• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/vaazdokumanlari/
  • https://www.twitter.com/@vaazsitesi
Üyelik Girişi
Vaaz Kategorileri
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi11
Bugün Toplam449
Toplam Ziyaret3084095
İslam Ansiklopedisi
Hadislerle İslam
Site Haritası
Takvim
Vaaz Dokumanları

İlerlemenin Yolu

KUR AN VE SÜNNET AÇISINDAN

GELİŞME VE İLERLEMENİN YOLU

Millet olarak yücelmek, yükselmek, gelişmek,  kalkınmak, hatırı sayılır, sözü dinlenir, büyük ve güçlü devlet, huzurlu ve mutlu bir millet olmak istiyorsak; Allah’ın gösterdiği, peygamberimizin (s.a.s) çizdiği, atalarımızın yürüdüğü yolu takip etmemiz gerekmektedir.

Yüce Rabbimiz , Enfal Suresinin 24. ayetinde şöyle buyuruyor.

“Ey iman edenler ! Allah ile Peygamberin  size hayat verecek davetine icabet ediniz (uyun) ; hem iyi biliniz ki Allah  insanın kendi ile kalbi arasına girer ; şunu da unutmayınız ki sizler onun huzurunda toplanacaksınız.”

Ey Allah’ın birliğine, kitabına, peygamberine, diğer inanılması gereken şeylerin hepsine inanan, hepsini içtenlikle kabul ve tasdik eden Müslümanlar !


İtaat ediniz, icabet ediniz , yürüyünüz, koşunuz.


Kime doğru,  nereye doğru ?

Allah’a doğru , Peygambere doğru koşunuz. Ne zaman ?

Size hayat verecek : dünya ve ahiret’te hayatınızı, kurtuluşunuzu , mutluluğunuzu temin edecek , size ruh verecek emirlerini , hükümlerini, tavsiyelerini kabule  sizleri davet ettikleri zaman.

Şunu iyice bilininiz ki , Cenab-ı Hak insanın kendisi ile kalbi arasına girer. Yani onun yalnız davranışlarını değil, gönlünden geçirdiğini de görür; ne düşündüğünü , ne yapmak istediğini bilir.

Şunu da hiçbir zaman unutmayınız ki ,  ne olursanız olunuz, ne türlü yaşarsanız yaşayınız, sonunda onun huzuruna  çıkarak bu dünyada bütün işlerinizin, bütün düşüncelerinizin, kısaca bütün hayatınızın hesabını vereceksiniz.

Ayet-i kerime açıktan açığa bildiriyor ki  Allah’ın bütün emirleri , peygamberimizin bütün öğüt ve tavsiyeleri bizim için hayat kaynağıdır. Hem nasıl hayat ? Bütün anlamıyla bir hayat. Müfessirler buradaki hayatı yalnız manevi hayat olarak değil, hem maddi ve hem de manevi hayat olarak yorumluyorlar. Zaten maneviyat ile maddiyat birbirinden ayrılmaz. Bedensiz ruh, ruhsuz beden olmaz.

Madem ki  , dinimizin bütün hükümleri  bizim için  hayat kaynağıdır. Öyleyse neden geri kaldık,  neden yücelip yükselip çağdaş medeniyet seviyesine ulaşamadık?

Değerli dinleyiciler!

Cenab-ı Hakkın  bir takım kanunları vardır. Bu kanunlar hem ebedi ve hem de ezelidir. Hiç bir zaman değişmez. Yüce Allah bütün gerçekleri  bu kanunlarında birer , birer  göstermiş; bir çok yerde , çeşitli şekillerde bildirmiştir.

“Allah’ın kulları hakkında süregelen adeti budur…” (Mü’min .85)

“Allah’ın önceden geçenler hakkındaki kanunu budur.Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın. “ (Ahzab. 61)

“Allah’ın kanununda asla bir değişme bulamazsın.” (Fatır. 43)

“Senden önce gönderdiğimiz peygamberler hakkındaki  kanun da budur. Bizim kanunumuzda hiçbir değişiklik bulamazsın.”(İsra. 77)

Bunlar gibi bir çok ayeti kerimede  “SÜNNET” kelimesini  okuruz. Kur’an’ da sözü edilen sünnet , Rasulüllah’ın sünneti değildir. Peygamberimizin sünnetini hepimiz biliriz. Kur’an’ ın sünneti ise ,Yüce Allah’ın ebedi ve ezeli olan kanunu demektir. Cenab-ı Hakkın  Yerde , gökte, ayda , güneşte , yıldızlarda , canlı, cansız bütün varlık aleminde,  bizim bildiğimiz, bilmediğimiz, ne kadar yaratık varsa bunların hepsinde ayrı, ayrı  kanunları hüküm sürmektedir.

Biz şimdi Cenab-ı Hakkın ezeli ve ebedi  kanunlarını bir tarafa bırakalım da , milletler ve toplumlar üzerinde hüküm süren  ilahi kanunu  inceleyelim.

Milletler ve toplumlar üzerinde cereyan eden ilahi kanunu , Yüce Allah’ın bize gönderdiği  Kur’an-ı  Kerim’den öğreniyoruz.

İnananların dünya ve ahirette kurtuluşunu, mutluluğunu, huzurunu temin eden ilahi emirlerin her biri  Allah’ın bir sünneti , yani bir kanunudur.

Allah’ın bütün emirlerinde hayat vardır. İlahi emirlerin en birincisi İLİM dir.

Yüce Kitabımızın ilk nazil olan (inen) Ayet-i Kerimelerinde ;

“Yaratan Rabbinin adıyla oku! O , insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. Oku, insana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten  Rabbin, en büyük kerem sahibidir.” (Alak. 1-5) demektedir.

İslam dinin altı yüz sayfalık kitabı “oku” diye başlıyor, dünyada okumayı, yazmayı , ilmi , irfanı emreden başka

bir din varmı dır ?

Sonra , “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu ? “ (Zümer Suresi , Ayet . 9)

“Allah’ın kulları içinde ancak alim olanları Allah’tan korkar “ (Fatır Suresi . Ayet 28 )

“Allah içinizden iman etmiş olanlarla kendilerine ilim verilmiş bulunanların derecelerini artırır.” ( Mücadele Suresi. Ayet .11)

“Bizim ayetlerimizdeki hikmetleri ancak alim olanlar kavrayabilir; başkaları edemez. “ (Ankebut Suresi . Ayet 43)

gibi daha bir çok ayetler ilmin, ilim sahiplerinin değerini belirtmektedir.

Sevgili peygamberimiz de , bir çok hadisi şeriflerinde :

“İlim öğrenmek kadın ve erkek üzerine farzdır . “ (Et-tergib ve’t terhib )

“İlim müminin yitiğidir, onu nerede bulursa alır. “ ( Hadis )

“İlim Çin de bile olsa gidin alınız .” ( Beyhaki ; Tabarani , İbni Mes’ud dan . İhya. C.1.s1.)

“İlim , İslam’ ın hayatı , dinin direğidir. Kim bir ilim öğretirse  Allah onun karşılığını  kıyamet gününe kadar artırır.Kim bir ilim öğrenir de  onunla amel ve hareket ederse Allah onun bilmediklerini de öğretmeyi üstüne alır.” (Ebuşşeyh ). (H.B. ÇANTAY. Meali c.3. s.1018)

“İlim öğrenin , ilim için ağır başlı olma  gereğini de öğrenin. Kendilerinden ilim öğrendiklerinize karşı alçak gönüllü olunuz.” ( Tabarani, Ebu Hureyre r.a. dan )(H.B. ÇANTAY . Meali c.3.s.1018)

“ Adem oğlu ölünce amel defteri kapanır. Ancak üç şeyden amel defterine sevap yazılır. Bunlardan birisi de yararlanılan bilgidir. “ ( Müslim. Ebu Hureyre’ den . İhya c.1.s.36)

“ Yer ve gök ehli Alim için Allah’tan bağış diler “ Ebu Davut . İhya . c.1.s. 16)

“ Alimin, ibadet edene üstünlüğü, ayın on dördüncü gecesinde , diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir.” (Ebu Davut, Nesei , İbni Mace ) ( H.B.ÇANTAY. Meali c.3.s. 1018 )

“Alimler yeryüzünün kandilleri, peygamberlerin vekilleri, benim ve öbür peygamberlerin de mirasçılarıdır.” H.B. Çantay Meali .c.2.s.775 )

“Ya alim olunuz, ya ilmin talibi olunuz, yada ilim meclislerinde bulununuz,

dördüncü olmayınız .” ( Hadis)

“Alimlere müjdeler olsun, ibadet edenlere  müjdeler olsun. Sokaklarda kaldırım mühendisliği yapanlara yazıklar olsun .” (Hadis )

“ Kıyamet gününde üç sınıf insan şefaat eder. Bunlar da peygamberler, sonra alimler ve sonra da şehitler .” (İbni Mace. İhya c.1.s.21)

buyurarak ilmin, ilim öğrenmenin ve bilgili olmanın önemini belirtmektedir.

Millet olarak yücelmek, yükselmek , ilerlemek, çağdaş medeniyeti yakalamak istiyorsak ; her şeyden önce  ilime, bilime sarılmalıyız. Eğitime gereken önemi vermeliyiz. Dünya da ilimle , din de ilimle , ahiret de ilimle hepsi her şey ilimle kaimdir. Hz. Muhammed’ (s.a.s) gelişiyle ilim çağını (bilgi çağını) başlatmıştır. Mescidinin bir bölümünü eğitim merkezi haline getirerek  sahabelerini burada eğitmiştir. Dinimizin cahilliğe tahammülü yoktur. Din cahiller eline  geçince bozulur.

Kur’an-ı Kerim de ,Hadisi şeriflerde sayısız gerçekler vardır. Bunlar ilimle , irfanla meydana çıkar.

Biz “Müslümanlık” deyince , dinin aslını , saadet devrindeki  şeklini  anlıyoruz. Şu dünya medeniyeti , acaba Hz. Ebu Bekir gibi , Ömer gibi , Osman ve Ali gibi yahut diğer sahabeler gibi adam yetiştirdi mi ? Yetiştirebildi mi ? Peki onlar , o siyaseti nerede öğrendiler? İslam’dan önce hepsi cahildiler. Dünyanın hücra bir köşesinde oturuyorlardı. Onları İslam dini eğitti.

Bu gün gerçek dine, dinin özüne  nasıl döneriz ?

Evet, bu da ilimle , bilgiyle olur. Bilgisizlikle olmaz.

“İlim, ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir,

Sen kendin bilmezsen,

Bu nasıl okumaktır.”  Yunus

“Allah’a dayan sa’ye sarıl , hikmete ram ol,

Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol “ M. Akif ERSOY

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” M.K. ATATÜRK

Toplumların ilerlemeleri ve yükselmeleri için   iyi eğitilmelerinin ve bilgili olmalarının yanında , sağlıklı  olmaları da gerekmektedir. Atalarımız “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.” İfadeleri ile bu gerçeği ne güzel ifade etmişlerdir.

Saygıdeğer Dinleyenler !

En  son ve en mükemmel din olan İslâm, kelimenin tam anlamıyla temizlik dinidir. İslâm’ın iki temel kaynağı olan Kur’an ve Sünnet, temizliği imanın esaslarından saymıştır.

Yüce kitabımızın ikinci nazil olan (inen) ayet-i kerimelerinde; temizlik emredilmiştir.

Yüce Rabbimiz, “Ey bürünüp sarınan (Resulüm) kalk ve insanları uyar, sadece Rabbini büyük tanı.  Elbiseni temiz tut.1 buyurmaktadır.

Kur’an’ da ki temizlikle ilgili ayetleri incelediğimiz zaman görürüz ki : Temizlik Allah sevgisinin bir ölçüsü olarak kabul edilmiştir.

Nitekim Bakara suresinin 222. ayetinde şöyle buyurulmaktadır: “Şüphesiz ki Allah çok tövbe edenleri ve çok temizlenenleri sever”3

Sevgili Peygamberimiz ise  ; “Temizlik imanın yarısıdır2 buyurmuşlardır.

Allah’a kul olmanın, O’nun huzurunda durmanın ve O’nun sevgisini kazanmanın ilk şartı temizliktir. İslâm’ın temeli, dinin direği ve müminin miracı olan namazın temel şartı temizliktir. En mükemmel temizlik de, bütün vücudun yıkanmasıyla mümkündür.

Yüce Rabbimiz , Maide Suresinin 6. Ayet-i Kerimesinde;

“Ey iman edenler ! namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi, topuklarınıza kadar ayaklarınızı yıkayın, başınızı meshedin. Cünüp olduğunuz zaman boy abdesti alın.....” buyurmaktadır.

Dinimiz, biz Müslümanlara günde beş defa el, yüz, ağız, burun, kulak, boyun, baş ve ayak gibi en çok kirlenen ve mikroplarla her an temasta bulunan uzuvlarımızı yıkamamızı ve temiz tutmamızı, emretmektedir.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammet Mustafa (s.a.s) ise;

“Benim ümmetim kıyamet gününde yüzleri parlak, elleri ve ayakları nurlu olarak hasrolunacaktır. Herkes gücünün yettiği kadar bu parlaklığı arttırsın”4

buyurarak, beden ve ruh temizliğine gereken titizliği gösteren Müslümanların, dünya ve ahirette mutlu ve huzurlu olacaklarını haber vermektedir.

Müslüman’ın bedeni gibi, giyeceği elbisenin , ibadet yapacağı yerin ve yaşadığı çevrenin de temiz olması gerekmektedir.

Yüce Rabbimiz ; “Ey Adem oğulları ! Her mescide girişinizde güzel elbiselerinizi giyin....”5 buyurmaktadır.

Hz. Ömer , günün birinde Medine’yi dolaşırken ; sokağın kenarına çekilmiş , sırtına gayet çirkin ve kirli bir paçavra yığını geçirmiş , boynunu bir kenara bükmüş , bir adam görür, O büyük Halife bu adamı  görür görmez ;

“Böyle miskin tavırla dinimizi öldürme , hey Allah’ın kahrına uğrayası “ diyerek, elindeki kırbacı adamın omzuna indirmiştir.

Dinimiz temizlik ve güzelliğe gereken önemi vermiş, israfa kaçmamak şartıyla her Müslüman’ın ibadet esnasında en güzel ve temiz elbiselerini giymesini istemiş, temizliğe özen gösteren Müslümanları övmüştür.  Müslümanların, bedenlerini ve çevrelerini maddi kirlerden; gönüllerini de, buğuz, kin, hased, gibi manevi kirlerden temizlemelerini emretmiştir.

Kur’an ahlâkının canlı bir örneği olan Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) temizlik konusunda bizlere en güzel örnektir. O, hayatı boyunca temizliğe âzami dikkat göstermiştir. Camiye ve misafirliğe giderken, toplum huzuruna çıkarken temiz ve güzel elbise giyinmeye, güzel koku sürünmeye, özen göstermiş; soğan ve sarımsak gibi başkalarını rahatsız edebilecek şeyleri yemekten kaçınmıştır.

“Avlularınızı ve çevrenizi temiz tutunuz6 diyerek bizlere çevremizi temiz tutmamızı öğütlemiş, halkın kullandığı  umumi yerlere çöp dökülmesini yasaklamıştır.

“ Kim Müslümanların gelip geçtiği yerden onları rahatsız eden bir şeyi kaldırıp atarsa; Allah ona sevap yazar.  Allah kime sevap yazarsa; onu cennetine koyar”7 buyurarak din kardeşlerine iyi davrananları ve onlara zarar verecek davranışlardan kaçınanları cennetle müjdelemiş;

“Laneti gerektiren iki hareketten sakının” buyurmuşlardır. “ O iki şey nedir?” diye sorulduğunda ise: “İnsanların gelip geçtiği yolları ve gölgelendikleri yerleri kirletmektir.“8 diye cevap vermişlerdir.

Sevgili Peygamberimizin şu öğütlerine kulak verelim.

“Allah temizdir, temizliği sever. Allah cömerttir Cömertliği sever. Öyleyse avlularınızı, boş alanları ve çevrenizi  temiz tutunuz”9

Şimdi , şehirlerimizi  , köylerimizi dolaşalım , temizliklerine , tertip ve düzenlerine bir göz atalım, paklıktan zariflik ve temizlikten eser görebilirmiyiz. Bizim bedeni ibadetlerimiz temizlik üzerine kurulmuştur. Biz temiz olmadıkça ne  abdest alabiliriz, ne de Allah’ın huzuruna çıkabiliriz

Değerli Dinleyiciler !

Milletleri yücelten , yükselten ve ilerlemelerini sağlayan en önemli hususlardan biri de , birlik ve beraberlikleridir. Nerede birlik ve beraberlik varsa, orada, bolluk, bereket ve rahmet vardır. Cemaatle kılınan namaz, yalnız başına kılınan  namazdan  yirmi yedi derece daha faziletlidir. Bunun nedeni birlik ve beraberlikteki rahmettir

İslam dini, Tevhid dinidir. Hepinizin bildiği gibi “Lâ ilâhe İllallah:Allah’tan başka İlah (mabut )yoktur” sözüne, kelime-i tevhid denir. Tevhid , tek Allah inancı etrafında birleşmektir.

Dünya ve âhirette mutlu olmanın yolu, Allah’ın Kitabına , Resulü’nün sünnetine sarılmak, birlik ve beraberlik içinde bulunmaktan geçmektedir. Kullarının dünya ve ahirette mutlu olmasını isteyen Yüce Rabbimiz;

“Müminler birbirinin kardeşidir.”(Hucurat suresi ,ayet 8)

“ (Müslümanlar) , kafirlere karşı çetin ve metin, birbirlerine karşı merhametlidirler.” (Fetih suresi 29. Ayet ) buyurmakta ;

“Hep birlikte Allah’ın ipine ( Allah’ın dinine ve Kur’ an’ı Kerime) sımsıkı yapışın, parçalanıp ayrılmayın...Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın...” diye emretmektedir. (Al-i İmran, 3/103, 105)

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) ise;

“Cemaattan uzaklaşan Allah’tan uzaklaşır”1,

“Birlik rahmettir, ayrılık azaptır”2

“Allah’ın rahmeti topluluk üzerinedir”,3

“Müslümanların birbirlerine karşı durumları yekpare bir binayı meydana getiren, perçinlenmiş kayaların birbirlerine karşı durumları gibidir,”4

“sizden biriniz, kendisi için sevip istediğini kardeşi için de istemedikçe gerçekten iman etmiş olamaz”5

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş olamazsınız”6 buyurmaktadır.

Allah’ı bir;  Peygamberi bir; Kitabı bir ; namazları,  niyazları , hacları, Kabeleri , ezanları, minberleri, arşları ve kürsüleri  bir ; Kabesi ve gayesi aynı olan Müslümanlar , Kur’an ’ın etrafında birleşmeli, “birlikte dirlik vardır.” ilkesine sarılmalı, asla bölünüp parçalanmamalıdırlar.

Tarihe baktığımız zaman görürüz ki, birlik ve beraberliğini devam ettiren milletler, yücelmiş, yükselmiş ve ilerlemişlerdir. Bölücülüğün pençesine düşen milletler ise tarih sahnesinden silinip gitmişlerdir.

Milli Şairimiz Mehmet Akif ERSOY :

Girmeden bir millete tefrika, düşman giremez,

Toplu vurdukça gönüller, onu top sindiremez.

Sen, ben desin efrat, aradan vahdeti kaldır.

Milletler için, işte kıyamet o zamandır.

 

En büyük düşmanıdır ruhu Nebi tefrikanın,

Adı batsın onu İslam’a sokan kaltabanın,

Dizeleriyle bu gerçeği ne güzel ifade etmiştir.

Ortak değerlerde birleşmeleri gerekirken, asgari müştereklerde bile bir araya gelemeyen milletler kendi sonlarını hazırlamış olurlar. Bu sebepledir ki, Yüce Rabbimiz ;

“Ey iman edenler! Allah ve Resulüne itaat edin, birbirinizle  çekişmeyin; Sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz / devletiniz gider” buyurmakta, ( Enfal, 8/46).

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) de:

“Müslüman toplumdan bir karış ayrılan kimse Müslümanlık kisvesini boynundan çıkarıp atmıştır,”7

“Bölücülük yapan bizden değildir,”8

“Allah’ın lütuf ve ihsanı toplum üzerinedir. Kim bölücülük yaparsa, cehenneme gitmek üzere ayrılmış olur. “9  uyarılarıyla, ilahi beyana açıklık getirmiştir.

Ayeti kerimeden ve hadisi şeriflerden anlaşıldığına göre ;  milletin hayatı , bakası, hürriyeti , saadet ve mutluluğu için aralarında birlik ve beraberliği temin etmeleri , her türlü bölücülük ve ayrımcılıktan kaçınmaları ilahi bir kanundur.

Milletler topla, tüfekle , tankla ,ordularla, uçak ve füzelerle yıkılmıyor.Yıkılmaz da.

Milletler ancak aralarındaki  birlik ve beraberlik bozulur, herkes kendi başının derdine, kendi havasına düştüğü zaman yıkılır.Atalarımızın “Kale içinden fethedilir “ sözü kadar büyük söz söylenmemiştir . Dünyada bu kadar sağlam, bu kadar şaşmaz bir düstur yoktur.

Değerli konuklar gözümüzü açalım , uyanık olalım. Bizim senelerden beri kanımızı, iliğimizi kurutan iç sorunlarımız var , (kürt sorunu , Alevi sorunu …) bunların hepsi düşman parmağı ile çıkarılmış sorunlardır..

“ İbretle bir Kur’an oku,

diyor ki la teferreku “         

Yapmamız gereken, daima uyanık ve tedbirli olmak, şer güçlerin hilesine aldanmamak, tuzağına düşmemektir.

Bakınız Mevlana Mesnevisinde ne diyor .

Düşman sana dostça söyler ve taneden söz ederse  sen onu tuzak bil, sana şeker verirse  onu zehir bil. Onların attıkları taneler bizi tuzağa götürmek için birer yemdir.

Bir hikaye .

Bir akrep ırmağın kenarına gelmiş ve karşı tarafa geçmek için orada bulunan kurbağaya  ; “ben ırmağın öbür tarafına geçir “ diye yalvarmış , kurbağa da bunu kabul ederek akrebi sırtına alıp sudan geçmeye başlamış, sudan geçerken  akrep kurbağanın sırtını sokmaya başladığını hissedince, akrebe :

·         “Ben sana bir kötülük yapmadım, aksine iyilik ediyorum, böyle iken sen beni zehirlemeye çalışıyorsun” deyince, akrep ;

·         “Evet doğru ama  ben yaratılışımın gereğini yapıyorum, benim görevim zehirlemektir.” diye cevap vermiştir.

İşte düşmana karşı tedbirsiz olmanın cezası..

İslam’da ilk fitne ateşi ve peygamberimizden  uyarı .

Medine’de bulunan Evs ve Hazrec kabileleri  Müslüman olmadan önce birbirleri ile 120 yıl savaşmışlardı. İslamiyet sayesinde kaynaşarak kardeş olmuşlar ve aralarındaki kavgaya son vermişlerdi.

Her iki kabileye mensup bir gurup Müslüman bir araya  gelerek birbirleri ile tatlı, tatlı sohbet ediyorlardı.. Bunları gören Şas bin Kays adındaki azılı bir İslam düşmanı kendi, kendine “Eğer bunlar birbirileri ile  kardeşçe geçinirlerse bizim burada yaşamamıza  imkan  kalmaz “ dedi.

Müslümanların arasını açmak ve onları yeniden kavgaya sürüklemek maksadıyla bir fesat pilanı düşündü. Bunu gerçekleştirmek için  bir Yahudi gencini çağırarak :

Orada oturup kardeşçe sohbet eden Müslümanlara eskiden aralarında geçen savaşları hatırlatarak onları birbirine düşürmesini istedi.

Yahudi genç aldığı emri yerine getirdi. İki kabile arasında geçen Buas harbinden söz açarak  eski yaraları kurcaladı.Bunun üzerine iki kabileye mensup Müslümanlar eski günlerini hatırlayarak galeyana geldiler ve birbirilerine kırıcı sözler söylemeye başladılar.Derken tartışma büyüdü.. Her iki taraf da , silahlara , silahlara , Hare meydanında buluşmak üzere… diyerek harekete geçtiler. Böylece iş silahlı bir çatışma noktasına geldi.

Durum çok vahimdi. Düşmanlıklarını unutup samimi din kardeşi olanlar, dostça sohbet edenler, şimdi bir İslam düşmanının tahriki ile tuzağa düşmüş ve birbirlerinin kanını dökmek üzere karşı , karşıya gelmişlerdi.

Kanlı bir çatışma çıkmak üzere iken durumu haber alan Peygamberimiz, br grup eshabı ile birlikte hemen olay yerine geldi ve onlara şöyle hitap etti:

“ Ey Müslümanlar Topluluğu !

Bu yaptığınız nedir ? Allah sizi İslam ile hidayete erdirdikten ve sizi küfürden kurtarıp kardeş yaptıktan sonra yine küfre mi dönmek istiyor musunuz ?”

Peygamberimizin bu konuşması üzerine her iki kabile mensupları, şeytanın  oyununa  ve düşmanlarının tuzağına düştüklerini anladılar. Silahlarını atıp ağlayarak birbirleri ile kucaklaştılar ve peygamberimizle birlikte oradan ayrıldılar. ( Siret-ü İbni Hişam, C.1. S. 555 )

Böylece, Şas bin Kays  adındaki  azılı İslam düşmanının Müslümanları bölme planı bozulmuş oldu.

Tarihi incelediğimiz zaman görürüz ki, Müslümanları birbirine düşürüp bölmeye çalışan İslam düşmanları hiçbir devirde eksik olmamıştır. Bundan sonra da olmayacaktır. İsimler ve şekiller değişecek ama hedefleri değişmeyecektir.

Yüce Rabbimiz ,  Al-i İmran Suresinin. 118. Ayetinde şöyle buyurmaktadır.

“ Ey iman edenler! İçinizden olmayanlardan, size yabancı milletlerden dost  (sırdaş, arkadaş) edinmeyiniz. Çünkü onlar size fenalık etmekten (fitne ,fesat sokmaktan) asla geri durmazlar,(Ellerinden gelen fenalıkların hiçbirini sizden esirgemezler ). Sizin sıkıntılara , musibetlere, felaketlere uğramanızı isterler. Görmüyor musunuz  hakkınızda besledikleri düşmanlık ağızlarından taşıp dökülüyor. Bununla beraber ,gönüllerinde, sinelerinde gizlemekte oldukları kinler, garazlar, düşmanlıklar , gizleyemeyip de ağızlarından kaçırmakta oldukları kin ve düşmanlıktan  çok daha büyüktür. Çok şiddetlidir. Eğer düşünüp anlıyorsanız, ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.”

Tevbe Suresinin  16. Ayetinde  de :

  Ey Müslümanlar ! yoksa , Allah’ içinizden  cihad edip  Allah, peygamber ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır. “

Bu iki ayetten başka ;

“ Ey peygamber ! kafirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı çetin ve metin ol  (sert davran)…” (Tevbe Suresi  : Ayet .73)

   ..Onlar sizde bir sertlik (çetin ve metinlik) bulsunlar…” ( Tevbe Suresi. Ayet 123)

Dinlerine (milletlerine) uymadıkça Yahudiler de  Hrıstiyanlar da asla senden hoşnut olmayacaklardır.” (Bakara Suresi . Ayet. 120)

“ … müminlere karşı alçak gönüllü ,kafirlere karşı onurlu ve zorlu …” ( Maide Suresi. Ayet 54 )

“ …Kafirlere karşı çetin ve metin, kendi aralarında merhametlidirler…”(Fetih Suresi .29. Ayet )

Bize düşen birlik ve beraberliğimizi pekiştirmek, el ele, gönül , gönül’e, omuz omuza vererek gece gündüz demeden çalışmak, düşmanların oyununa gelmemek ve onlara karşı güçlü ve kuvvetli  olmaktır.

Nitekim Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır.

“ Düşmanlara karşı  gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın ….” (Enfal Suresi. Ayet 60)

Güç nedir ?

Güç , bilgidir, birliktir, çalışmadır, ekonomidir, tanktır, tüfektir, uçaktır, füzedir……

Demek ki, Müslümanlar Allah’ın, kitabullah’ ın ve Resulullah’ın  emrettiği , ilime, bilime, birliğe, beraberliğe çalışmaya sarılmadıkça ahiretlerini de dünyalarını da kurtaramazlar. Bir kere bunları elde etmemiz gerekir.Geri kalanı Allah’ın yardımıyla kolaylaşır.

Nitekim Yüce Rabbimiz;

“Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanıyorsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.”buyurmaktadır. (Ali imran; 3/139)

Bununla birlikte, Avrupalılarla, Amerikalılarla ve diğer milletler ile işbirliği içine girebiliriz, birleşebiliriz. Bu iş birliği ve birleşme  bize hiçbir vakit onların ezeli ve ebedi  düşmanımız olduğunu, her fırsattan yararlanarak bizi bölüp parçalamak ve yok etmek en önemli hedefleri olduğunu unutturmamalıdır. Vatanımızın, dinimizin çıkarları; ticaretimizin, servetimizin gelişmesi; refah ve mutluluğumuzun artması için  mümkün olursa  yararlarımız üzerine bunlarla  çekişe, çekişe pazarlık ederek  ittifaklar kurabiliriz. Ancak bu pazarlıklarda son derece uyanık bulunmamız gerekir.

Değerli konuklar ! 

İlerlememizi ve yükselmemizi  sağlayacak  olan en önemli konulardan biri de çalışmaktır.

İslâm, madde ile mâna, ruh ile beden, dünya ile ahiret arasında sarsılmaz bir denge kurmuştur. Bu denge ölçülerine uyarak çalışanlar dünya ve ahiret mutluluğunu elde etmiş olurlar. Bu gibi fertlerden meydana gelen toplumlar ise, ilerlemenin, yükselmenin, huzur ve mutluluğun zirvesine erişirler. Dinimiz, dünya ve ahiret mutluluğu için çalışmayı farz kılmış ve bütün Müslümanlardan bu görevi yerine getirmelerini istemiştir. Şu halde , Rabbimizin hoşnutluğunu kazanmak ve dünyaya geliş nedenimizi gerçekleştirmek için çalışmayı en kutsal görevlerimiz arasında kabul  etmeliyiz.

İnsan,  gerek bu dünyada, gerekse öteki dünyada, ancak kendi çalışmalarının karşılığını görecektir. İnsan ne ekerse onu biçer, ekmeden biçmek olmaz. Bu husus, Allah’ın Kur’an diliyle biz kullarına bildirdiği İlâhi bir kanundur.

Kur’an-ı Kerim’de; “Doğrusu insanın eline geçecek olan kendi çalışmasından başkası değildir”[1] buyurulmaktadır.

Şöyle bir düşünelim. Alem (Evren), Feza  dediğimiz şu ucu, bucağı olmayan boşluk içinde dönüp duruyor. Hiçbir zaman kendi seyrinden ve kendi faaliyetinden geri kalmıyor. Güneş, ay, gezegenler ve yıldızlar hareket halinde, yer yürüyor, gök yürüyor, hepsi çalışıyor, her şey çalışıyor.

Şu cansız dediğimiz toprak yaratılışından beri her gün, her saat, her saniye bitmez, tükenmez değişiklikler geçiriyor. Bulutlara su veriyor, bulutlardan su alıyor. Sırtında otlar, ekinler, ağaçlar yetiştiriyor. İçinde madenler bulunduruyor.

Ya gök? O bizim dünyamız gibi milyonlarca dünyayı göğsünde taşıyor. Gök de tıpkı yer gibi çalışıyor.

Cenab-ı Allah da , gerçek keyfiyetini ve sûretini bilmediğimiz bir şekilde kainatı idare ediyor. Allah her an bu kainata hayat veriyor, yaratmaya devam ediyor.

“Göklerde ve yerde bulunan herkes O’ndan ister. O ise her an yaratma halindedir”[2] ayeti bu gerçeğe işaret ediyor.

Varlıklar, dilleri ve halleriyle, ibadet, rızık, bağışlanma ve benzeri konularda Allah’tan yardım isterler. Allah, diriltmek, öldürmek, zengin veya fakir kılmak, isteyene vermek ve benzeri işlerde her an kainatta tasarruf etmektedir. Madem ki, yer çalışıyor, gök çalışıyor, yerleri ve gökleri yaratan Allah çalışıyor. Öyleyse bizim de Allah’ın kulları olarak çalışmamız, hem de çok çalışmamız gerekmektedir.

Yüce Rabbimiz Kur’an’da hem dünya ve hem de ahiret için çalışmamız gerektiğini emrederek şöyle buyuruyor::

“Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu ara. Ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et...” ( Kasas Suresi. Ayet 77 )

Ayet-i Kerimeden de anlaşılacağı üzere, dinimiz yalnız ahiret için değildir. Eğer öyle olsaydı, Allah Teala Müslümanları hiç dünya hayatına getirmez, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?...”[3] sorusuna:  Evet, sen bizim Rabbimizsin” cevabını veren ve böylece ilahi imtihanı kazananları, doğrudan cennetine sokardı.

Değerli Konuklar !

Sevgili Peygamberimizin şu hadisi şerifleri bu konuda bizlere ne güzel fikir vermektedir:

“Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyanız, yarın ölecekmiş gibi ahiretiniz için çalışın”.[4]

“Sizin hayırlınız, ne dünyasını ahiretine, ne de ahiretini dünyasına tercih edendir. Her ikisi içinde çalışandır”.[5]

“Hiçbir kimse elinin emeğinden daha hayırlı lokma yemiş olmaz.”[6]

“İki gününü birbirine eşit geçiren aldanmıştır”[7]

“Amellerin en üstünü, helal kazanç sağlamak için çalışmaktır.”[8]

“Rızkını araştıran bunun için çalışan kimse Allah yolunda cihad yapan gibidir”[9].

“Başkalarına muhtaç olmamak, çoluk ve çocuğunun mutluluğu ve komşularına yardım niyeti ile dünya için çalışan ve helalinden para kazanmak isteyenlerin yüzleri parlak olarak Allah’a ulaşacaklardır.”[10]

“Helalinden çalışarak, yorgun bir vaziyette yatağa giren insanın günahları affedilecektir”.[11]

“Bazı günahlar, namazla, oruçla, hacca gitmekle değil, çoluk ve çocuğun nafakası için çalışırken çekilen sıkıntılarla affedilecektir.[12]

Şunu iyi bilmeliyiz ki, İslam dini, miskinlik dini, tembellik dini, atâlet ve sefalet dini, fakirlik dini değildir. Tembellik İslam’da en kötü huylardan kabul edilmiştir. Hz. Ömer Mescidin bir köşesinde oturup duranlara: Burada ne iş yaparsınız? diye sormuş; “Biz mütevekkilleriz, tevekkül edip Allah’a güvenenlerdeniz”, cevabını alınca, onlara şu meşhur uyarıda bulunmuştur: “ Siz metevekkil değil, müteekkillersiniz, yani hazır yiyicilersiniz. Gidin çalışın, biliniz ki gökten ne altın yağar ne de gümüş!”.

Müslümanlık, hayat dinidir, hareket ve çalışma dinidir, zenginlik dinidir. İslâmın beş şartından ikisi; Hac ve Zekat, çalışan ve zengin olanların yapabilecekleri ibadetlerdir.

Yüce Rabbimiz;

Yeryüzüne dağılın Allah’ın lütfundan rızkınızı araştırın[13]

Zerre miktarı iyilik yapan onu görecektir.

Zerre miktarı kötülük yapan da onun karşılığını görecektir.”[14] buyurmaktadır.

Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v) :

“Allahım! Sıkıntı ve hüzünden, acizlik ve tembellikten, korkaklık ve pintilikten, insanların kahrından sana sığınırım.”[15] diye dua etmiştir.      

Şimdi bu değerlendirmeler ışığında kendimize bakalım.

Köy perişan, kent perişan,

Sıtadlar insan, kim çalışan,

Sen tufeyli ben asalak,

Bacak üstünde bacak,

Bu ülke kalkınacak. ?

Değerli konuklar !

İlerlememizi ve yücelmemizi sağlayacak olan en önemli konulardan biri de , kendi öz benliğimize dönerek  dini ve milli kimliğimize sahip çıkmak ve başka milletleri taklitten sakınmaktır.

Sevgili peygamberimiz buyuruyorlar ki  :

“Benim ümmetim de diğer ümmetlerin uğradıkları hastalığa uğrayacaktır ki, bu hastalık, nankörlük, şımarıklık, hasep- neseple övünmek, dünya için birbiri ile boğuşmak yek diğerine buğz etmek, birbirini kıskanmak hastalığıdır.(belasıdır.) Ümmetim bu belalara tutularak sonunda haddi aşacak ve bu taşkınlığın arkasından nedeni ve mahiyeti bilinmeyen bir kıtal zuhura gelecektir.” (Cami’üs- Sağir c.2. sayfa. 32 )

Nebi Efendimizi, diğer bir hadisi şeriflerinde :

“ Hiç şüphe yoktur ki , sizlerde silerden evvelki ümmetlerin tutmuş olduğu yolu tutacaksınız,onların izini, karış, karış, arşın, arşın takip edeceksiniz. Bu uysallıkta o kadar ifrata varacaksınız ki onlar bir kertenkele deliğine girmiş olsalar siz de arkalarından gireceksiniz.” Buyuruyorlar. Sahabe-i Kiram Efendilerimiz :

Ey Allah’ın Resulü ! Günün birinde böyle arkalarına düşeceğimiz ümmetler Yahudilerle Hıristiyanlar mıdır ? diye sormuşlar. Resulü Ekrem Efendimiz de cevaben :

•Ya kimler olacak ? … buyurmuşlardır.

 

Müslümanlar Allah’ın kitabına, Resulüllah’ın sünnetine sarılmaktan vaz geçeli basiret nimetinden mahrum kaldı.Hayrını, şerrini fark edemez hale geldi. Din, diyanet, milliyet, ahlak, adet, iklim, lisan muhit itibariyle kendisine hiç benzemeyen, yabancı milletleri  körü , körüne taklit etmeye başladı. Peygamber Efendimizin buyurdukları gibi arkasına düştüğü milletler kertenkele deliğine, yılan inine sokulsalar, o da arkalarından girmeye yeltendi.

-         Hey millet ! nereye gidiyorsunuz ? Bu tuttuğunuz yol doğru bir yol değildir. Bu yolun sizi nereye götüreceğini biliyor musunuz ?

Yüce Allah’ın : “ İşte bu benim yolumdur ki dosdoğrudur, hiç şaşmak bilmez. Siz ancak bu yolu tutunuz: sağa, sola sapan diğer yollara uğramayınız. Sonra Cenab-ı Hakkın yolundan ayrılmış olursunuz “ (En’am Suresi . Ayet .153) tarzındaki ilahi uyarıyı  unuttunuz mu ?

diye soranlara kulak veren yok.

Kimsede can kalmamış, kan kalmamış, idrak kalmamış ki söylenilen sözü işitsin, düşünsün de  hakka yönelsin.

Ebül A’la  El-Muarri diyor ki :

“Eğer karşındaki diri bir yaratık olsaydı feryadını duyabilirdin. Ne yazık ki haykırdığın adamda hayat denilen devletliden eser yok !

Nasıl  ilerler ve yükseliriz ?

1.  Allah’ın bütün emirlerinde hayat bulunduğunu, İlahi emirlerin  birincisinin  İLİM  olduğunu, İslam dinin altı yüz sayfalık kitabının “oku” (Alak Suresi . Ayet .1-5) diye başladığını ;

2.  İslam’ın kuvvet ve kudret dini olduğunu, Yüce Rabbimizin  ,” Düşmanlarınıza karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın” tarzında emrinin bulunduğunu ;

3.  Yüce Allah’ın insanı en güzel şekilde yarattığını,  yeryüzünün halifesi yaptığını, yer kürenin ve gökyüzünün anahtarlarını eline verdiğini, yer altı ve yer üstü kaynaklarını bilerek çıkarması, yeryüzündeki ve göklerdeki bütün sırlara vakıf olması için gönderdiğini, bu konuda, Yüce Allah’ın ;

“ Biz insanı en güzel şekilde yarattık. “ ( Tin Suresi. Ayet. 4)         

, “Hiç şüphe yok ki ,biz insan oğullarını yüce ve saygıdeğer yarattık ” .( İsra Suresi . Ayet. 36)

Yerde ve gökte ne varsa hepsini sizin emrinize verdik . ” (Casiye Suresi .Ayet .13) ,

”Sizi yer yüzünün halifeleri kıldık. “ (En’am Suresi . Ayet .165 )  buyurduğunu ;

4.  Allah’ın lütuf ve kereminin Müslümanlar üzerine olduğunu , O’nun  lütuf ve kereminden ümit kesmenin yasaklandığını, dinimizin bu konudaki ilkesinin , “Allah’ın rahmetin ümit kesmeyiniz .“  ( Zümer Sursi . Ayet . 33-34) olduğunu ,

5.  En büyük şan ve şerefin Müslümanlara ait olduğunu ,Kur’an-ı Kerimde : “ Üstünlük, yücelik, şan ve şeref Allah’ a , peygamberine ve müminlere aittir.” ( Münafikun Suresi. Ayet.8 ) hükmü bulunduğunu;

6.  Müslümanlar için en önemli konulardan birinin  birlik ve beraberlik olduğunu, en büyük tehlikenin ise tefrika olduğunu, dinimizin bu konudaki  şiarının (İlkesinin ),

“ Hep birlikte Allah’ın ipine ( Allah’ın dinine ve Kur’ an’ı Kerime) sımsıkı yapışın, parçalanıp ayrılmayın...Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın...”  (Al-i İmran, 3/103, 105)

“Ey iman edenler! Allah ve Resulüne itaat edin, birbirinizle  çekişmeyin; Sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz –devletiniz gider .” (Enfal suresi .Ayet 46). Olduğunu;

7.  Temizliğin Allah sevgisinin bir ölçüsü olduğunu, Yüce Allah’ın çok temiz olanları  ve çok tövbe edenleri sevdiğini , bu konuda ;   “Şüphesiz ki Allah çok tövbe edenleri ve çok temizlenenleri sever”3 buyurduğunu;

Sevgili Peygamberimizin de  ; “Temizlik imanın yarısıdır”2   şeklinde  beyanda bulunduğunu ;

8. Cenab-ı Allah’ın , gerçek keyfiyetini ve sûretini bilmediğimiz bir şekilde kainatı idare ettiğini, Allah’ın her an bu kainata hayat verdiğini, yaratmaya devam ettiğini. Bu konudaki beyanının “Göklerde ve yerde bulunan herkes O’ndan ister. O, ise her an yaratma halindedir”[16] şeklinde olduğunu;

9. Dünya ve ahiretimiz için çok çalışmamız gerektiğini , dinimizin bu husustaki ilkesinin ;

“Doğrusu insanın eline geçecek olan kendi çalışmasından başkası değildir” (Necm Suresi . Ayet.9 )

“Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu ara. Ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et...” ( Kasas Suresi. Ayet 77 )

Yeryüzüne dağılın Allah’ın lütfundan rızkınızı araştırın”(Cuma suresi . Ayet .10),

Zerre miktarı iyilik yapan onu görecektir. Zerre miktarı kötülük yapan da onun karşılığını görecektir.”(Zilzal Suresi. Ayet. 7-8 )  olduğunu ;

10.       Toplumların adaletle ayakta durduğunu, Yüce Allah’ın bu konuda ;

“Bilmiş olunuz ki, Cenab-ı Hak sizlere adaletle muamele etmeyi , hiçbir zaman iyilikten ayrılmamayı emrediyor…” (Nahl Suresi Ayet .90)

buyurduğunu ;

11.       Bütün görevlerin ehil kişilere verilmesi gerektiğini ,  dinimizin bu konudaki ilkesinin ;

“ Bilmiş olunuz ki, Allah sizlere bütün görevleri  ehil olan kişilere vermenizi … emrediyor”(Nisa Suresi. Ayet.58)

olduğunu ;

12.       Yüce Allah’ın ;” İşte bu benim yolumdur ki dosdoğrudur, hiç şaşmak bilmez. Siz ancak bu yolu tutunuz : sağa, sola sapan diğer yollara uymayınız. Sonra Cenab-ı Hakkın yolundan ayrılmış olursunuz “  (En’em Suresi . Ayet 153) buyurduğunu ;

Anlayıp kavradığımız gün ilerler,yücelir ve çağdaş medeniyetin ilerisine geçeriz.


 

 

 

 

 

 

 



1 Müdessir; 1-4

3 Bakara; 222, Tövbe;108

2 Müslim; Teharet:1

4 Buhari , Müslim

5 A’raf; 31

6 Aclüni, Keşfü’l Hafa 1/224

7 Buhari Tecrid-i Sarih H.No:223

8 Tac; 1/93

9 Et-Tıbbün Nebavi S:216

1 Ramüz’ül Ehadis C:2. S:341

2 Câmi ü’ssağir. C:1. S:94

3 Câmi ü’ssağir. C:2. S:655

4 Buhari Salat: 881 bab: Edep 36.bab

5 Buhari, İman:7

6 Müslim. İman:93.Hadis

7 Buhari Fiten. 2. Bab

8 Tirmizi Cam’uş-Sağir. C:2. S:547

9 Cami ü’ssağir. C:2 S.655

[1] Necm Suresi : Ayet: 39

[2] Rahman Suresi: Ayet: 29

[3] Araf Suresi, Ayet 172

[4] Cami’u’s-Sagir C: 2 S:156

[5] Cami’u’s-Sagir C: 2 S:116

[6] Buhari, Buyu’, 15.

[7] Keşf’ü’l-Hefa: C:2 S: 123. H.No:1406

[8] Feyzü’l-Kadir C:2 S:26 H.No: 1238

[9] İhyau Ulumiddin C:2 S:89

[10] H.B. Cenbey, 40 Hadis, No: 33

[11] Camiu’s-Sagir, c: 2, s: 287

[12] Camiu’s-Sagir , c: 1, s: 50

[13] Cum’a Suresi:10

[14] Zilzal Suresi 7-8

[15] Tâc, c: 5, s: 113

3 Bakara; 222, Tövbe;108

2 Müslim; Teharet:1


Yorumlar - Yorum Yaz
Kurban Dokumanları
Namaz Kitapları
Aydın Gökçe Bey'e Teşekkür
Sitemize Vaaz Ansiklopedisi olarak eklediğim bölüm Aydın Gökçe'nin Almanya'da görevli iken çeşitli kaynaklardan yaptığı vaazları alfabetik sıraya almasıyla oluşmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum.
Bu vaazlar ayrıca Dosyalar bölümünde de yer almaktadır. Vehbi Akşit
Vaaz Ansiklopedisi
VAİZLER KÜTÜPHANESİ
Kur'ani Site
Hava Durumu
Anlık
Yarın
13° 17° 12°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.87653.8921
Euro4.57284.5911
Saat