• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/vaazdokumanlari/
  • https://www.twitter.com/@vaazsitesi
Üyelik Girişi
Vaaz Kategorileri
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi31
Bugün Toplam1545
Toplam Ziyaret3090106
İslam Ansiklopedisi
Hadislerle İslam
Site Haritası
Takvim
Vaaz Dokumanları

İman ve Erdem İlişkisi

İMAN VE ERDEM İLİŞKİSİ

 

AYET: ASR SURESİ – ¼. AYETLER

 

    

 وَالْعَصْرِ:إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ:إِلَّا الَّذِينَ آمَنُواوَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ:

 

           MEALİ:

 

     “Asra yemin ederim ki insan, gerçekten ziyan içindedir. Ancak bundan iman edip salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.”   (ASR SURESİ – ¼. AYETLER)

 

     Bu dersimizde kâmil manada bir Allah inancının lüzumu ve böyle bir imana sahip olmanın insanlara kazandıracağı ahlâkî fazilet ve güzelliklerin üzerinde durmaya çalışacağız.

     Bilindiği gibi; dinimize ait hükümler üç ana gruba ayrılırlar. Bunlardan ilkini inanç ve itikat, ikincisini ibadât ve muamelât, üçüncüsünü de ahlâk konuları oluşturmaktadır. Birbiriyle iç içe olan bu hükümlerin tamamı, insanların dünya ve ahiret hayatını tanzim ve her iki cihanda mutlu olmasını sağlama gayesi taşırlar. Nitekim iman ibadetin; ibadet üstün ahlâkın, üstün ahlâk da insan-ı kâmil olmanın temelini teşkil ederler. Kâmil insan ise, dünyada Rıza-ı Bari’ye uygun hareket eden ve buna karşılık vaat edilen ilahî nimetleri kazanarak ebedî mutluluğa nail olmaya hak kazanan kimse demektir.

     Dinimize ait hükümleri ihtiva eden Kur’an-ı Kerim, Yüce Allah’ın rızasını nasıl elde edeceğimizi ve ona giden yolların neler olduğunu açıkça göstermiş bulunmaktadır. 0, her şeyden önce salim ve sağlam bir iman sahibi olmayı önermiştir. Şüphesiz böyle bir imanın ön şartı; Yüce Rabbimizi bilmek, O’nu noksan sıfatlardan tenzih edip kemal sıfatlarıyla tanımaktır. İkinci şartı ise, Hz. Muhammed (SAV)’i Allah’ın kulu ve resulü olarak kabul etmek, bildirdiklerinin de hak olduğuna ve Allah katından geldiğine dair iman ve ikrarda bulunmaktır.

     Kur’an-ı Kerim’in bildirdiğine göre Allah vardır ve birdir. İnsan, etrafında olanlara ve kendi nefsinde yaşadıklarına şöyle bir baksa, O’nun var ve bir olduğunu apaçık bir şekilde anlar. İçinde bulunduğumuz bu kâinatın yaratıcısı olan Allah, aynı zamanda din gününün, yani ahiret hayatının da sahibidir. Hiç kimseye muhtaç değildir. Aksine herkes ve her şey O’na muhtaçtır. Hay (diri) dır, ezelî ve ebedîdir. 0, her şeye kadirdir. Rahmeti her şeyi kuşatmıştır. Merhamet etmeği sever. Aynı zamanda hikmet sahibidir. Her şeyi bilen, her şeyi gören, her şeyden, hatta kalplerde saklı tutulanlardan dahi haberdar olandır.

     Her Müslüman’ın Allah hakkındaki inancının bu şekilde olması gerekmektedir. Şüphesiz böyle bir iman, tüm insanlık için en büyük bir değer, en sağlam bir destek ve dayanak ve de en güvenilir bir rehberdir. Zira böylesine ulvi bir rehber, insanı ortada kalmaktan, her türlü kötülüğe dalmaktan korur, birçok iyilikler yapmasını, ibadet ve itaat duygusunu artırarak manevi hazlara ulaşmasını ve sonuç olarak da mutlu olmasını sağlar.

     Kur’an-ı Kerim, insanın bu kemal noktasına gelme halini “ittika” ve “ihsan” dereceleri olarak göstermektedir. İttikayı, korku ve ümit içinde bir yaklaşımla Allah’tan gerektiği şekilde sakınma; ihsanı ise Allah’ı daima hatırda tutma, 0’ndan hayâ etme (utanma), her şeyi Yüce Yaratan’dan bilerek büyük bir sevgi ve minnet duygusu içinde O’na yönelme ve bağlanma diye açıklamaktadır. İhsan’ın ne olduğu hakkında Cebrail (AS) tarafından sorulan bir soruya karşılık olarak sevgili Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurmuştur:

     “İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi O’na ibadet etmendir. Sen O’nu görmüyor olsan dahi, O’nun seni gördüğünü bilmendir.”

     Ayrıca Kur’an-ı Kerim, insanın bu ideal noktaya gelmesi halini Allah’ın boyası ile boyanma, O’nun öngördüğü sıfatlar ile sıfatlanarak ahlâkî ile ahlâklanma olarak tanımlamaktadır. Allah’ın sıfatları ile sıfatlanan bir kimsenin, en güzel faziletlerle donanmış olacağında asla şüphe yoktur. Onun içindir ki sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV), bizlerin Allah’ın emrettiği üstün ahlâkla ahlâklanmamızı istemiştir.

     Vahdaniyet, yani bir ve tek olma sıfatı, hem inanç ve idealde, hem de toplumun her kesiminde olması gereken birlik fikrinin, beraberlik idealinin yegâne kaynağıdır. Kur’an-ı Kerim, birlik ve beraberlik anlayışının bulunmayışını “fitne” olarak vasıflandırmakta, fitneyi de katl, yani adam öldürme fiilinden daha büyük bir kötülük saymaktadır.

     Allah’ın kudret sıfatını kendisine rehber edinen insan, her sıkıntıya katlanmayı, her zorluğu yenmeyi, her çeşit kötülükle mücadele etmeyi; Hikmet sıfatını rehber edinen, hak ve hakikatin gerçek bilgide olacağını, dolayısıyla zan ve şüpheye dayanan anlayışların terk edilmesi gereğini; Onun Esma-i Hüsna’sından Adalet sıfatını rehber edinen, hak ve hukuka riayet etmeyi, bu hak kime ait olursa olsun, onu mutlaka koruyup kollamayı ve her türlü haksızlıktan uzak kalmayı; Rahman ve Rahim sıfatlarını rehber edinen ise Allah için sevmeyi ve Allah için iyilik yapmayı öğrenir.

     Şüphesiz insan, her şeyden çok Yaratan’ını sever. 0 nedenle Müminlerin gönlünde bulunan en büyük sevgi, sevgilerin en yücesi olan Allah sevgisidir. Ancak Yunus Emre’nin deyişiyle insan, yaratandan ötürü yaratılanları da sevmek durumundadır. Bu manada İslâm, zaten Allah sevgisi ile yaratılanların sevgisini, özellikle de insan sevgisini iç-içe ve eğer teşbihte hata olmazsa, birbirine yapışık ikiz kardeşler olarak görmüş ve göstermiştir. Çünkü Allah sevgisinin yüceliğine, Allah’ın eseri olan mahlûkatın sevgi merdiveni kullanılmadan çıkılamaz. Zaten Resülüllah (SAV)’de şöyle buyururlar: “Allah’a yemin ederim ki, Müslüman olmadıkça Cennet’e giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de Müslüman olamazsınız.”

     Allah sevgisi, Allah’ın emir ve yasaklarına uyma, samimiyet, tevekkül ve teslimiyetle O’na bağlanma şeklinde tezahür eder. Böyle bir sevgi, insanlar arasındaki ilişkilerin güzelleşmesini, Allah rızasına dayanan iyiliklerin artmasını da sağlar. Bu suretle kardeşlik, birlik ve beraberlik bağları ile dirlik ve düzen anlayışı gelişir. Ayrıca birlikte yaşamanın vazgeçilmez şartlarından biri olan toleransı ve hoşgörü ortamının doğmasına yardım eder. Kuşkusuz o da her yer ve zamanda ihtiyaç duyduğumuz toplumsal barış demektir.

     Bilindiği gibi insanlar arasında olması gereken dostlukların azalması, ona bağlı olarak da öfke, hiddet ve düşmanlıkların artması çoğu kez sevgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. İnsanları rahatsız eden yanlış düşünce, yanlış fiil ve davranışlar ile onlardan neşet eden kötülüklerin tek sebebi de yine sevgisizliktir. Çünkü sevgi olsa, öfkeler diner, düşmanlık duyguları siner, bir daha ortaya çıkma imkânı bulamadan kaybolup gider. Unutulmaması gereken bir husus olarak söylemeliyiz ki, tüm faziletler, tüm iyilik ve güzellikler, sadece sevgi ve samimiyet ortamında doğar ve gelişirler. Bu bakımdan, günümüzde yaşadığımız rahatsızlıkların yok edilmesi için Allah rızasına dayanan sevgi pınarını herkesin gönlüne iyice akıtmamız gerekmektedir. Çünkü bu sevgi ve samimiyet olmadan, yüce dinimizin hedeflediği faziletli hayat ve kâmil ahlâk idealini yakalamamız mümkün değildir. Nitekim toplumsal barış, ahlâk ve fazilet konusunda ortaya çıkan problemlerin, geçmişte de hep sevgi yoluyla halledildiğini görmekteyiz. Gerçekten de, söz gelişi Anadolu’nun en buhranlı, dolayısıyla Anadolu insanının en bunalımlı dönemlerinde gelen Hz. Mevlana’nın, Hacı Bayram Veli’nin, Yunus Emre’nin, Hacı Bektaş-ı Veli’nin metodu sevgi esasına dayanıyordu. Daha önce gelen Ahmet Yesevî’ninki de öyle... Zira bu metot bizzat Yüce Allah tarafından va’z edilen ve Resulü (SAV) tarafından uygulanan ilahî bir metottur. Kendi mesajını insanlara tebliğ etme görevi ile görevlendirdiği Resulü (SAV)’e Yüce Allah şöyle buyuruyor:

 

ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِوَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ:

 

     “Onlarla (muhataplarınla) en güzel şekilde mücadele et.”   (NAHL SURESİ – 125. AYET)

 

وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ:

 

     “İyilikte kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü iyilikle önle. O zaman (görürsün ki), seninle arasında düşmanlık olan kimse, sanki yakın bir dost olur.”   (FUSSİLET SURESİ – 34. AYET)

     İşte Resülüllah (SAV)’in uyguladığı metot bu metot idi; elde ettiği muazzam sonuç ise herkesin malumudur.

     Atalarımızın da işaret ettiği gibi, kan nasıl sadece su ile yıkanırsa, kötülükler de ancak iyilikle silinir ve yok edilir. Kuşkusuz bu düşünce, İslâm'ın insanlığa kazandırmak istediği en büyük hasletlerden biridir. Ancak Kur’an-ı Kerim’in bildirdiğine göre:

 

وَمَا يُلَقَّاهَا إِلَّا الَّذِينَ صَبَرُوا وَمَا يُلَقَّاهَاإِلَّا ذُو حَظٍّ عَظِيمٍ:

 

      “Bu haslete, sadece sabredenlerle (hayırda) büyük pay sahibi olan kimse kavuşturulur.”   (FUSSİLET SURESİ – 35. AYET)

     Kur’an-ı Kerim’de bu ayeti destekleyen başka ayetler de vardır. Allah’ın rızasını ve O’nun sevgisini kazanmanın iyilik yapma, sabırlı olma, hakkı söyleme ve insanları sevme şartına bağlı olduğunu birlikte gösteren o ayetlerden bazılarının meali şöyledir:

 

وَالْعَصْرِ:إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ:إِلَّا الَّذِينَ آمَنُواوَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ:

 

     “Asra yemin ederim ki insan, gerçekten ziyan içindedir. Ancak bundan iman edip salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.”   (ASR SURESİ – ¼. AYETLER)

 

الَّذِينَ يُنفِقُونَ فِي السَّرَّاء وَالضَّرَّاء وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ:

 

     “O kimseler ki varlıkta ve yoklukta mallarından infak ederler. Öfkelerini yutar ve insanları affederler. Allah, iyilik ve ihsanda bulunanları sever.”    (ÂLİ – İMRAN SURESİ – 134. AYET))

     Yukarıdan beri söylediklerimizi bir sonuç olarak özetlemek gerekirse söylenecek söz merhum Akif’in güzel bir biçimde dizelediği şu beytindeki sözden başkası olamaz:

     “Ne ilimdir veren ahlâka yükseklik ne irfandır,

       Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.”

 

KAYNAK: DİYANET AYLIK DERGİ

 

 

 

 

 

 

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Kurban Dokumanları
Namaz Kitapları
Aydın Gökçe Bey'e Teşekkür
Sitemize Vaaz Ansiklopedisi olarak eklediğim bölüm Aydın Gökçe'nin Almanya'da görevli iken çeşitli kaynaklardan yaptığı vaazları alfabetik sıraya almasıyla oluşmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum.
Bu vaazlar ayrıca Dosyalar bölümünde de yer almaktadır. Vehbi Akşit
Vaaz Ansiklopedisi
VAİZLER KÜTÜPHANESİ
Kur'ani Site
Hava Durumu
Anlık
Yarın
15° 8°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.94973.9655
Euro4.63454.6531
Saat