediyor; gizli-açık, dolaylı-dolaysız ona eziyet ediyorlardı. Allah, içinde kin ve haset, nifak ve şikak hastalığı bulunanların tarih boyunca gönderilen peygamberlerin karşısına çıkıp eziyette bulunduklarını hatırlatarak, Musa peygambere (AS) yapılan eziyeti buna misal göstermekte ve böylece Yahudi milletinin karakter yapısı hakkında bilgi vermektedir.

 

İLGİLİ HADİSLER:

 

     “Doğrusu Musa (AS) edepli, terbiyeli, vücudunu örten, utanıp hayâ duyduğu için de teninden bir yer açık bırakmayan bir kimse idi. O yüzden İsrail oğullarından bir kısmı: “Musa (AS)’ın kendini bu kadar örtmesi, sırf tenindeki alacalıktan veya debelikten, ya da bir dertten dolayıdır.”diyerek ona eziyet ediyorlardı.”

     “Rasülullah (SAV) Efendimiz bir gün ganimet malını taksim etmiş bulunuyordu ki, imanı zayıf olan bir adam, “Bu taksimde Allah rızası gözetilmemiştir.” diyerek Hz Peygamber (SAV)’i gayr-i adil olarak suçlamış oldu. Onun ölçüsüz sözünü işiten bir sahabi: “Ey Allah’ın düşmanı, senin bu sözünü mutlaka Hz Peygamber’e ileteceğim.” diyerek gelip durumu Rasülullah’a (SAV) arz etti. Rasülullah (SAV)’in yüzü kızardı ve şöyle buyurdu: “Allah Musa’ya (AS) rahmet eylesin; o bundan daha çok eziyete uğradı da sabretti.”

     Ebu Musa El Eş’ari (RA) anlatıyor: “Rasülullah (SAV) efendimiz öğle namazından sonra işaret edip oturmamızı emretti ve şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki Rabbim bana, Allah’tan saygı ile korkmanızı ve doğru söz söylemenizi emretmemi buyurdu.” Sonra kalkıp zevcelerine uğrayarak onlara da: “Rabbim bana, Allah’tan saygı ile korkmanızı ve doğru söz söylemenizi emretmemi buyurdu.” diyerek tebliğde bulundu.

     “En şiddetli bela (sıkıcı, üzücü sınav) peygamberler üzerinedir; sonra derece derece sürüp gider; adam dinine bağlı bulunduğu ölçüde bela ile karşılaşır. Dinine çok bağlı ise belası o nispette şiddetli olur; az bağlı ise ona göre bela başına gelir. O kadar ki, kul yeryüzünde hatasız (günahsız) yürüyünceye kadar bela onun peşini bırakmaz.”

 

DAVANIN BÜYÜKLÜĞÜ BELA FIRTINASINI ŞİDDETLENDİRİR.

 

69. AYET VE MEALİ

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ آذَوْا مُوسَى فَبَرَّأَهُ اللَّهُ مِمَّا قَالُوا وَكَانَ عِندَ اللَّهِ وَجِيهاً:

 

     69-) “Ey İman Edenler! Musa (AS)’a eziyet edenler gibi olmayın. Allah, Musa’yı onların dediklerinden temiz tutup uzaklaştırdı. O, Allah katında değerli ve itibarlı idi.”

 

     Bilindiği gibi büyük davalar, yüce amaçlar üstün himmetlerle, büyük fedakârlıklarla gerçekleşebilir. Ebedi saadet, ilahi hoşnutluk pısırıkların uyuşukların nemelazımcıların, sadece nefsiyle meşgul olup dinine hizmete yanaşmayanların yüzüne gülmez ve onlardan yana tecelli etmez. Hem üstün ve yüksek nimetler, büyük külfetleri gerektirir.

     Mekke’de ve Arap Yarımadasında yaşayan kabileler iyice soysuzlaşmış, canileşmiş ve katı putperest olmuş kimselerden oluşuyordu. Merkezi bir otorite yoktu. O yüzden saldırılar, yağmalar, adam öldürmeler, kadın ve kızları esir edinip pazarlarda davar gibi satmalar birbirini kovalıyordu. Böyle bir ortamda sahneye çıkan Hz Muhammed (SAV) Efendimiz’in karşılaşacağı sıkıntı, üzüntü ve belayı bir düşünelim…

          Her peygamber kendi derecesine, hitap ettiği muhite ve insanlara göre ayrı şeylerle karşılaşmıştır. İsrail oğullarını firavunun esaretinden kurtaran Musa (AS) bile onların dilinden, ölçüsüz söz ve davranışlarından kurtulamamış, hayli sıkıntılar çekmiş, üzüntüler duymuştur.

     Musa (AS)’ın elbiselerini rüzgârın götürmesi ve iftiraların boşa çıkması anlatılacak…

 

MÜ’MİNİN SAADETİ İKİ MADDEDE ÖZETLENMİŞTİR.

 

70–71. AYETLER VE MEALLERİ

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَدِيداً.يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَن يُطِعْ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزاً عَظِيماً:

    

     70-) “Ey İman Edenler! Allah’tan korkun (Peygamberi incitmekten) sakının ve hep doğru söz söyleyin ki;”

     71-) “Allah işlerinizi sizin için düzeltip yararlı hale getirsin; günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, gerçekten o,büyük bir kurtuluşa ermiştir.”

 

     Kur’an-ı Kerim ilahi beyanın yüksek anlatımıyla, müminin dünya ve ahiret mutluluk ve huzurunu iki madde halinde özetlemektedir:

     1-) Allah’tan saygı ile korkup fenalıklardan, peygamberi incitmekten sakınmak,

     2-) Her hal-u karda doğru söz söylemek…

     Diyebiliriz ki bu iki madde İslam ahlakını bütünüyle içine almakta; iyi, yararlı ve erdemli olmanın mayasını oluşturmakta ve insanın kaderini çizmektedir. Zira saadete açılan iki kapı vardır: Birincisi, işlerin ilahi emirler doğrultusunda düzene sokulmasıdır. İkincisi ise, işlenen günah ve kusurların ağırlığını bu çerçeve içinde hissedip pişmanlık duyarak Allah’a yönelmek; tevbe ve istiğfarda bulunarak bağışlanma mutluluğuna erişmektir.

     Bütün bunlar, yani Allah korkusunu içimizde taşımak, doğru söz söylemek, işleri düzene sokmak ve ilahi mağfirete erişmek mutlak anlamda Allah’a ve Peygamberine itaatle gerçekleşir. O halde faziletin kaynağı, doğruluğun membaı, düzenli hayatın sırrı ve hikmeti; mutlak itaattir. Taatin temeli ise, şüpheden uzak sağlam imandır. Bu bakımdan Cenab-ı Hakk 70. Ayete, “Ey İman Edenler!” sözüyle başlamıştır.

 

EMANETTEN MAKSAT NEDİR?

 

72.AYET VE MEALİ

 

إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَاالْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولاً:

 

     72-) “Şüphesiz ki biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk, onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korkup titrediler; onu insan yüklendi; şüphesiz ki o, çok zalim ve çok cahildir.”

 

     Göklere, yere ve dağlara sunulan, fakat onların taşımaya güç yetiremeyerek taşımaktan korkup kaçındıkları emanet ne olabilir? Bu konuda Ashap’tan ve Tabiin’den birçok ilim adamlarından farklı yorumlar rivayet edilir. Önce şunu belirtelim ki, Kur’an ayetlerinin delalet ettiği mana ve hikmeti en iyi anlayan ve bilen, şüphesiz ki Rasülullah (SAV) Efendimiz’dir. Peygamberimiz (SAV) Efendimiz bu konuda bir hadis-i şeriflerinde bizleri şöyle aydınlatmaktadır: “Şanı Yüce Allah, Âdem’e: “Ya Âdem! Şüphesiz ki ben emaneti göklere ve yere arz ettim, onlar buna takat getiremediler. Sen ise, emaneti taşıdığı şey (sorumluluk) la kaldırmaya güç getirir misin?” diye sordu. Âdem: “Ya Rab, ondaki şey nedir?” diyerek o şeyi öğrenmek istedi. Allah ona: “Emaneti taşıyabilirsen mükâfatlanırsın; zayi edersen gazaba uğratılırsın:” buyurdu. Bunun üzerine Âdem emaneti, içindeki şey (sorumluluk) la birlikte yüklendi; o yüzden Cennet’te ancak sabah namazıyla ikindi namazı arasındaki süre kadar kalabildi; şeytan onu (aldatıp) oradan çıkardı (çıkarılmasına sebep oldu) .”

     Böylece insana yükletilen emanet dini vazifelerin tamamı ile ilgili bulunan sorumluluktur. Onu, yaratıldığımız amaca yönelik anlamda koruduğumuz takdirde bizi mutlu eder; koruyamadığımız takdirde mutsuz eder. Bunun için Cumhur-u Ulema, burada geçen emaneti, dini vazifelerin tamamı olarak yorumlamıştır. Diğer ilim adamlarının az farklı yorumları ise şöyledir:

  1-)  İbni Abbas (RA)’a göre: Allah’ın kullarına farz kıldığı şeylerin tamamıdır.

  2-) İbni Mesud (RA)’a göre: Kişiye emaneten bırakılan söz, mal ve can olabileceği gibi, namaz, zekât, oruç, hac, doğru söz, borcu ödeme, ölçü ve tartıyı tam kullanma ve adaletle iş görme olabilir.

  3-)  Ubeyy b. Ka’b (RA)’a göre: Adamın nikâhladığı eşi ve çocuklarıdır.

  4-)  Ebu Derda (RA)’a göre: Cünüplükten dolayı yıkanmaktır.

  5-)  Abdullah b. Amr (RA)’a göre: Bedenimizdeki organlardır.

  6-)  Allah’ın varlığına ve birliğine delalet eden belgelerdir. Allah bunları göklere ve yere, aynı zamanda dağlara sundu, onlar kabul edip hepsini yüklenip izhar ettiler. Bu son yoruma göre ayette geçen ARZ kelimesi İZHAR anlamında kullanılmıştır.

     İnsanoğlu ise, bu delil ve belgeleri gizleyip izhar etmediğinden kendi kendisine zulmedip cehlini ortaya koymuştur. Bundan dolayıdır ki Rasülullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Dört şey sende bulunduğu takdirde artık dünyadan, dünyalıktan yana kaçırdığın diğer şeylerden dolayı artık sana bir şey gerekmez: Emaneti korumak, doğru sözlü olmak, güzel ahlak üzere bulunmak, helal ve temiz bir lokma yemek.”

 

EMANETİN GÖKLERE VE YERE SUNULMASI:

 

     Bilindiği gibi varlık âlemi her şeyiyle hareket halindedir. Her şey yaratıldığı kanuna ve ilahi plandaki çizgisine bağlı kalıp amacına yönelik olarak hareketini ne hizmetini sürdürmektedir. Ancak onların ilahi buyruğa mutlak anlamda itaati, gayr-i şuuridir, irade dışında ve mihanikidir. Sunulan emanet ise, akıl, idrak ve şuurdur ki bunlar bütünüyle sorumluluk gerektiren ilahi emanetlerdir. Her biri yerinde ve amacında kullanılmadığı takdirde kişiyi yaratıldığı hilkat kanununa ve plandaki yerine ters düşürür de o yüzden o, bedbahtlar sınıfında yerini alır.

     Gökler ile yere sunulması ise, takdiri ve temsilidir. Öyle ki, emanetin ve ona bağlı sorumluluğun ilahi haklarla ve insan hukukuyla iç içe olduğunu, bunun da çok büyük mesuliyetleri beraberinde getirdiğini tasvir için nefis bir benzetme yapılmıştır. Buna “Temsil-i İstiare” denir.

 

EMANETİ YÜKLENMENİN SORUMLULUĞU:

 

     Kur’an, emanetle ilgili sunuş tarzının ve onunla ilgili sorumluluğun sebep ve hikmetini iki noktada özetlemektedir:

     1-) Aklını, idrakini ve diğer yeteneklerini Sünnetullah doğrultusunda yaratıldıkları amaca uygun kullanmayanların, ruhlarındaki paslanmayı ortaya çıkarmak ve bu yüzden çeşitli vesilelerle Allah’a ortak koşmaları, iki yüzlülük ve döneklik yapmaları sebebiyle onları cezalandırmak,

     2-) Emaneti yerinde, gayesine uygun kullanan müminlerin ruhlarındaki cevheri ortaya çıkarmak ve bu arada zaman zaman Sünnetullah çizgisinden az çok kaydıklarını idrak edip pişmanlık duymak suretiyle dönüş yapanları, tevbe-istiğfarda bulunanları bağışlayıp mutlu kılmak…

     İşte insan ruhundaki cevheri ortaya çıkaran bu emanettir ki dünya hayatına, ölüm olayına ve ahiret âlemine anlam kazandırmakta; birinin diğerini tamamladığına bütün hikmet ve felsefesiyle yansıtmaktadır.

     Şüphesiz ki Allah, inkâr ve sapıklığı bırakıp hakka yönelen ve iman düzeyinde salih amellerde bulunan kullarından yana hep merhametlidir ve hep bağışlayandır. 73. Ayetin “Allah ğafurdur, rahimdir.” cümlesiyle noktalanması, müminlere müjde vermekte, inkârcı sapıkları uyarıp Hakka ve geniş rahmete davet etmektedir.

     Ahzab Suresine, Allah’tan korkup her türlü inkâr ve kötülükten sakınmamız ve kâfirlerle münafıklara uymamamız emredilerek başlandı; bu emre uymayan münafık ve müşriklere azab edileceği hatırlatılarak, uyan müminlerin tevbelerinin kabul edileceği ve o sebeple ilahi rahmet ve gufrana mahzar kılınacakları müjdelenerek bitirildi.

 

KAYNAK : İLMİN IŞIĞINDA ASRIN KUR’AN TEFSİRİ    CELALYILDIRIM

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Kurban Dokumanları
Namaz Kitapları
Aydın Gökçe Bey'e Teşekkür
Sitemize Vaaz Ansiklopedisi olarak eklediğim bölüm Aydın Gökçe'nin Almanya'da görevli iken çeşitli kaynaklardan yaptığı vaazları alfabetik sıraya almasıyla oluşmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum.
Bu vaazlar ayrıca Dosyalar bölümünde de yer almaktadır. Vehbi Akşit
Vaaz Ansiklopedisi
VAİZLER KÜTÜPHANESİ
Kur'ani Site
Hava Durumu
Anlık
Yarın
10° 15° 5°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.94973.9655
Euro4.63454.6531
Saat