• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/vaazdokumanlari/
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=+905321561576
  • https://www.twitter.com/@vaazsitesi
Üyelik Girişi
Vaaz Kategorileri
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi11
Bugün Toplam30
Toplam Ziyaret5164690
Site Haritası
Takvim
Vaaz Dokumanları

Camilerimiiz ve Çocuk Eğitimi

 

CAMİLERİMİZ

VE

ÇOCUK  EĞİTİMİ

 

قال الله تعالي:    

وَالَّذينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقينَ اِمَامًا () اُولئِكَ يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا وَيُلَقَّوْنَ فيهَا تَحِيَّةً وَسَلَامًا

 

 

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ )صََ(

 مَا مِنْ مَوْلُودٍ إِلَّا يُولَدُ عَلَى الْفِطْرَةِ فَأَبَوَاهُ يُهَوِّدَانِهِ وَيُنَصِّرَانِهِ وَيُمَجِّسَانِهِ

    

      Muhterem Müslümanlar!

 

Âile hayatının dinimizdeki büyük önemi, acaba nedendir? Sadece erkek ve kadın, birbirlerini tamamlasınlar diye mi? Birbirlerinin maddî ve manevî ihtiyaçlarını gidersinler diye mi? Helâl yoldan dünyevî zevk ve huzura kavuşsunlar diye mi?

Evet, bütün bu saydıklarımız önemlidir. Önemlidir ama, yeterli değildir. İslâm'da evlenmenin teşvik edilmesi, sadece bunlar için değildir. Âile yuvası kurmanın esas sebep ve hikmetlerinden  en önemlisi, çocuk dünyaya getirmek ve yetiştirmektir.

Dünyada gereksiz ve hikmetsiz hiçbir ortaklık mevcut değildir. Bu dünya, hikmet dünyası ve sebepler âlemidir. İnsanlar, bu İlâhî kanuna uydukları, yani evlendikleri takdirde, nasiplerinde de varsa, kendilerine çocuk ikram ediliyor.

Çocuklarının hayırlı evlat olmaları için, önceki büyük insanlar; Furkan Suresinde de zikredildiği üzere, şöyle dua ederlermiş;

 

وَالَّذينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقينَ اِمَامًا () اُولئِكَ يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا وَيُلَقَّوْنَ فيهَا تَحِيَّةً وَسَلَامًا

"Onlar: "Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et ve bizi, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder yap" derler. İşte onlara, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamı verilecek, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır." (Furkan, 25/74-75)

 

Çocuklar Allah’ın Nimet ve İhsanıdır

 

Çocuk, ebeveyni için bir lütuftur. Çünkü onlar, Allah'ın bu nârin, nazlı ve cennet adayı o sevimli varlığa yaptıkları hizmetlerden dolayı , aynı zamanda sevap kazanırlar.

 

 Küçük bir bebek, hele insanın kendi çocuğu olunca,  âileye büyük bir huzur, mutluluk ve neşe katıyor, âilenin temellerini sağlamlaştırmada çimento görevi yapıyor.

 

Bununla birlikte, çocuklarına baktıkları, yedirip içirdikleri için ebeveyne bunlar sadaka oluyor, anne-baba bu yüzden sevaba giriyor. Hayatında bir tek ihtiyaç sahibinin dahi yüzünü güldürmemiş en cimri bir insan bile, çocuklarına yaptığı masraflar dolayısıyla sadaka sevâbına nâil olur.

 

Geleceğini teminat altına almak isteyen her millet, sağa sola harcayacağı zaman ve enerji kadar, bir kısım imkânları da, yarının büyük insanları olacak çocukların yetiştirilmesine sarf etmelidir.

 

Muhterem Müslümanlar!

Bize Çocuklar İhsan Eden Allah’a Hamdedilmelidir.

 

İbrahim (a.s.)'de kendisine çocuk ihsân eden Allah'a şöyle duâ etmiştir:

 

رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلاَةِ وَمِن ذُرِّيَّتِي   رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاء

"Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri, namazı devamlı kılanlardan eyle. Ey Rabbimiz! Duâmı kabûl et!" (İbrahim, 14/40) 

 

Yüce Rabbimizin lutfettiği bu çocuk nimetinden dolayı O’na hakkıyla hamdedip şükretmeliyiz. Asıl şükür; çocuğu, Rabbini tanıyan, dinine ve milletine faydalı salih bir evlat olarak yetiştirmekten geçer. Çocuk sahibi olmak yetmiyor, onun iyi bir terbiye ile yetiştirilmesi de, önemlidir.

 

Çocuk Eğitiminde Ailenin Önemi

 

İnançlar, değerler, gelenekler ve iyi alışkanlıklar, daha çok âile içinde kazanılır. Çünkü çocuğun şahsiyetini kazandığı devre, âile içinde geçer. Onun en çok sevdiği, inandığı, güvendiği ve özendiği ideal tip, anne ve babadır.

 

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَا مِنْ مَوْلُودٍ إِلَّا يُولَدُ عَلَى الْفِطْرَةِ فَأَبَوَاهُ يُهَوِّدَانِهِ وَيُنَصِّرَانِهِ وَيُمَجِّسَانِهِ

Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor; Hz. Peygamber (s.a.v): "Her çocuk fıtrat üzerine doğar, onu anne ve babası Yahudileştirir veya Hıristiyanlaştırır veya Mecusileştirir.” buyurdu. (Müslim, Kader 22, (2658)

 

Hadiste “Müslüman yapar” demiyor. Çünkü çocuk zâten Müslüman. Onun içindir ki İslâm dini, dünyadaki bütün çocukları Müslüman kabul eder.

Biz, sıhhati bozacak zararlı hava, yiyecek, içecek ve giyeceklerden koruduğumuz gibi çocuğun fıtratında ki İslâm'ı bozacak etkenlerden korumamız gerekir.

Çocuğun en güçlü eğitimi, âileden aldığı eğitimdir. Çünkü âiledeki eğitim, yirmi dört saat devam eder. Unutmamalıyız ki, yaşlıyken öğrenilenler, su üzerine yazılan yazıya benzese de; çocukken öğrenilenler, mermer üzerine yazılan yazı gibidir.

 

Aileyi, bir plastiğin döküldüğü pota veya kalıp olarak düşünürsek; malzeme ne kadar iyi olursa olsun, pota kusurlu ise, bu kusur ürüne aksedecektir. Çocuk, ailenin ürünü olduğuna göre, mükemmel yeteneklerle donatılmış olarak dünyaya gelse, kusurlu bir ailede mükemmel çocuk yetişmeyecektir. Çocuk ailenin aynasıdır. (Gülsen Atlı, Aile ve Çocuk Eğitimi Üzerine Sohbetler, s.34, Etüt y.)

Herhangi bir meslek edinmek için yıllarca çalışıp öğrenmek; mühendis, doktor, öğretmen vs. olmak için üniversiteden mezun olmak gerekiyor. Peki anne-baba olmak için hangi fakülteden mezun olmak gerekiyor? Ama anne-baba olmak için hiçbir okuldan mezun olunmuyor.

 

Aslında anne-babalık da bir doktorluk, mühendislik, öğretmenlik gibi, hatta daha önemli bir vazifedir. Anne-baba olabilmek için de   herkesin  bu konuda eğitimden geçmesi gerekmektedir, değil mi? Zamanımızda buna ne kadar da muhtacız!

 

İyi bir meslek sahibi olmak için her şeyimizle çalışıp çabaladık. Acaba iyi bir anne-baba olmak için ne yaptık? Hangi kitapları okuduk? Hangi araştırmayı yaptık? İyi bir Aile kurmanın yolunun, iyi bir anne-baba olmaktan geçtiğini unutmayalım.

 

Çocuklarımızdan Sorumluyuz!.. 

Günümüzde toplumun yüz karası sayılan; tinerci, ayyaş, satanist, esrarkeş, uyuşturucu bağımlısı..vb. zararlı alışkanlıkları olan gençler, dün terbiyelerini ihmal ettiğimiz çocuklar değil mi? Bilmem ki, bugünkü ihmallerimiz yüzünden, yarın sokaklarımızı ne türlü nesillerin dolduracağını hiç düşündük mü..?

 

Yüce Allah(c), bu sorumsuzluğun müsebbibi olan anne-babaları şu şekilde uyarmaktadır:

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُها النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ

 "Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun..." (Tahrîm, 66/ 6)  

 

Bu ilâhî emir gereğince her Müslüman, kendisini ve ailesini Cehennem ateşinden korumak için; Allah'ın emirlerini yerine getirip, yasaklarından kaçınacak ve  çocuklarını da bu şekilde  yetiştirecektir.

 

Bakınız!  Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de hepinizin çok iyi bildiği  şu hadisi ; mesuliyet duygusunun kapsamını ne güzel açıklıyor!  

 

كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، فَالامَامُ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالرَّجُلُ رَاعٍ في أهْلِهِ، وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالمَرْأةُ في بَيْتِ زَوْجِهَا رَاعِيَةٌ، وَهِىَ مَسْئُولَةٌ عَنْ رَعِيَّتِهَا، وَالخَادِمُ في مَالِ سَيِّدِهِ رَاعٍ، وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ.

"Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mes'ulsünüz. İmam çobandır ve sürüsünden mes'ûldür. Erkek ailesinin çobanıdır ve sürüsünden mes'uldür. Kadın, kocasının evinde çobandır, o da sürüsünden mes'ûldür. Hizmetçi, efendisinin malından sorumludur ve sürüsünden mes'ûldür." [Buhârî, Ahkâm 1, Cum'a 11, İstikrâz 20, Itk 17, 19, Vesâya 9, Nikâh 81, 90; Müslim, İmâret 20, (1829); Tirmizî, Cihâd 27, 1705]

 

Hz. Ömer (r.a.):

 "Yâ Rasûlallah! Nefislerimizi koruruz fakat ailemizi nasıl koruyabiliriz?" demişti.  Allah Rasûlü (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurdu:

      "Allah'ın sizi nehyettiği şeylerden onları nehyeder ve Allah'ın size emrettiği şeyleri onlara emrederseniz. Bu şekilde onları korumuş olursunuz." (Hakk Dini Kur'an Dili, c; 6 sh:   5112) 

 

Çocuklarını iyi yetiştiren kimselerin öldükten sonra da sevap defteri kapanmaz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

 

‏"‏ إِذَا مَاتَ الإِنْسَانُ انْقَطَعَ عَنْهُ عَمَلُهُ إِلاَّ مِنْ ثَلاَثَةٍ إِلاَّ مِنْ صَدَقَةٍ جَارِيَةٍ أَوْ عِلْمٍ يُنْتَفَعُ بِهِ أَوْ وَلَدٍ صَالِحٍ يَدْعُو لَهُ ‏"‏

"İnsanoğlu öldüğü zaman amel defteri kapanır. Ancak üç kimsenin (sevap defteri) kapanmaz. Sadaka-i cariye (cami, medrese, çeşme gibi kalıcı hayır eseri) bırakanlar. Hayırlı, faydalı ilim bırakanlar (dinî bir eser yazan veya ilmî icat ve keşif yapanlar). Anne ve babasına hayır duâ eden (salih ve hayırlı) bir çocuk bırakan." (Müslüm, K. Vasiye, 4310) 

 

Çocuklar Bizim İçin İmtihan Sebebidir:

Unutmayalım ki, Kur'an-ı Kerim bizleri şöyle uyarmaktadır:

 

وَاعْلَمُواْ أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلاَدُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللّهَ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ

"Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız imtihan sebebidir ve büyük mükafât Allah'ın katındadır." (Enfal, 8/28)

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُمْ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

"Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan (zikretmekten) alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanlardandır." (Münafigun, 63/9) 

 

Muhterem Müslümanlar!

 

Çocuklarımıza tevhit inancını ve Namaz bilincini Öğretmeliyiz:

 

Lokman (a.s.)'ın oğluna yaptığı nasihatler bizim için örnek olmalıdır. Kur'an-ı Kerim'de Lokman (a.s.)'ın oğluna yaptığı şu nasihatler önemlidir:

 

وَإِذْ قَالَ لُقْمَانُ لِابْنِهِ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللَّهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ

"Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, demişti. (Lokman, 31/13)

  

  يَا بُنَيَّ أَقِمِ الصَّلَاةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنكَرِ وَاصْبِرْ عَلَى مَا أَصَابَكَ إِنَّ ذَلِكَ مِنْ عَزْمِ الْأُمُورِ

Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar azmedilmeye değer işlerdir. (Lokman, 31/17)

 

Bu konuda Hz. Peygamber (s) de şöyle buyurmaktadır:

  مُرُوا الصَّبِيَّ بِالصَّلَاةِ إِذَا بَلَغَ سَبْعَ سِنِينَ

“Çocuklarınıza yedi yaşına geldiklerinde namaz kılmalarını emredin.” (Ebu Davud, Salat, 417)

Ailede kılınan namaz, çocuklar için önemlidir. Farz namazları camide kılmalı ama sünnetleri çocukların da görüp örnek alacağını düşünerek evde de kılmalıdır.

 

Çocuklarımıza  Kur'an  Öğretelim

Kur'an okunuşuyla insanları ibâdet ecrine ulaştıran bir kitaptır. Kur'an okumak Allah'la konuşmaktır. Bu randövünün adresi ise başta beş vakit namazlarımızdır.

 Bu yüzden Kur'an bağlısının Kur'an'la tanışarak onu lâfzıyla okuyabilecek bir konuma gelmesi zaruridir. Bu buluşma bizim için en büyük kazanımdır.

 

   Yüce Rabbimiz Şöyle Buyurur:

إِنَّ الَّذِينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَ]

  “Allahın kitabını okumaya devam edenler, namazı dosdoğru kılanlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve aşikar infak edenler katıyyen kesat  bulmayacak bir kazanc umabilirler.” (Fatır.29)

 

Yeterli miktarda Kur'an öğrenmek farzdır.

 

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالََ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ طَلَبُ الْعِلْمِ فَرِيضَةٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ

(İlim öğrenmek her bir müslümana farzdır.)  İbn Mace: 1/260

 

Kulu Allah'a en yaklaştıran ibâdetlerden biri namazdır. Allah Rasûlü'nün gözümün nûru diye övdüğü (Nesâî, Nisâ, 1; Müsned, III, 128-199) namazın temel rükünlerinden biri kırâat yani Kur'an okumaktır.

Mazerete mebnî diğer farzlar düşse bile sağırların dışında namazda Kur'an okuma görevi, hiç kimseden düşmez. Bu durum bu farzın önemini gösterir.

 

 Kur'an, kendisinin okunması konusunda kolay geleni seçmeye cevaz ile teşvik etmekle birlikte bundan uzak kalmaya asla izin vermemektedir. Nitekim:

 فَاقْرَؤُا مَاتَيَسَّرَ مِنْهُ وَاَقيمُوا الصَّلوةَ

"Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun, namazı kılın."(Müzzemmil, 73/20) âyeti okumada kolaylık tarafını gösteriyor.

 

KUR’AN ÖĞRENMENİN FAZİLETİ

Kur'an öğrenen hayırlı insandır.

خَيْرُكُمْ مَنْ تَعَلّمَ الْقُرآنَ وَعَلَّمَهُ

"Sizin hayırlınız Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir" (Buhari, Fazâilü'l-Kur'an, 15; İbn Mâce, Mukaddime, 16; Ebû Davud, Vitr, 15)

 

Kur'an okuyan meleklerle beraberdir.

 

 وعن عائشة رضي اللَّه عنها قالتْ : قال رسولُ اللَّهِ صَ : « الَّذِي يَقرَأُ القُرْآنَ وَهُو ماهِرٌ بِهِ معَ السَّفَرةِ الكرَامِ البررَةِ ، والذي يقرَأُ القُرْآنَ ويتَتَعْتَعُ فِيهِ وَهُو عليهِ شَاقٌّ له أجْران »

“Kur’an’ı gereği gibi güzel okuyan kimse, vahiy getiren şerefli ve itaatkâr meleklerle beraberdir. Kur’an’ı kekeleyerek zorlukla okuyan kimseye de iki kat sevap vardır.” Buhârî, Tevhîd 52; Müslim, Müsâfirîn 243. Ayrıca bk. Ebû Dâvud, Salât 349;  Tirmizî, Fezâilu’l-Kur’ân 13; İbni Mâce, Edeb 52

Kur’an’da yukarıda sayılan niteliklerle mâhir olanlar, kıyamet gününde “sefere” denilen meleklerle birlikte olacaklardır. Sefere meleklerinin, Allah’ın elçisi olan peygamberlere O’nun haberlerini ulaştıran melekler olduğu söylenir.

Kur’an’ı kekeleyerek zorlukla okuyanların iki sevap almalarının sebebi, biri Kur’an’ı okumalarının ecri, diğeri de çektikleri meşakkatin ecridir. Burada Kur’an kıraatine bir teşvik vardır. Kur’an’ı mükemmel okuyanların sevabı ise hadsiz hesapsızdır.

 

Kur'an okuyan Allah taraftarıdır.

عَنْ أَنَسٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ لِلَّهِ أَهْلِينَ مِنْ النَّاسِ فَقِيلَ مَنْ أَهْلُ اللَّهِ مِنْهُمْ قَالَ أَهْلُ الْقُرْآنِ هُمْ أَهْلُ اللَّهِ وَخَاصَّتُهُ

Allah Rasülü (s) “İnsanlardan Allah ehli olanlar vardır” buyurdu. Ashab:

-Onlar kimlerdir ey Allahın rasülü? Dediler.

Rasülullah (s) de:

-Kur'an ehli olanlardır. Allah ehli ve onun has kullarıdır dedi. (Ahmed)

 

Kur'an okuyanın anne ve babasına bile mükafat vardır.

 

مَنْ قَرَأ القُرآنَ وَعَمِلَ بِهِ أُلْبِسَ وَالِدَاهُ تَاجاً يَوْمَ القِيامَةِ، ضَوْؤُهُ أحَسَنُ مِنْ ضَوْءِ الشَّمْسِ في بَيْتٍ مِنْ بُيوتِ الدُّنْيَا لَوْ كَانَتْ فِيهِ، فَمَا ظَنُّكُمْ بِالَّذِى عَمِلَ بِهِ

"Resûlullah (a.s) buyurdular ki: "Kim Kur'an'ı okur ve onunla amel ederse, kıyamet günü anne- babasına tâç giydirilir. Bu tâcın ışığı, güneş dünyadaki herhangi bir evde bulunduğu takdirde onun vereceği ışıktan daha güzeldir. Öyleyse, Kur'ân'la bizzat amel edenin ışığı nasıl olacak, düşünebiliyor musunuz?" (Ebu Dâvud, Salât, 349, 1453 H.)

 

Kur'an okuyanına şefaat edecektir

 

اِقْرَؤُا الْقُرآنَ فإنَّهُ يَأتِى يَوْمَ الْقِيَامَةِ شَفِيعاً لِاَصْحَابِهِ

 

"Kur'an okuyunuz, çünkü Kur'an kıyâmet gününde ehl-i Kur'an'a şefâatçi olacaktır." (Müslim, Müsâfirîn, 252)

 

عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ )ص( مَنْ قَرَأَ الْقُرْآنَ وَاسْتَظْهَرَهُ فَأَحَلَّ حَلَالَهُ وَحَرَّمَ حَرَامَهُ أَدْخَلَهُ اللَّهُ بِهِ الْجَنَّةَ وَشَفَّعَهُ فِي عَشْرَةٍ مِنْ أَهْلِ بَيْتِهِ كُلُّهُمْ قَدْ وَجَبَتْ لَهُ النَّارُ

“Kim Kur’an’ı okur ve onu güzelce ezberler, helâlini helâl, haramını haram kabul ederse, Allah bu sayede o kimseyi cennetine sokar. O kişi de kendi ailesinden hepsi cehennemi hak etmiş on kişiye şefaat eder” (Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân 13; Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I, 148).

Kur’an’ın ve Sünnet’in genel prensiplerinden hareket ederek konuya yaklaşmak gerekirse, hadiste anlatılan mertebe, bir kimsenin Kur’an’ı sadece hıfz ve tilâvet etmesiyle değil, bilgisi ve ilmî mertebesi, emir ve yasaklarına uymasıyla orantılı olarak kavuşacağı en üstün makamdır

     Kur'an okuyana cennet vardır.

وعن عبدِ اللَّهِ بنِ عَمْرو بن العاصِ رضي اللَّه عَنهما عنِ النبيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : « يُقَالُ لِصاحبِ الْقُرَآنِ : اقْرأْ وَارْتَقِ وَرَتِّلْ كَما كُنْتَ تُرَتِّلُ في الدُّنْيَا ، فَإنَّ منْزِلَتَكَ عِنْد آخِرِ آيةٍ تَقْرَؤُهَا »

“Her zaman Kur’an okuyan kimseye şöyle denecektir: Oku ve yüksel, dünyada tertîl ile okuduğun gibi burada da tertîl ile oku. Şüphesiz senin merteben, okuduğun âyetin son noktasındadır.”  Ebû Dâvûd, Vitr 20; Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân 18 

Resûl-i Ekrem Efendimiz’in Kur’an dostlarını müjdelediği bu sahnenin cennet hayatıyla ilgili olduğu açıktır. İnsanın dünyada işlediği hayırlı işler ve güzel davranışlar onun hem cennete girmesine, hem cennette elde edeceği mevki ve makamına vesile teşkil eder. Herkes cenneti ya da cehennemi kendisi bu dünyada iken kazanır veya kaybeder.

 

Kur'an okunan ev sağlam bir evdir. 

وعنِ ابنِ عباسٍ رضيَ اللَّه عنهما قال : قال رسولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : «إنَّ الَّذي لَيس في جَوْفِهِ شَيْءٌ مِنَ القُرآنِ كالبيتِ الخَرِبِ » رواه الترمذي وقال :  حديث حسن صحيح  .

 

Kur'an okunan evde  şeytan barınmaz.

لا تَجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ مَقَابِرَ، إنَّ الشَّيْطَانَ يَفِرُّ مِنَ الْبَيْتِ الَّذِى تُقْرأُ فِيهِ سُورَةُ الْبَقَرَةِ

Resûlullah (a.s) buyurdu ki: "Evlerinizi kabirlere çevirmeyin, içerisinde Bakara suresi okunan evden şeytan kaçar." (Müslim, Müsâfirin, 212, (780); Tirmizî, Sevabu'l-Kur'ân 2, (2780)).

 

Kur'an okuyan istisnai bir insandır.

 وعن أَبي موسى الأشْعريِّ رضي اللَّه عنهُ قال : قال رسولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : « مثَلُ المؤمنِ الَّذِي يقْرَأُ القرآنَ مثلُ الأُتْرُجَّةِ : ريحهَا طَيِّبٌ وطَعمُهَا حلْوٌ ، ومثَلُ المؤمنِ الَّذي لا يَقْرَأُ القُرْآنَ كَمثَلِ التَّمرةِ : لا رِيح لهَا وطعْمُهَا حلْوٌ ، ومثَلُ المُنَافِق الذي يَقْرَأُ القرْآنَ كَمثَلِ الرِّيحانَةِ : رِيحها طَيّبٌ وطَعْمُهَا مرُّ ، ومَثَلُ المُنَافِقِ الذي لا يَقْرَأُ القرآنَ كَمَثلِ الحَنْظَلَةِ : لَيْسَ لَها رِيحٌ وَطَعمُهَا مُرٌّ » متفقٌ عليه

“Kur’an okuyan mü’min portakal gibidir: Kokusu hoş, tadı güzeldir. Kur’an okumayan mü’min hurma gibidir: Kokusu yoktur, tadı ise güzeldir. Kur’an okuyan münâfık fesleğen gibidir: Kokusu hoş fakat tadı acıdır. Kur’an okumayan münâfık Ebû Cehil karpuzu gibidir: Kokusu yoktur ve tadı da acıdır.” Buhârî, Et’ime 30 Fezâilü’l-Kur’ân 17, Tevhîd 36; Müslim, Müsâfirîn 243. Ayrıca bk. Ebû Dâvud, Edeb 16; Tirmizî, Edeb 79; İbni Mâce, Mukaddime 16

 

Kur'an okuyan toplumu Allah yüceltir.

 - وعن عمرَ بن الخطابِ رضي اللَّه عنهُ أَنَّ النَّبِيَّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : « إِنَّ اللَّه يرفَعُ بِهذَا الكتاب أَقواماً ويضَعُ بِهِ آخَرين » رواه مسلم

“Allah şu Kur’an’la bazı kavimleri yükseltir; bazılarını da alçaltır.” Müslim, Müsâfirîn 269. Ayrıca bk. İbni Mâce, Mukaddime 16 

Nevevî’nin İmam Müslim’den seçip aldığı bu hadisin baş tarafında şu bilgi verilir:

 Hz.Ömer’in Mekke’ye vali tayin ettiği Nâfi‘ İbni Abdülhâris, Mekke taraflarındaki Usfân’da Halîfe Ömer’e rastlar. Halife kendisine:

– Bu vadi halkına kimi memur tayin ettin, diye sorar? O da:

– İbni Ebzâ’yı tayin ettim, der. Ömer:

– İbni Ebzâ kimdir? diye sorunca, vali:

– Bizim âzatlı kölelerimizden biridir, cevabını verir. Hz.Ömer:

– Sen onların üzerine bir âzatlı köleyi mi tayin ettin? deyince, Nâfi‘:

– Fakat o, Allah’ın kitabını iyi okuyan ve bütün farzları da bilen biridir, der. Bunun üzerine Ömer:

– Dikkat edin, Peygamberiniz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, diyerek yukarıdaki hadisi nakleder.

 

Kur’an’la yükselenler, ona inanan, şânını yücelten, onunla amel eden, hayatlarını Kur’an’ın emir ve yasaklarına göre tanzim edenlerdir. Allah Teâlâ onlara bu sayede dünyada mutlu bir hayat nasip eder, âhirette de onları kendilerine nimetler ihsan ettiği kullarından kılar. Bunun aksine hareket edenleri ise alçaltır, kemâl mertebesinden alaşağı eder.

 “Allah onunla birçoğunu saptırır ve yine onunla birçoğunu yola getirir” Bakara sûresi, 26

 

Eğitimde camilerimizin önemi

Cami ve okul birbirlerinin alternatifi olan müesseseler değildir.

Mescidin icra ettiği fonksiyon ayrı, okulun icra ettiği fonksiyon ayrıdır. Camilerimiz, kültürümüzün gelişip ilerlemesinde en etkili müesseselerimizdir. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in henüz barınacağı bir ev bina etmeden cami inşa etmesi, dikkate  şâyândır.

 

 Bu gün ülkemizin her karış toprağında  camilerimiz var. Yani nimetin içinde yüzdüğümüz için, bu nimetin kadrini ve kıymetini anlamayabiliriz.

 Mescidler ilim ve zikir meclisleridir. Hz. Peygamberin camiin de bulunan Suffe, gerçek manada İslam'ın ilk üniversitesi'dir.[1]

İşte camilerimiz, geçmişten günümüze hem Îslam'i ilimlerin hem de pozitif ilimlerin tedris edildiği; iman, ahlak gibi konularda insanların eğitildiği "örgün eğitim" müessesesi olarak işlevini devam ettirmiştir.

O zaman ilimle meşgul olan alimlerimiz, münevverlerimiz caminin manevi atmosferinden aldığı rûhi güçle ilim tedris ediyorlardı.

İşte Ashabı kiram ve tabiun bu camilerde yetişti. İmamı Azam ve diğer büyük müctehit alimlerimiz bu camilerde okudu ve okuttular. Yine İbn Sinalar, İbni Rüşdler, Ali Kuşçular, Molla Guraniler ve nice şahsiyetler bu camilerin ürünü   âlimlerimiz değil midir?

Efendimiz putları Allah’a ortak koşan, helvadan put yapıp ona ibadet eden, acıktığında da yapmış olduğu putu yemek gibi mantıksız boş işlerle meşgul olan cehalet toplumundan, sadece Allah’a inanıp, ona güvenen ulvi bir toplum meydana getirmiştir.

 

O, kan döken, hırsızlık yapan, zina eden, yani mal, can, ırz ve namus emniyetini bozacak her türlü davranışta bulunan, iftira eden, gıybette bulunan, karaborsacılık yapan ve rüşvet alıp veren toplumdan;

 

“ Sizlerden biriniz kendi nefsi için istediğini din kardeşi için istemedikçe gerçek mümin olamaz”[2] ve “Mü’min, kardeşinin kendinden emin olduğu kimsedir”[3] düsturuna bağlı “Asrı Saadet” toplumunu meydana getirmiştir. Hem de dünya tarihinde benzerine rastlanmayacak kadar kısa bir zaman içinde. 23 yıl gibi kısa bir müddet içerisinde.

 

İslam Tarihinde eğitim kurumları, cami eğitimiyle desteklenirdi. Eğitim kurumlarından yetişen gençler hem ilim  bakımından hem de ahlak bakımından kemâle erip, halkına ve devletine faydalı eserler üretirdi. Günümüzde gençlerimiz, çocuklarımız  caminin rahatlatıcı, huzur verici ortamından uzaklaşmıştır.

 Manevi boşluk içerisinde yetişen gençlerimiz huzuru uyuşturucu,  alkol, tiner vb. gibi maddeler de aramaktadır. Bu maddelerde huzur bulamayan çocuklarımız ömürlerinin baharında tam milletine ve devletine faydalı olacak çağda yaşamlarını üzücü bir şekilde yitirmektedirler.

 

Yavrularımızı caminin huzur verici ortamından uzaklaştırmayalım, çocuklarımızı caminin manevi atmosferinden mahrum bırakmayalım.  Faziletli ve erdemli bir gençlik ancak camiden beslenmek suretiyle meydana gelir.  Allah teâlâ;

 

“Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur”[4] buyuruyor. Camilerimiz  Allah’ın anıldığı mekanlardır. Faziletin, erdemin ve huzurun merkezi olan müesseselerimizdir.

 

Genç neslimize peygamberimizin çok güzel müjdeleri var.

    سبعة يظلهم الله تعالى في ظله يوم لا ظل إلا ظله

Yedi kişi var ki, Allah onları hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde kendi gölgesinde gölgeler: [1] İlgili hadis için bk. Mâlik, şiir,14;Müsned, II/439;Buhari,Ezan,36;Zekat,16,Tefsir 24/11; Rikâk,24; Hudûd,19; Mûzim, Zekât,91;Tirmîzî, Zühd,53; Nesâi, Cenâiz,22;Kudat,

                             

                                        وشاب نشأ في عبادة الله                                                

      ورجل قلبه معلق في المساجد         

1-Allaha ibadet içinde yetişen  genç 

   

 Sevgili  Peygamberimiz  (S) bu dönemde alınacak  dini terbiyeye dikkat çekmiştir. Hiç şüphe yok ki dini ahlaktan nasiplenen, böylesine çalkantılı dönemde kendini Allah'a teslim eden, ibadetle meşgul olan delikanlıların hayata, olaylara bakışı çok daha sağlıklı olacak, ayakları yere daha da sağlam  basacaktır. 

 

2-Kalbi mescide bağlı olan kimse

 

Camiler inanan insanların  Allah'a yöneldikleri, topluca kulluk çabasına  giriştikleri İslamın temel müesseselerindendir. Oralar Rabbimiz ile  olan ilişkilerimizi zirveye taşıdığımız manevi doyum sofralarıdır.

 

Kısaca camilerimiz İslam medeniyetinin hem beyni hem de kalbidir. Cemaatin aklını ve beynini bu merkez besler

 

 

Çocuklara Karşı Bazı Görevlerimiz:

 

1- Çocuğa, Müslümana yakışan güzel bir isim koymak 

2- Doğan çocuk kız olsun, erkek olsun Allah'ın verdiği bir    emanet olarak hoş karşılamak. 

3- Çocuğu helâl süt ve gıdalarla beslemek. 

4- Çocuğun talim ve terbiyesini güzel yapmak: 

a- Okuma yazma ve Kur’an’ı Kerim öğretmek.

b- Gerekli sanat ve becerileri öğrenmesine yardımcı  olmak.

c- Model örnek olarak Hz. Peygamber’i öğretmek.

5- Namaz kılmaya ve oruç tutmaya alıştırmak. 

     6- Çocuğu kötülüklerden ve zararlı alışkanlıklardan korumak: 

a- Alkol ve sigaradan korumak. 

b- Uyuşturucu maddelerden korumak. 

c-Müstehcenlikten korumak. 

d- Zararlı yayınlardan korumak. 

e- Kötü arkadaş çevresinden korumak. 

f- Kumar ve şans oyunlarından korumak. 

7- Millî ve manevi değerlere uygun tarzda yetiştirmek.

 

Çocuklarının saâdetini isteyen  her ebeveyn, bu görevleri en iyi şekilde yerine getirmelidir. 

                              

 

 

 



[1] Ziya Kazıcı, “Eğitim”, Doğuştan günümüze Büyük İslam Tarihi, Cilt 14, Çağ yayınları, İstanbul 1990, s.76-80

[2] Buhari; İman 7; Müslim, İman 7; Tirmizi Kıyame, s.9

[3] Feyz 'ül-Kadir  c.6,s.252 

[4] Ra'd  13/18


Yorumlar - Yorum Yaz
Aydın Gökçe Bey'e Teşekkür
Sitemize Vaaz Ansiklopedisi olarak eklediğim bölüm Aydın Gökçe'nin Almanya'da görevli iken çeşitli kaynaklardan yaptığı vaazları alfabetik sıraya almasıyla oluşmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum.
Bu vaazlar ayrıca Dosyalar bölümünde de yer almaktadır. Vehbi Akşit
Vaaz Ansiklopedisi
VAİZLER KÜTÜPHANESİ
Hadislerle İslam
İslam Ansiklopedisi
Kur'ani Site
Hava Durumu
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar32.119632.2483
Euro34.816934.9564
Saat