• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/vaazdokumanlari/
  • https://www.twitter.com/@vaazsitesi
Üyelik Girişi
Vaaz Kategorileri
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam672
Toplam Ziyaret3651326
İslam Ansiklopedisi
Hadislerle İslam
Site Haritası
Takvim
Vaaz Dokumanları

Nemime-Koğuculuk

NEMİME (KOĞUCULUK)

 

HUCURAT SURESİ – 6. AYET

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن جَاءكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُواأَن تُصِيبُوا قَوْماً بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلَى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ:

 

                 MEALİ :

 

     “Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onu tahkik edin (inceleyin). (Yoksa) bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olan kimseler olursunuz.”   (HUCURAT SURESİ – 6. AYET)

 

     Koğuculuk, nemmamlık veya nemime; iki kişinin arasını bozmak için sözü birinden alıp diğerine götürmektir. Götürülen bu söz doğru bile olsa, yapılan bu hareket koğuculuktur, laf taşımadır. Koğuculuk yapanlar, insanları birbirlerine düşman etmiş olurlar. Aralarındaki, sevgi, saygı ve muhabbet bağlarını koparmış, kin, nefret ve intikam duygularını kabartmış, aşılamış olurlar. Bu tip insanlar cemiyetin düzenini bozarlar. Birçok ailelerin dağılıp perişan olmalarına sebep olurlar. Bunun içindir ki dinimiz, laf taşımayı, koğuculuk yapmayı şiddetle yasaklamış ve haram kılmıştır.

     İnsanların görevi ara açmak değil, ara bulmak, dargınları barıştırmak, kişileri birbirlerine yaklaştırmaktır ve böyle olmalıdır. Müslümanlığın en büyük gayesi insanlar arasındaki kötülüğü, geçimsizliği, düşmanlığı kaldırmak ve onları birbirleriyle kardeş yapmaktır. Kardeşliğe yakışmayan, dirlik ve düzenlik bağlarını gevşetecek mahiyette olan her şey, her davranış, dinimizde yasaktır, günahtır, haramdır. Bundan dolayıdır ki İslam, Koğuculuğu da yasak etmiş, bunun insanlığa yakışmayan çok çirkin bir davranış olduğunu bildirmiştir. Hz Peygamber (SAV) bir hadislerinde şöyle buyuruyor:

 

لايدخل الجنة نمام.

 

     “Nemam olan (koğuculuk yapan) şahıs cennete giremez.”

     Bir adam hakkında konuşulan ve söylenmemesi icap eden bir sözü hemen ulaştırmak “Senin hakkında şöyle şöyle dediler.” demek, ne kadar fena bir davranış, ne kadar çirkin bir ahlaksızlık ise; iki insan arasında laf taşımak, birine bir türlü, diğerine bir başka türlü söylemek te en büyük ahlaksızlıktır. Koğuculuk ve iki yüzlülük insanları birbirine düşürür ve insanların arasını açarak onları birbirlerine düşman hale getirir. Hâlbuki Müslümanların görevi ifsat değil, ıslahtır, insanları birbirlerinden soğutmak değil, birbirlerine ısındırmak ve kardeşlik bağlarını kuvvetlendirmektir.

     Bunun içindir ki dinimiz, bu kötü huydan bizleri şiddetle men etmiş ve koğuculuk yapmayı haram kılmıştır. Allah bir ayette şöyle buyurur:

 

هَمَّازٍ مَّشَّاء بِنَمِيمٍ:

 

     “Ayıp araştıran, koğuculukla söz getire kimseye itaat etme.”  (KALEM SURESİ – 11. AYET)

     Koğuculuk onun bunun sırrını ifşa etmek demektir. Çok kötü bir harekettir. Meydana çıkarılması çirkin görülen bir şeyi işaretle, gerek yazıyla ve gerekse remizle (el, kol, göz, ağız, burun işaretleriyle) açığa vurmak maksadıyla ona buna söz getirip götürmek koğuculuktur. Bu gibi hareketler, terbiyeye aykırıdır. Toplumsal hayat için çok tehlikeli ve çok zararlıdır.

KOĞUCULUĞUN SEBEBİ

 

     Ya koğuculuğunu ettiği kişiye buğz ve düşmanlık, laf götürdüğü kişiye sevgi ve sadakat izhar etmektir. Yani birine zarar vermek, diğerinin gözüne girmek için yapılır. Ya da bunu yapan kişinin tabiatında koğuculuk yapacağından dolayı duyduğu habisane bir lezzet vardır. Bu kişiler ettikleri koğuculuktan dolayı kendilerinin zarar görmeleri kesinken, yine de sabredemeyip, pislik duygularını dile getirirler ve nicelerini ifsat ederler, bozgunculuk çıkarırlar, kin ve düşmanlık saçarlar.

     Hasan Basri Hazretlerine bir adam gelir ve: “Filan kimse senin hakkında şöyle şöyle dedi.” Şeklinde koğuculuk yapar. Hasan Basri Hazretleri: “Filanın yanında sen ne yapıyordun?” diye sorar. O adam da: “Onun yanında misafirdim.” diye cevap verir. Hasan Basri: “Hangi çeşit yemekleri yedin? Diye sorar. O adam da yediği yemekleri sayarak yirmi çeşit yemek yediğini söyler. Bunun üzerine Hasan Basri: “Be hey fasık! Yirmi çeşit yemeği hazmettin de bir tek sözü hazmedemedin mi?” der ve adamı huzurundan uzaklaştırır.

     Nemam insanlar, fasık insanlardır. Fasıkların sözüne de itimat edilmez. Onların oyunlarına gelinmemeli ve müminler fasıklar yüzünden birbirlerine düşman olmamalıdırlar. Birlik ve düzenin bozulmasına fırsat verilmemelidir.

     Bunun içindir ki Allah, başta okuduğumuz ayette şöyle buyuruyor:

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن جَاءكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُواأَن تُصِيبُوا قَوْماً بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلَى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ:

 

     “Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onu tahkik edin (inceleyin). (Yoksa) bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olan kimseler olursunuz.”   (HUCURAT SURESİ – 6. AYET)

     Bu ayet şöyle bir hadise üzerine nazil olmuştur:

     Hz Peygamber (SAV), Velid b. Ukbe’yi zekât toplamak üzere Beni Mustalık kabilesine yollamıştı. Velid b. Ukbe ile o kabile arasında cahiliye devrinde bir düşmanlık vardı. Kabile halkı Velid’i, Hz Peygamber (SAV)’in gönderdiği bir memur diyerek karşılamaya çıktılar. Karşılamaya gelen kalabalık halkı gören Velid, kendisini öldürmeye geldiklerini düşünerek hemen geri döndü ve Hz Peygamber (SAV)’e gelerek, Beni Mustalık kabilesinin mürted olduğunu, zekât vermediklerini söyledi. Bunun üzerine Hz Peygamber (SAV) onlarla savaşmak üzere hazırlığa ve etraftan asker toplamaya başlarken yukarıda ayet nazil oldu.

     Bu defa Hz Peygamber (SAV),durumu yerinde incelemek üzere Halid b. Velid (RA)’ı gönderdi ve: “İmanlarına delalet eden bir işaret görürsen, zekâtlarını al, gel; görmezsen (yani onlar gerçekten din değiştirmişler, dinlerinden çıkmışlarsa), kâfirlere yapılan muameleyi onlara da yap.” buyurdu. Halid b.Velid (RA), Beni Mustalık kabilesine gittiğinde akşam ve yatsı ezanlarının okunduğunu müşahede edince, zekâtlarını alıp geri döndü. Onların irtidat etmediklerini, Müslüman olarak dinlerine bağlı kaldıklarını haber verince, daha önce gönderilen Velid b. Ukbe’nin hatası meydana çıkmış oldu.

     Bunun üzerine nazil olan ayetten de anlaşılacağı üzere nemam kişi fasık olduğundan, getirdiği sözü tasdik etmemeliyiz. İnsan her sözü inanır ve değer verirse boş yere başı derde girer. Koğucuların baş emeli de zaten budur.

     Şu halde Müslüman, dargınları barıştırmalı, insanları birbirine ısındırmalı, birinden diğerine laf taşımamalı, ikiyüzlü olmamalıdır. Göründüğü gibi olmalı, olduğu gibi görünmelidir.

     Hz Peygamber (SAV) şöyle buyuruyor: “Allah’ın en kötü kulları, koğuculukla gezen ve dostların arasını açan kimselerdir. Kıyamet gününde Allah’ın en sevmedikleri, O’nun yanında en kötü olanlar; birine bir türlü, diğerine başka türlü görünen, her birine başka başka söyleyen ikiyüzlülerdir. Koğuculukla gezenler, cennete giremezler. Kabir azabının en çoğu koğuculuktan ve bir de küçük abdest çarpıntılarından (idrar damlalarının sıçramasından) sakınmamaktadır.”

     Koğuculuk yapan kimseye güvenmeyelim. Zira onun tabiatı laf taşımaya, insanları birbirine düşürmeye müsait olduğundan, bir gün senden de laf alır, başkasına götürür.

     Hükema’dan birine: “Filan seni gıybet etti, senin aleyhine konuştu.” diye bir haber getirirler. Hakîm olan zat: “Sen beni ziyaret etmekle büyük hata yaptın, üç tane cinayet işlemiş oldun. Birincisi: Mümin kardeşini bana mebğuz ettirdin, yani ben ona kırıldım, onu sevmez hale geldim. İkincisi: Boş olan kalbimi meşgul ettin. Üçüncüsü: Benim yanımda kendi itibarını ve değerini düşürdün. Sana güvenim kalmadı. Korkarım benden alacağın sözleri de başkalarına götüreceksin. Şu anda sana söz söyleyecek gücüm kalmadı.”

     Hz Peygamber (SAV) bir hadislerinde şöyle buyuruyor: “Ashabımdan hiç biri, diğeri hakkında hoşlanmayacağım bir şeyi bana ulaştırmasın. Çünkü ben salim bir kalple yanınıza çıkmayı arzu ederim.”

 

KOĞUCULARA KARŞI ŞU TEDBİRLER ALINMALI

 

     1-) Koğucular, şer’an fasık olduklarından, şehadetleri kabul edilmez. Onların söyledikleri hemen kabul edilip tasdik edilmemelidir.

     2-) Nemmamlık yapmak suretiyle laf getirip götürene, bu hareketi bir daha yapmaması için nasihat edilmelidir.

     3-) Koğuculuk yapanlara buz edilmelidir. Çünkü onlar, Allah katında buğza uğramışlardır. Bu gibi kimselerle oturup konuşmamak gerekir. Onlarla muhabbet caiz değildir.

     4-) Koğucuların getirdikleri haberlerle, Müslümanlar hakkında süi zan edilmemelidir.

     5-) Koğucuların söyledikleri sözler, önce tahkik edilip araştırılmalıdır veya hiç duymamış gibi hareket edilmelidir.

     6-) Koğucuların söyledikleri sözler başkalarına söylenmemelidir. Zira laf taşımak haramdır.

     İsrail oğullarında şiddetli bir kıtlık ve kuraklık olmuş, yağmurlar yağmamıştı. Bunun üzerine Hz Musa (AS) ile kavmi birlikte üç defa yağmur duasına çıkmışlar, yine de yağmur yağmamıştı. Hz Musa (AS) ellerini kaldırarak dua ve niyazda bulunmuş: “Ya Rabbi! Bu kulların üç defa dua ettiler, yağmur istediler. Dualarını kabul etmedin.” Diyerek hallerini arz etmişti. Bunun üzerine Allah: “Ey Musa! İçinizde nemmam (koğucu) olduğundan sizin duanızı kabul etmedim.” buyurdu. Bunun üzerine Hz Musa (AS): “Ya Rabbi! Nemmamım kim olduğunu bize söyle de aramızdan çıkaralım.” dediğinde Allah şöyle buyurdu: “Ey Musa! Ben sizi nemmamlıktan men ediyorum. Onun kim olduğunu söylemem.” buyurdu. Bu durum karşısında kavmin hepsi nemimeden tevbe ettiler. Sonra da yağmur duasına çıktılar. Allah dualarını kabul etti ve yağmura kavuştular.

     Görülüyor ki, Allah, nemime olmasın diye şahıs ismi tayin etmiyor. Ya bizler? Filan şöyle söyledi, filandan şu kusurlar var, falanda şu ayıplar var deriz. Acaba bunlar nemime değil de nedir? Acaba bizlerde nemimenin günah olduğunu anlayabilecek kadar akıl yok mudur? Neden koğuculuk yapıp laf taşıyalım, birbirimize düşman olalım, kendimize düşman kazanalım, dostların arasını ve muhabbetini neden bozalım?

     Ömer İbni Dinar’dan rivayet edilir: Medine halkından birinin, bir kız kardeşi vardı. Medine’nin bir mahallesinde oturan bu kız kardeşi hastalandı. Kardeşi her gün onun ziyaretine giderdi. Sonra bir gün kız kardeşi vefat etti. Cenazesini kaldırıp kabre defnettikten sonra ailesine döndü. Sonra yanında ki para cüzdanını mezara düşürdüğünü anladı. Arkadaşlarından birini alıp beraber mezara gittiler. Mezarı açtılar, para cüzdanını buldular. Yanındaki arkadaşına biraz kenara çekilmesini, kardeşine bakmak istediğini ne halde olduğunu merak ettiğini söyledi. Mezarın bir kısmını kaldırınca gördü ki; kabrin içi alev alev ateş olmuş. Hemen mezardan ayrılarak annesinin yanına geldi ve kız kardeşinin dünyadayken neler yaptığını sordu. Annesi şu cevabı verdi: “O, komşularının kapılarına gider, kulağını kapıya koyup konuşmalarını dinlerdi. Sonra da duyduklarını ona buna yaymaya çalışırdı. İnsanlar arasında laf taşır, koğuculuk ve nemmamlık yapardı.” Annesinin verdiği bu bilgiden koğuculuğun kabir azabına sebep olduğunu anladı. Kabir azabından kurtulmak isteyen, onu bunu çekiştirmekten ve koğuculuk yapmaktan şiddetle kaçınsın.

     Bir kimse pazarda bir köle satıyordu. Bir kölenin hiçbir kusuru yoktu. Yalnız insanların arasında söz taşır ve insanların arasını bozardı. Sahibi kölenin bu kusurunu açıkça söylüyordu. Müşterilerden biri bunu büyük bir kusur olmadığını söyleyerek köleyi satın aldı. Köle efendisinin evinde bir müddet çalıştıktan sonra, alışkanlığını yapmaya başladı. Efendisinin hanımına: “Efendim sizi sevmiyor, bir cariye satın alacak. Bugün uyuduğu zaman usturayı al, çenesinin altındaki kılları kes. Senin için bir büyü yapayım, kocan sana tekrar âşık olsun.” dedi. Kadının yanından ayrıldıktan sonra efendisinin yanına gelerek, ona: “Senin karın başka birine âşıktır, seni öldürecektir. İstersen uyur gibi yap, görürsün.” dedi. Adam eve gelince uyur gibi yaptı. Kadın elinde usturayla geldi. Kocasının sakalını eliyle tuttu, sakalından bir kıl kesecekti. Bu arada adam, bu kadın beni öldürecek zannıyla yerinden fırladı ve karısının elinden usturayı alarak kadını öldürdü ve cinayet işledi. Kadının akrabaları geldiler ve adamı öldürdüler. Erkeğin akrabaları da gelerek kadının akrabalarını öldürdüler. Her iki taraftan da çok kan döküldü. Koğuculuk, bunun gibi nice cinayetlerin işlenmesine, yuvaların yıkılmasına neden olmuştur ve halen olmaktadır.

     Adamın biri Ömer b. Abdülaziz’e gelerek, bir başkasının aleyhine hoşa gitmeyecek sözler söylemişti. Halife şöyle dedi: “İstersen senin durumunu muameleye koyalım. Bu takdirde söylediğin yalansa, “Size bir fasık bir haber getirirse onu araştırın.” ayetindeki fasıklardan olursun. Söylediğin doğruysa: “Diliyle iğneleyen, koğuculuk eden.” ayetinde zikredilenlerden olursun. Muameleye koymayalım desem affederiz.” Adam: “Beni affedin ey halife. Bir daha asla yapmayacağım.” dedi ve ayrıldı.

     Hz Peygamber (SAV) bir hadislerinde şöyle buyurur: “İnsanların en şerli olanları, ikiyüzlü kimselerdir ki, birine bir yüzüyle, diğerine başka bir yüzle gelirler.”

     Ebu Ubeydullah’tan rivayet edilir: “Adamın biri yedi mesele için bir âlimin peşinden 70.000 fersahlık yol kat etti. Nihayet ona dedi ki: “Ben, Allah’ın sana verdiği ilimden faydalanmak için geldim. Bana söyler misiniz?

     1-) Gökten daha ağır olan şey nedir?

     2-) Dünyadan daha geniş olan şey nedir?

     3-) Taştan daha katı olan şey nedir?

     4-) Ateşten daha yakıcı olan şey nedir?

     5-) Zemherirden daha soğuk olan şey nedir?

     6-) Denizden daha derin olan şey nedir?

     7-) Yetimden daha zayıf olan kimdir?

     Âlim cevap verdi:

     1-) Masum bir insan iftira etmek, göklerden daha ağırdır.

     2-) Hak, dünyadan daha geniştir.

     3-) Kanaatkâr kalp, denizden daha derindir.

     4-) Hırs, ateşten daha yakıcıdır.

     5-) Darlığa düşünce, yakınlarına halini arz etmek, Zemherirden daha soğuktur. (Fakr-u zaruret içindeki insanlar, yakınlarına dertlerini söyleyemezler, meramlarını anlatamazlar, yardım talebinde bulunamazlar.)

     6-) İmansızın kalbi taştan daha katıdır.

     7-) Koğucunun koğu, (laf taşıyanın laf taşıması) meydana çıkınca o, bir yetimden daha zelil duruma düşer.”

     İşte koğuculuk, nemmamlık, laf taşıyıcılık, bu kadar kötü bir illettir. İnsanı, anasız babasız bir yetimden daha zelil, daha perişan kılar. İnsanı toplum içine çıkamaz, kimsenin yüzüne bakamaz hale getirir.

     Hz Peygamber (SAV) şöyle buyuruyor: “Bana en sevimliniz ahlakça en güzel olanınızdır. Onlar ki, bol keremlilerdir. Onlar halkla ülfet edenler ve kendileriyle ülfet olunanlardır. Allah katında en sevimsiz olanınız ise, laf getirip götürenler, kardeş arasını açanlar ve temiz kimselere kusur bulmaya çalışanlardır.”

     Nemime yani koğuculuk, hoşa gitmeyen bir şeyi açıklamaktır. İster bunu kendisine söz taşınan, ister üçüncü bir kişi çirkin görsün, ister sözle, ister yazıyla veya rumuzla veya ima ile açıklasın. İsterse taşınılan mevzu işlerle veya sözlerle ilgili olsun, isterse kendisinden nakledilendeki bir kusur veya ayıp olsun, isterse olmasın fark etmez, hepsi de eşittir.

     Esasta nemimenin hakikati; sırrı açıklamak, açıklanması hoşa gitmeyen bir şeyden örtüyü kaldırmaktır. Bir insanın görevi, insanların hallerinden gördüğü hoşa gitmeyen bir şeye sükût etmesidir. Ancak anlatılmasında bir Müslüman için fayda varsa veya bir kötülüğü önleyecekse, o zaman susması gerekir. Koğuculuğa tesir eden sebep, ya hakkında konuşulan kimse için kötülük istemek veya anlatılan kimseye sevgi göstermek, ya da dedikoduyla lüzumsuz ve batıl konulara dalmakla hüzün giderme arzusudur.

 

JURNAL ETMEK

 

     Gıybet fenalığına bir de aşağılık ve şer; o alçaklığa bir de hıyanet ve haksızlık ilave ettikten sonra, aralarında dostluk kurmuş kimseleri birbirinden ayırmak, yakınları birbirinden uzaklaştırmak, sevenlerin arasına nefret sokmak koğuculuktur.

     Hz Peygamber (SAV), Ashab-ı Kiram’a hitaben: “Sizin en şerlilerinizi haber vereyim mi?” buyurunca, Ashap: “Buyur Ya Rasülallah!” dediler. Hz Peygamber (SAV): “İnsanlar arasında koğuculuk yapan, dostlar arasını bozan ve ayıpları arayan kimseler, sizin en şerlilerinizdir.” buyurdu.

     Bir diğer hadis şöyledir:“İkiyüzlü, iki dilli, insanlar arasına düşmanlık sokan, koğuculuk yapan, ettiği iyiliği başa kakan kimseler mel’undur, lanetlenmiştir.”

     Jurnal etmek, gıybet ve koğuculuktan daha büyük bir günahtır. Çünkü jurnal, gıybet fenalığına ve koğuculuk aşırılığına, bir de amirleri ve yöneticileri insanlar hakkında yanılgıya düşürerek, mevki sahibini mevkiinden, zengini de malından etmek gibi bir sıfatı da ilave etmektir.

     Hz Peygamber (SAV) şöyle buyuruyor:

 

ألجنة لايدخلهاديوث ولاقلاع.

 

     “Deyyus ve kök söktüren jurnalci cennete giremez.”

     DEYYUS: Erkeklerle kadınlar arasında muhabbet tellallığı yapan veya kendi yakınından bir kadının (kendi karısı gibi) kötü yolda olduğunu bildiği halde göz yuman, kıskanmayan; JURNALCİ ise: Hükümdar ve amirler yanında bir kimsenin mahvolmasını gerektirecek sözleri söyleyen kimse demektir.

     Bazı hikmet âlimleri derler ki: “Jurnalci ve müzevir, iki çirkin hal arasında bulunmaktadır. Ya tezvirlerinde doğrudur, bu takdirde emanete hıyanet etmiş olur. Ya da yalancıdır, bu takdirde de mürüvvete muhalefet etmiş olur.”

     Bazı belagat âlimleri de derler ki:“Koğuculuk aşağılık, jurnalcilik te alçaklıktır. Her ikisi de haksızlığın ve fenalığın temelidir. O halde her ikisinden de şiddetle sakın ve bu vasıfları taşıyanlardan uzak dur.”

     Fadl b. Sehl, kendisine birini jurnalleyen bir jurnalcinin mektubunun altına şu notları yazmıştı: “Biz, jurnalciliği kabul etmeyiz, jurnalden daha fena sayarız. Çünkü jurnalcilik, kötülüğe yol göstermektir. Kabul etmek te ona izin vermektir. Ey insanlar! Jurnalcilerden sakınınız. Çünkü onlar, söylediklerinde doğru iseler de, bundan dolayı günah işlemiş olurlar. Zira mahremiyeti muhafaza etmiyorlar ve kusurları örtmüyorlar.”

     O halde aziz Müslümanlar! İslam’ın haram kıldığı gıybeti yapma, laf taşımaktan jurnalcilik yapmaktan sakın. İnsanlar arasında bozgunculuk yapma. Bozguncularla arkadaş olma. Arabulucu ol, dargınları barıştır. İnsanlar arasında sevgi ve saygı, şefkat ve merhametin yerleşmesine hizmet et. Kimsenin malında, canında, ırz ve namusunda gözün olmasın. Doğru ol, doğru yaşa ve doğru öl. Aksi şekilde davrandığın zaman neler olabileceği konusunda, aşağıdaki hikâye senin için bir ibret olsun:

      Zatın biri bir hükümdara uğrar ve ona öğüt verir: “Sana iyilik yapana sen fazlasıyla iyilik yap. Kötülük yapana ise bir şey yapma, onun kötülüğü sana mükâfat olarak yeter.” Bunu dinleyen bir başkası bu zatın hükümdar yanındaki itibarını görünce bunu çekemez. Hükümdara yaklaşır ve: “Size öğüt veren bu adam, nefesinizin koktuğunu söylüyor.” der. Hükümdar: “Ne biliyorsun?” diye sorar. Adam: “Bu zat bir daha yanınıza geldiğinde, ağzını ve burnunu tuttuğunu göreceksiniz.” der. Hükümdar da: “Peki, görelim.” der. Adam, hükümdarın yanından çıkar. Haset ettiği zat hükümdarın yanına çıkacağı zaman onu davet eder ve kendisine sarımsaklı yemek yedirir ve: “Ağzının kokusu ile hükümdara fazla yaklaşma” diye tembih eder. Bu zat, yine âdeti üzere hükümdarın huzuruna girer ve kendisine tavsiyelerde bulunur. Hükümdar bu zata yanına yaklaşmasını söyler. Adam da ağzını burnunu tutarak hükümdara yaklaşır. Hükümdar, adamın kendisine doğru söylediğine inanır. Bunun üzerine yazdığı bir fermanı adama verir ve: “Bu mektubu falan komutana götür.” der. Hükümdarın kendi eliyle yazdığı fermanlar çoğunlukla yardım edilmesini emreden yazılar olduğu için adam mektubu alır. Dışarıya çıkınca kendisine yemek yediren adamla karşılaşır. Adam kendisine: “Elindeki mektup nedir?” diye sorar. Adam: “Hükümdar herhalde bana yardım yapılmasını emretmiştir, onu almaya gidiyorum.” der. Adam yalvarır ve: “Bu mektubu bana ver.” diye rica eder. O da: “Peki al.” der. Adam mektubu alır almaz doğru zarfın üzeri kendisine yazılan komutana gider ve mektubu takdim eder. Kumandan, kendisine öğüt veren zata kızmış ve cezalandırılmasını yazmış. Bunu duyan adam, komutana yalvarır ve: “Aman, bu mektubun sahibi ben değilim, istersen gidip asıl sahibini getireyim.” derse de komutan güvenmez, hükümdarın emrini yerine getirerek adamı cezalandırır. Ertesi gün yine aynı zat hükümdarın huzuruna çıkınca hükümdar şaşırır ve sorar: “Sana dün verdiğim mektup ne oldu?” der. Adamcağız durumu anlatır. Hükümdar sorar: “Benim nefesimin koktuğunu söylemişsin doğru mu? Adam: “Hayır, ben böyle bir şey söylemedim.” der. Hükümdar: “Öyleyse neden bana yaklaşınca ağzını burnunu kapattın?” deyince, Adam durumu anlatır ve: “O gün mektubu kendisine verdiğim zat beni yemeğe davet etti, bana sarımsaklı yemek yedirdi. Nefesimin kokusu sizi rahatsız etmesin diye yanınıza girdiğimde ağzımı kapatmamı söyledi. Ben de uygun gördüm ve sizi rahatsız etmemesi için böyle yaptım.” deyince, hükümdar durumu öğrendi ve: “Evet, kötülük yapan cezasını buldu ve senin yerine geçti.” der.

KAYNAK : MÜ’MİNLERE VAAZ VE İRŞAT     MEHMET ALTUNKAYA


Yorumlar - Yorum Yaz


2018 Ramazan
Namaz Kitapları
Aydın Gökçe Bey'e Teşekkür
Sitemize Vaaz Ansiklopedisi olarak eklediğim bölüm Aydın Gökçe'nin Almanya'da görevli iken çeşitli kaynaklardan yaptığı vaazları alfabetik sıraya almasıyla oluşmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum.
Bu vaazlar ayrıca Dosyalar bölümünde de yer almaktadır. Vehbi Akşit
Vaaz Ansiklopedisi
VAİZLER KÜTÜPHANESİ
Kur'ani Site
Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° 12° 7°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.41405.4357
Euro6.12676.1513
Saat