• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/vaazdokumanlari/
  • https://www.twitter.com/@vaazsitesi
Üyelik Girişi
Vaaz Kategorileri
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi16
Bugün Toplam854
Toplam Ziyaret3091438
İslam Ansiklopedisi
Hadislerle İslam
Site Haritası
Takvim
Vaaz Dokumanları

Hesap Gününü Unutmayalım

HESAP GÜNÜNÜ UNUTMAYALIM

 

LOKMAN SURESİ – 33. AYET

 

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْماً لَّا يَجْزِي وَالِدٌعَن وَلَدِهِ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَن وَالِدِهِ شَيْئاً إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ:

 

           MEALİ :

 

     “Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evladı, ne evladın babası namına bir şey ödeyemeyeceği günden (kıyamet gününden) çekinin. Bilin ki, Allah’ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan Allah’ın affına güvendirerek sizi yanıltmasın.”   (LOKMAN SURESİ – 33. AYET)

 

     İnsan sorumluluk taşıyan bir yaratıktır. Bu onun temel özelliklerinden biridir. Allah’ın emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmakla yükümlü olan insan, mutlaka bir gün O’nun huzurunda, dünyada yaptıklarından sorgulanacaktır. Çünkü o, tesadüfen dünyaya gelmiş değil, Allah’ın takdir ve yaratmasıyla var olmuştur. Hem de Allah, kâinatta olan her şeyi onun hizmetine vermiştir. Kur’an, şöyle buyurur:

 

أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثاً وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ:

 

     “Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin gerçekten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?”  (MÜ’MİNUN SURESİ – 115. AYET)

     Öldükten sonra dirilip Allah’ın huzuruna getirileceğimiz bugüne HESAP GÜNÜ diyoruz. Bugün, insanın en dehşetli günlerinden bir gündür. Peygamberler bile bu günün dehşetinden Allah’a sığınmışlardır. İşte bu peygamberlerden biri, Hz İbrahim (AS)’ dır. Bakın O, Allah’a nasıl dua ediyor:

 

وَلَا تُخْزِنِي يَوْمَ يُبْعَثُونَ:يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ:إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ:

 

     “(Ey Rabbim!) İnsanların dirilecekleri (ve huzuruna gelip hesap verecekleri) gün, beni utandırma. O gün ne mal fayda verir, ne evlat. Ancak Allah’a temiz bir kalple gelenler başka.”  (ŞUARA SURESİ – 87/89. AYETLER)

     Hz İbrahim (AS) bu duasıyla bize örnek oluyor, yol gösteriyor. Zaten O’nun yaptığı bu duanın Kur’an’da yer almasının hikmeti de budur. Ayette şu hususlara dikkatimiz çekiliyor. Ey İnsanlar, öleceksiniz fakat sonradan diriltilip Allah’ın huzurunda hesap vereceksiniz. Bunu hatırınızdan çıkarmayın, hazırlıklı olun. İbrahim (AS) bir peygamber olduğu, hatta Allah’ın dostu olma şerefiyle şereflendiği halde hesap gününü unutmuyor ve o gün mahcup duruma düşmemeyi Allah’tan niyaz ediyor. Bu peygamberi örnek alın; Allah’a yönelin, yalvarın ve o gün hesabınızın kolay geçmesini Allah’tan dileyin, kimseye güvenmeyin, Allah’ın rızasını kazanmaya çalışın. O razı olmadıkça, kimsenin size bir iyilik yapamayacağını unutmayın. Çünkü Allah izin vermedikçe hiç kimsenin bir başkasına şefaat etmesi de söz konusu değildir. O halde yapacağınız tek şey, Allah’ın rızasını kazanmaktır. Bu da ancak O’nun emirlerine itaat etmek ve yasaklarından kaçınmakla mümkün olur.

     Evet, o gün mal ve evladın fayda vermeyeceği bir gündür. Nitekim bir ayet şöyledir:

 

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْماً لَّا يَجْزِي وَالِدٌعَن وَلَدِهِ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَن وَالِدِهِ شَيْئاً إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ:

 

     “Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evladı, ne evladın babası namına bir şey ödeyemeyeceği bir günden (kıyamet gününden) çekinin. Bilin ki, Allah’ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan Allah’ın affına güvendirerek sizi yanıltmasın.”  (LOKMAN SURESİ – 33. AYET)

     O düşünmesi bile insana dehşet veren günde herkes kendisiyle meşgul olacak, başkasıyla ilgilenmeye ayıracak zamanı olmayacaktır. Kur’an şöyle buyurur:

 

يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ:وَأُمِّهِ وَأَبِيهِ:وَصَاحِبَتِهِ وَبَنِيهِ:لِكُلِّ امْرِئٍ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ:

 

     “O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün herkesin kendine yetecek bir derdi vardır.”  (ABESE SURESİ – 34/37. AYETLER)

     İnsan, dünyada yakınlarından birisiyle karşılaştığı zaman sevinir ve onları sevgiyle kucaklar. Ama görülüyor ki o gün, değil başkalarından, bu en yakınlarıyla karşılaşmak istemeyecek, onlardan kaçacaktır. Çünkü kardeş: “Sen bana dünyada yardım etmedin”; anne-baba: “Sen bize iyilikte kusur ettin.”; eşi: “Sen bana haram yedirdin.”; çocuklar: “Sen bize dinimizi öğreterek bizi uyarmadın.” deyip yakasına yapışırlar diye onlardan kaçacaktır.

     Hz Aişe (RA) validemiz anlatıyor: Peygamberimiz (SAV): “İnsanlar kıyamet günü (ilk yaratılışları gibi) yalın ayak, çıplak ve sünnetsiz olarak haşrolacaklardır.” buyurdu. Ben: “Ey Allah’ın Rasülü! Erkek kadın bir arada mı? Bunlar birbirlerinin edep yerlerine bakarlar, nasıl olur?” dedim. Peygamberimiz (SAV): “Ey Aişe! Haşir işi çok zordur, insanların birbirlerine bakmalarına müsait değildir.” buyurdu.

     Ebu Ubeyde ve İbni Münzir’in rivayetlerine göre KATADE şöyle demiştir: “Kıyamet günü insan, tanıdığı bir kimseyi görmekten sıkıldığı kadar, hiçbir şeyden sıkılmaz. Çünkü yaptığı bir haksızlık sebebiyle peşine düşülmesinden korkar.”

                  Peygamberimiz (SAV) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:

 

قام رسول الله(صعلم)حين أنزل الله عزوجل:وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ.قال يامعشرقريش أوكلمة نحوها إشترواأنفسكم لآأغنىعنكم من الله شيأيابنىعندمنافلآأغنىعنكم من الله شيأباعباس ابن عبدالمطلب لآأغنىعنكم من الله شيأوياصفية عمه رسول الله لآأغنىعنكم من الله شيأويافاطمة بنت محمد سلينىماشئت من مالىلآأغنىعنك من اللع شيأ.

 

     Ebu Hüreyre (RA) anlatıyor: Allah: “(Ey Muhammed) En yakın akrabanı uyar.” (ŞUARA SURESİ – 214. AYET) ayetini indirdiği zaman, Peygamberimiz (SAV) akrabalarını çağırarak şöyle buyurdu: “Ey Kureyş Topluluğu! Kendinizi Allah’tan satın alın (Allah’ın azabından koruyun), yoksa ben Allah’ın azabından hiçbir şeyi sizden men edemem. Ey Abdi Menaf Oğulları! Allah’ın azabından hiçbir şeyi sizden uzaklaştıramam. Ey Abdülmuttalib’in oğlu Abbas! Senden de Allah’ın azabından hiçbir şeyi men edemem. Ey Peygamberin halası Safiye! Benim, Allah’ın azabından kurtarmak için sana hiçbir yararım olmaz. Ey Muhammed (SAV)’in kızı Fatıma! Malımdan ne dilersen iste, vereyim fakat Allah’ın azabından hiç bir şeyi senden men edemem.”

     Peygamberimiz (SAV), insanların dünya ve ahiret efendisi olduğu halde: “Kıyamet günü nasıl hesap vereceğim?” derdi.

     Ensar’dan bir kadın olan ÜMMÜ ÂLA (RA) anlatıyor: “Müslümanlar Mekke’den Medine’ye hicret ettikleri zaman, Ensar arasında kura ile taksim edilmişlerdi. Bizim aileye de Osman b. Maz’un düşmüştü. Biz Osman’ın evimizde konuk ettik. Osman bir süre sonra hastalandı ve vefat etti. Yıkandı, kendi elbisesiyle kefenlendi. Tam bu sırada Peygamberimiz (SAV) cenazeye geldiler. Ben cenazeyi tezkiye ederek: “Ey Ebu Saib! Allah sana rahmet etsin. Senin hakkında bildiğim ve bu cemaate bildirmek istediğim şudur ki; Sen Allah’ın rahmetine erişmiş bahtiyar bir zatsın. Dedim. Ben böyle söyleyince, Peygamberimiz (SAV) bana dönerek: “Allah’ın bu ölüye rahmet ettiğini nereden biliyorsun?” dedi. Ben: “Ey Allah’ın Rasülü! Babam annem sana feda olsun. Allah, Osman b. Maz’un gibi inanmış ve Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından sakınmış bir kuluna ikram etmez de ya kime eder?” dedim. Bunun üzerine Peygamberimiz (SAV): “Osman b. Maz’un ölmüştür. Allah’a yemin ederim ki, ben de bu ölü için hayır ve mutluluk dilerim. Yine Allah’a yemin ederim ki, Ben, Allah’ın bir peygamberi olduğum halde bana ve size kıyamet günü ne muamele edeceğini bilemem.” buyurdu. Ümmü Âla diyor ki: “Vallahi, Peygamberimiz (SAV)’in bu uyarısından sonra ben, kimseyi tezkiye etmeye cesaret edemedim.”

     Yalnız şu hususu hatırlatalım: Bu hadise, Bedir savaşına katılanların cennetlik oldukları haber verilmeden önce idi. Osman b.Maz’un da Bedir savaşına katılan sahabelerdendi. Bu hadisten öğrendiğimiz bir başka husus ta şudur: Cennetle müjdelenmiş on kişi ile Bedir savaşına katılanlar gibi cennetlik oldukları bildirilenlerden başka hiçbir kimse hakkında cennetliktir. Diye hükmedilemez. Ancak genel olarak, inananlar cennetliktir, inanmayanlar cehennemliktir denilebilir. Bir de mümin ve muttaki olan kişiler için, cennetlik olduklar umulur, ifadesi kullanılabilir, kesin olarak cennetlik oldukları söylenemez.

     Bera (RA) anlatıyor: Peygamberimiz (SAV)’le beraber bir cenazedeydik. Cenazenin mezarı kazılmakta olduğundan, Peygamberimiz (SAV) mezarın bir kenarına oturdu. Bu manzara O’nu o kadar etkiledi ki, ağladı, gözyaşlarıyla toprak ıslandı. Sonra da orada bulunanlara: “Kardeşlerim, kendinizi bugün için hazırlayınız.” buyurdu.

     Peygamberimiz (SAV)’in, kıyamet gününden ve orada hesaptan söz edildiği zaman gözleri yaşarırdı.

     Abdullah b. Mes’ud (RA) anlatıyor: Bir kere Peygamberimiz (SAV) bana: “İbni Mes’ud! Haydi, bana Kur’an oku.” buyurdu. Ben: “Ey Allah’ın Rasülü! Kur’an sana gönderilmişken onu size nasıl okuyacağım?” dedim. Peygamberimiz (SAV): “Evet öyle ama ben Kur’an’ı başkasından işitmeyi çok severim.” buyurdu. Ben de Nisa Suresini okumaya başladım.

فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِن كُلِّ أمَّةٍ بِشَهِيدٍوَجِئْنَا بِكَ عَلَى هَـؤُلاء شَهِيدا:ً

 

     “Kıyamet günü her ümmetten (onun peygamberini) şahit getirdiğimiz ve seni de (Ey Muhammed) onların üzerine şahit olarak gösterdiğimiz zaman (inkâr edenlerin hali) ne olacak?” (NİSA SURESİ – 41. AYET) ayetine gelince, Peygamberimiz (SAV): “Yeter.” buyurdu. O anda Peygamberimiz (SAV)’in iki gözünden yaş döküldüğünü gördüm.”

     Peygamberimiz (SAV)’in şu uyarısı çok düşündürücüdür. Buyuruyor ki:

 

والله لوتعلمون مآأعلم لضحكتم قليلاولبكيتم كثيرا.

 

     “Benim bildiğimi siz bilseydiniz, daha az güler, daha çok ağlardınız.”

     Peygamberimiz (SAV)’in arkadaşları olan Ashab-ı Kiram da kıyamet günü Allah’a verilecek hesaptan endişe ederlerdi.

     Hz Ömer (RA) bir gün Ebu Musa El-Eş’ari (RA)’a: “Ey Ebu Musa! Biz ki Müslümanlığı kabul ettik, yerimizi yurdumuzu bırakarak göç ettik, her yerde Peygamberimiz (SAV)’le birlikte bulunduk. Acaba kıyamet gününde bir ecir ve mükâfata nail olacak mıyız?” dedi. Ebu Musa (RA): “Elbette olacağız. Biz birçok iyilik yaptık. Allah’tan büyük lütuf ve ihsan bekliyoruz.” dedi. Hz Ömer (RA): “Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın huzurunda hesaptan kurtulmaktan başka bir şey istemiyorum.” dedi.

     Kıyamet günü insanın dünyada gizli ve aşikâr işlediği her şeyin hesabı görülecek, kişiler arasındaki anlaşmazlıklar çözümlenecektir. O gün hiçbir şeyi saklamak mümkün değildir. Çünkü yerde ve göklerde Allah’a saklı hiçbir şey yoktur. Allah insanı yaptıklarından sorgulayacağı gibi, kötü duygu ve düşüncelerinden de hesaba çekecektir. Kur’an bu konuda şöyle buyurur:

 

لِّلَّهِ ما فِي السَّمَاواتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَإِن تُبْدُواْ مَا فِي أَنفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ

يُحَاسِبْكُم بِهِ اللّهُ فَيَغْفِرُ لِمَن يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَاءُوَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ:

 

     “Siz içinizdekileri açığa vursanız da gizli tutsanız da Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra dilediğini affeder, dilediğine de azap eder. Allah’ın her şeye gücü yeter.”  (BAKARA SURESİ – 284. AYET.)

     Allah’a gizli ve saklı hiçbir şey olmadığı halde O, insanların yaptıklarını melekler aracılığıyla da yazdırmaktadır. Bu hususu Kur’an şöyle anlatır:

 

كِرَاماًكَاتِبِينَ:يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ:

 

     “Oysa üzerinizde muhakkak koruyucular var. Değerli yazıcılar. Onlar, siz her ne yaparsanız (sizinle birlikte bulunduklar için) bilirler. (İyi ve kötü hiç birini kaybetmeden hepsini amel defterlerinize yazarlar.)  (İNFİTAR SURESİ – 10/12. AYETLER)

     Melekler kaleme aldıkları bu defterlerde kulun neyi ne zaman ve nerede yaptığı yazılmış bulunmaktadır. Bu defterler kıyamet günü sahiplerine verilecek ve:

 

اقْرَأْ كَتَابَكَ كَفَى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَسِيباً:

 

     “Kitabını oku, bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.”   (İSRA SURESİ – 14. AYET)  denilecektir.

     Bu amel defterlerinde her şey yazılmış, hiçbir şey unutulmamıştır. Bu konuda Kur’an şöyle buyurur:

 

وَوُضِعَ الْكِتَابُ فَتَرَى الْمُجْرِمِينَ مُشْفِقِينَ مِمَّا فِيهِ وَيَقُولُونَ يَا وَيْلَتَنَا مَالِ هَذَا الْكِتَابِ لَا يُغَادِرُ صَغِيرَةً وَلَا كَبِيرَةً إِلَّا أَحْصَاهَا وَوَجَدُوا مَا عَمِلُواحَاضِراً وَلَا يَظْلِمُ رَبُّكَ أَحَدا:ً

 

     “O gün herkesin amel defteri ortaya konmuştur. Ey Muhammed! Suçluların amel defterlerinden korktuklarını görürsün. Eyvah, bu nasıl deftermiş ki, büyük küçük hiçbir şey bırakmadan hepsini saymış dökmüş derler. Onlar (bu defterlerde) bütün yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.”  (KEHF SURESİ – 49. AYET)

     O gün herkes sorgulanacaktır. Bu hususu Kur’an şöyle anlatır:

 

فَلَنَسْأَلَنَّ الَّذِينَ أُرْسِلَ إِلَيْهِمْ وَلَنَسْأَلَنَّ الْمُرْسَلِينَ:

 

     “Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de gönderilen peygamberleri de sorguya çekeceğiz.”  (A’RAF SURESİ – 6. AYET)

     Peygamber gönderilen topluluklara: “Elçilere ne cevap verdiniz?”, Peygamberlere de Size ne cevap verildi?” diye sorulacaktır. Aslında o günde suçlulara, suçlu oluşları yüzlerinden belli olduğu için günahlarından sorulmayacağı KASAS SURESİ-78. ve RAHMAN SURESİ-39. ayetlerde ifade edilmiştir. Ancak buradaki sorgulama, inkarcıları peygamberler önünde azarlayarak sorumlu tutmaktır.

     Amel defterlerini inceleyenlerden bazıları orada yazılı günahlarından bir kısmını inkar edecekler ve: “Bunları ben yapmadım, melekler yazdı.” diyecekler ama, bu konudaki şahitlere itiraz edemeyeceklerdir. Çünkü o gün vücutlarındaki organlar aleyhlerinde şahitlik yapacaklardır. Kur’an şöyle buyurur:

 

يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ أَلْسِنَتُهُمْ وَأَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ:

 

     “O gün onların dilleri, elleri ve ayakları işledikleri şeyler hakkında kendilerine şahitlik ederler.”  (NUR SURESİ – 24. AYET)

 

حَتَّى إِذَا مَا جَاؤُوهَا شَهِدَعَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَأَبْصَارُهُمْ وَجُلُودُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ:وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدتُّمْ عَلَيْنَا قَالُوا أَنطَقَنَا اللَّهُ الَّذِي أَنطَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ:

 

     “Nihayet oraya vardıkları zaman kulakları, gözleri ve derileri yaptıkları şeyler hakkında onların aleyhinde şahitlik ederler. Onlar derilerine: Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz? Derler. Derileri de: Bizi, her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. Sizi ilk defa yaratan O’dur ve siz yine O’na döndürülüyorsunuz.” derler.  (FUSSİLET SURESİ – 20/21. AYETLER)

     Enes b.Malik (RA) anlatıyor: Peygamberimiz (SAV)’in yanında idik. Güldüler. Sonra da: “Niye güldüm biliyor musunuz?” buyurdular. Biz: “Allah ve Rasülü bilir.” dedik. Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurdu: “Kulun Rabbi ile konuşmasına gülüyorum. Kul, Allah’ın huzurunda hesap verirken: “Ey Rabbim! Siz beni haksızlık yapmaktan men etmediniz mi?” diyecek. Allah: “Evet, men ettim.” diyecek. Kul: “Ama ben kendime benim tarafımdan bir şahit getirilmesinden başka bir şeye razı değilim.” diyecek. Bunun üzerine Allah: “Bugün sana tek şahit olarak nefsin, çok şahit olarak ta değerli yazıcı melekler yeter.” buyuracak ve ağzı mühürlenecektir. Peşinden organlarına: “Konuş.” denilecek, onlar da onun yaptıklarını söyleyecektir. Sonra da serbest bırakılacak. O da organlarına: “Irak olun, ben ancak sizin için mücadele ediyorum.” diyecektir.

     Kıyamet günü iyilerle kötüler birbirinden ayırt edilecek, haklar alınıp sahiplerine verilecektir. O gün hiç kimsenin hakkı kimsede kalmayacaktır. Peygamberimiz (SAV) bu konuda şöyle buyuruyor:

     “Elbette kıyamet gününde haklar sahiplerine ödenecektir. Hatta boynuzlu koyundan boynuzsuz koyunun öcü alınacaktır.”

     Hak sahiplerinin haklarını eksiksiz alacakları muhakkak olan o günde, dünyada haksızlık yapanlar da, iyiliklerini hak sahiplerine vermekle yaptıkları iyiliklerden de mahrum kalacaklardır.

     Ebu Hüreyre (RA) anlatıyor: Peygamberimiz (SAV): “Müflis kimdir bilir misiniz?” diye sordu. Orada bulunanlar: “Bize göre müflis, parası ve malı olmayan kimsedir.” dediler.

     Peygamberimiz (SAV): “Gerçekte benim ümmetimden müflis, kıyamet gününde, namaz, oruç ve zekâtla gelecek olan kimsedir. (Yani, namazını kılmış, orucunu tutmuş ve malının zekâtını vermiş olan kimsedir.) Ama şuna sövmüş, bunun kanını dökmüş, diğerini de dövmüştür. (Yani bu günahları da işlemiştir.) Bundan dolayı onun iyiliklerinden adı geçenlerin her birine verilir. Üzerinde olan haklar ödenmeden iyilikleri tükenirse, hak sahiplerinin günahları o kimseye yükletilir. Sonra da o kimse cehenneme atılır.” buyurdu.

     Bu hadis-i şerif, insan haklarına verilen önemi açıkça belirtiyor. İnsan haklarına riayet etmeyen kimselerin kıyamet gününde sorgulanırken dünyada kazandıkları iyilikleri de kaybederek çok kötü bir düşeceklerini açık bir şekilde ifade ediyor.

     Peygamberimiz (SAV), inananlara olan şefkat ve merhameti sebebiyledir ki, kul hakkıyla Allah’ın huzuruna çıkmamamız için her vesile ile bizi uyarmıştır. Hatta O, borçlanıp borcunu ödeyemeden ölen kimselerin borçlarını öder ve:

     “Nefisimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, yeryüzünde bulunan her mümine insanların en yakını benim. Sizden herhangi biriniz ölür de borç veya çoluk-çocuk bırakırsa, ben onun velisiyim, yardımcısıyım. Herhangi biriniz de mal bırakırsa o da varislerinindir.” buyururdu.

     Kişi kıyamet gününde genel olarak beş şeyden sorguya çekilecektir. Bu beş şeyi Peygamberimiz (SAV) şöyle bildirir:

     “Kişi ömrünü ne yolda tükettiğinden, vücudunu nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, bildiği ile ne amel ettiğinden sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılamayacaktır.”

     Bu hadis üzerinde düşünmeli ve bu sorulara verecek cevaplar hazırlamalıyız. Bundan sonra mizan kurulur ve amellerin tartılmasına geçilir. Kur’an bu konuda şöyle buyurur:

وَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ فَمَن ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَـئِكَ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُم بِمَا كَانُواْ بِآيَاتِنَا يِظْلِمُونَ:

 

   “O gün (amelleri tartacak) terazi haktır. Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtulanlardır. Kimin (sevap) tartıları hafif gelirse, işte onlar da ayetlerimize haksızlık etmelerinden ötürü kendilerini zarara sokanlardır.”  (A’RAF SURESİ – 8/9. AYETLER)

     Buradaki terazi (mizan) insanların dünyada yaptıkları amelleri tartacak olan ve keyfiyetini bilemediğimiz ilahi adalet ölçüsüdür. Bu, dünyadaki ölçü aletlerine benzemez. Çünkü bu terazi, insanın yaptığı kötülüklerle iyilikleri tartacaktır. Ayette ifade edildiği gibi, tartıda iyilikleri kötülüklerinden ağır gelenler kurtuluşa erecek; hafif gelenler ise, cehenneme gidecektir. Cehenneme gidenlerden inanmış olanlar, cezalarını çektikten sonra cehennemden çıkıp cennete girebileceklerdir.

     Ameller tartılırken hiç kimseye haksızlık yapılmayacak, yaptığı her şey adalet terazisinde tartılacaktır. Bu durumu Kur’an şöyle anlatır:

 

وَنَضَعُ الْمَوَازِينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيَامَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئاً وَإِن كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِّنْ خَرْدَلٍ أَتَيْنَا بِهَا وَكَفَى بِنَا حَاسِبِينَ:

 

     “Biz kıyamet günü için adalet terazilerini kurarız. Artık kimseye hiçbir şekilde haksızlık edilmez. (Yapılan iş) bir hardal tanesi kadar dahi olsa onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak herkese yeteriz.”  (ENBİYA SURESİ – 47. AYET)

 

فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْراًيَرَهُ:وَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرّاً يَرَهُ:

 

     “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı kötülük yapmışsa onu görür.”  (ZİLZAL SURESİ – 7/8. AYETLER)

     Tartıda iyilikleri, kötülüklerinden ağır gelenlere ne mutlu… Onlar cennete girecekler ve cennetin sonsuz nimetlerine ereceklerdir.

     Kıyamet günü Allah’ın huzurunda vereceğimiz hesapla ilgili bu kısa açıklamadan sonra, o halde ne yapmalıyız ki, o gün hesabımız kolay geçsin?  Gibi bir soru akla geliyor. Bu konuda yapacağımız işi, Peygamberimiz (SAV) bize şöyle anlatıyor:

     “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz.”

     İnsan dünyada yaptıklarının hesabını bir gün mutlaka vereceğine ve o günkü mahkemede hâkimin Allah olduğuna inanır ve bu inancını ölünceye kadar muhafaza ederse, her işinde dikkatli olur. İşlerinde doğruluktan ayrılmaz, kimseyi kandırmaz, kimseye haksızlık yapmaz, yalan söylemez. Kimsenin malına ve ırzına göz dikmez. Kendi hakkı kadar başkalarının hakkını da gözetir. Kendine layık görmediği bir şeyi, din kardeşlerine de layık görmez. Bu inanca sahip olan kimse hesap günü gelip çatmadan evvel, kötülükleri azaltır ve iyilikleri çoğaltır. Allah’tan korkar, O’na karşı gelmekten çekinir, günah işlememeye gayret eder. İşlediği günahlardan hemen tevbe eder, günahkâr olarak Allah’ın huzuruna gitmek istemez.

     İşte ahiret inancı, insanın duygu, düşünce ve davranışları üzerinde böylesine olumlu etkiler yapar. Ne mutlu o hesap gününe hazırlananlara. Yine ne mutlu o günü hiç unutmayanlara. Konumuzu bir ayet mealiyle bitirelim:

 

وَاتَّقُواْ يَوْماً لاَّ تَجْزِي نَفْسٌ عَن نَّفْسٍ شَيْئاً وَلاَيُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلاَ يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلاَ هُمْ يُنصَرُونَ:

 

     “Öyle bir günden korkunuz ki, o gün Allah’a döndürüleceksiniz. Sonra da herkese kazancı tamamı ile ödenecek ve hiç kimse haksızlığa uğramayacaktır.”  (BAKARA SURESİ – 48. AYET)

KAYNAK : DİYANET AYLIK DERGİ     TEMMUZ-2000


Yorumlar - Yorum Yaz


Kurban Dokumanları
Namaz Kitapları
Aydın Gökçe Bey'e Teşekkür
Sitemize Vaaz Ansiklopedisi olarak eklediğim bölüm Aydın Gökçe'nin Almanya'da görevli iken çeşitli kaynaklardan yaptığı vaazları alfabetik sıraya almasıyla oluşmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum.
Bu vaazlar ayrıca Dosyalar bölümünde de yer almaktadır. Vehbi Akşit
Vaaz Ansiklopedisi
VAİZLER KÜTÜPHANESİ
Kur'ani Site
Hava Durumu
Anlık
Yarın
10° 15° 5°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.94973.9655
Euro4.63454.6531
Saat