• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/vaazdokumanlari/
  • https://www.twitter.com/@vaazsitesi
Üyelik Girişi
Vaaz Kategorileri
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam220
Toplam Ziyaret2985903
İslam Ansiklopedisi
Hadislerle İslam
Site Haritası
Takvim
Vaaz Dokumanları

Ali İmran Suresi 26-27. Ayetler

                                                               

ALİ-İMRAN SURESİ  26-27. AYETLER

 

قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَن تَشَاء وَتَنزِعُ الْمُلْكَ مِمَّن تَشَاء وَتُعِزُّ مَن تَشَاء وَتُذِلُّ مَن تَشَاء بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ:تُولِجُ اللَّيْلَ

فِي الْنَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الَمَيَّتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَن تَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ:

        MEALİ:

 

     26-) “De ki: Ey mülkün sahibi Allah’ım! Dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden mülkü çekip alırsın; dilediğini aziz kılarsın; dilediğini alçaltır, zillete düşürürsün; hayır yalnız senin elindedir. Şüphesiz senin gücün her şeye yeter.”

     27-) “Geceyi gündüze, gündüzü geceye sokarsın (katarsın), diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü de diriden çıkarırsın. Dilediğini hesapsız rızıklandırırsın.”

 

İNİŞ SEBEBİ

 

     İbni Abbas (RA) ve Enes b.Malik (RA)’dan yapılan sahih rivayete göre,deniliyor ki: Rasülullah (SAV) Efendimiz, Mekke’yi fethettikten sonra ümmetine ileride Fars (İran ve dolayları), Rum (Bizans)’ın fethedileceğini va’detmişti. Bunu duyan Yahudilerle bazı münafıklar: “Hayal ürünü bu, çok uzak bir iş; Muhammed (SAV) nerede, Fars ve Rum nerede? Onlar Muhammed’den (SAV) çok güçlü ve çok daha engelleyici bir kuvvete sahiptirler. Mekke ve Medine Muhammed’e (SAV) yetmiyor da İran ve Bizans’ın mülküne göz dikiyor.” dediler. Bunun üzerine bu ayetler indi.

     Diğer bir rivayette Katade diyor ki: Rasülullah (SAV) Efendimiz Rabbinden Fars ve Rum ülkelerinin kendisine verilmesini diledi. Bunun üzerine bu ayet indi.

 

İNCİLDE BU HUSUS DAHA ÖNCE HABER VERİLMİŞTİR

 

     Ayette, mülk ve şeref Hz Muhammed (SAV)’e O’nun ümmetine va’dediliyor. İncil’de de bu husus İsa peygamber’in (AS) diliyle anlatılıyor. Artık son peygamber Hz Muhammed (SAV)’in gelmesiyle, Yahudilerle Hıristiyanların eski güç ve itibarlarını kaybedeceğine açık işaret vardır.

     Kitap Ehli asırlarca son peygamberi beklediler. İzzet ve şerefin en yüksek payesinin ona verileceğini kendi kitaplarından öğrenip kavuşma hasretiyle yanıp tutuştular. Fakat bekledikleri Peygamber umdukları gibi olmayınca, onun kendi milletlerinden gelmediğini görünce bu kez dinde aşırı tutucu olanları O’na karşı tavır aldılar.

     Kitab-ı Mukaddes’in İncil bölümünde şu cümleler yazılıdır: İsa peygamber (AS) diyor ki: “Bundan dolayı size derim, Allah’ın melekûtu (en büyük mülk ve en üstün şeref sayılan peygamberlik payesi ve onun ortaya koyacağı hükümranlık) sizden alınacak ve onun meyvelerini yetiştirecek bir millete verilecektir. Ve bu taşın üzerine düşen parçalanacak, o da kimin üzerine düşerse onu toz gibi dağıtacaktır.”

 

 

 

ALLAH’IN VA’DETTİĞİ MÜLK VE ŞEREFİN İLK MÜJDESİ HENDEK                                                              KAZILIRKEN VERİLMİŞTİ

 

     Müşriklerin savaş hazırlığı bütün hızıyla devam ediyordu. Rasülullah (SAV) Efendimiz onlara karşı savaş stratejisini belirlemek için Ashabını toplayıp istişarede bulundu. Peygamber (SAV) Efendimiz savaşın çıkmasını her zaman olduğu gibi asla arzu etmiyordu. Ne var ki Allah’ın ve dinin düşmanları rahat durmuyor ve mutlaka İslam’ın nurunu söndürmek istiyorlardı.

     Farklı görüşler ortaya çıktı. En son Selman-ı Farisi’nin (RA) Medine etrafında hendek kazma düşüncesi uygun görülerek hemen bu işe başlandı. Peygamber (SAV) Efendimiz de bir işçi gibi çalışıyordu. Hendek kazarken büyük bir kaya ile karşılaşan Selman ve arkadaşları ne kadar uğraştılarsa da kayayı kırmaya muvaffak olamadılar, aciz kalıp durumu Rasülullah (SAV) Efendimize arz ettiler. Bunun üzerine Rasülullah (SAV) Efendimiz eline kazma veya balyoz alarak hendeğe indi, nübüvvetin güçlü kollarıyla balyozu kaldırıp kayaya indirdiğinde şimşek çakar gibi bir ışık belirdi. Sonra ikinci kez vurduğunda yine aynı şekilde bir ışık belirdi, üçüncü kez vurduğunda yine aynı parlaklıkta bir ışık beliriverdi. Kaya paramparça oldu. Rasülullah (SAV) Efendimiz hendekten çıkınca Selman O’na: “Anam babam sana feda olsun Ya Rasülallah! Balyozdan çıkan o parlak ışık ne idi?” diye sorduğunda Efendimiz (SAV): “ Çıkan ışığı gördün mü?” buyurdu. O da: “Evet Ya Rasülallah!” diye cevap verdi. Bunun üzerine Efendimiz (SAV) şöyle buyurdu: “Birinci çıkan ışık ve parıltıyla Allah bana Yemen’i fethetti. İkinci ışık ve parıltıyla Allah bana Şam ve batı ülkesini fethetti. Üçüncü ışıkla doğu ülkelerini fethetti.”

     Konumuzu oluşturan ayet-i kerimeyle bir bakıma Rasülullah (SAV) Efendimizin bu mucizesinin mutlaka gerçekleşeceği haber veriliyor.

 

DİRİDEN ÖLÜYÜ, ÖLÜDEN DİRİYİ ÇIKARAN ALLAH

 

وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الَمَيَّتَ مِنَ الْحَيِّ:

 

     “Diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü diriden çıkarırsın.”

 

     Burada daha çok iki mana üzerinde durulmuştur:

     1-) Küfür ve inkâr içinde bir ömür tüketen adamdan mümin bir evladın meydana gelmesidir. Bu, “DİRİYİ ÖLÜDEN ÇIKARIRSIN” cümlesine misaldir. Çünkü inkârcı hem kalbini, hem ruhunu öldürüp silik hale getirmiş, yaratıldığı gayenin dışına kendini itmiştir. Bunun aksine, inanmış, Salih bir kişiden inkârcı bir evladın meydana gelmesi, “ÖLÜYÜ DE DİRİDEN ÇIKARIRSIN” cümlesine misaldir.

     2-) Tohumdan bitkiyi, bitkiden tohumu; yumurtadan tavuğu, tavuktan yumurtayı; insandan spermayı, spermadan insanı meydana getirmektir.

     Gerçi bitkisel hayat tohumun özünde mevcuttur. Yumurtada da hayat vardır. Sperma da canlıdır. Ne var ki tohum toprağa, yumurta kuluçka ameliyesine, sperma ana rahmindeki yumurtalığa intikal etmeden önce bir bakıma ölü sayılırlar. Yani birinci devre – ki intikal etmedikleri devredir- ölü devre ikinci devre – intikal edip döllenme meydana geldikten sonraki devredir – canlı devre sayılırlar.

     Bu nedenle Kur’an’da canlıların yaratılmasındaki inceliklere, geçirdiği istihale (metamorphisme) yani bir halden başka bir hale geçişlere dikkatler çekilerek İlahi Kudret’in yüceliği, üstünlüğü anlatılıyor.

 

DİLEDİĞİNE MÜLKÜ VERİRSİN

 

تُؤْتِي الْمُلْكَ مَن تَشَاء وَتَنزِعُ الْمُلْكَ مِمَّن تَشَاء:

 

     “Dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden de mülkü çekip alırsın.”

 

     Bu ayet daha çok milletlerin hayatıyla ilgilidir. En yüksek saltanata ve en noksansız tasarrufa sahip olan, her şeyi has tedbiri ile örneksiz ve modelsiz olarak yürüten, varlık âlemini en ince hesaplarla en ölçülü ve dengeli biçimde kuran Allah, bu ezeli ve ebedi sıfatlarıyla milletlerin hayatını, ömrünü, devresini yine âlemin dengesinden yana değişmeyen kanunlarıyla düzenlemektedir. Nasıl hayvanlar âlemi hem geçinmek, hem denge sağlamak için birbirine musallat edilmişse, milletler arasındaki durum da buna benzer; kimi yükselir, kimi düşer, kimi güçlenir, kimi zayıflar derken dünya çapında kuvvetler dengesi meydana gelir.

     SONUÇ OLARAK: Zayıflar elenir güçlüler zayıflayıncaya kadar yaşar. İşte Allah’ın mülkü dilediğine vermesi ve dilediğinden de çekip alması O’nun bu hususta koymuş olduğu denge kanunuyla gerçekleşir.

     Ayrıca MÜLK’ü, peygamberlik payesiyle yorumlayanlar olmuştur. Bu da ayetin ruhuna uygundur. Çünkü daha çok Yahudi ve Hıristiyanların son peygamber geldikten sonra haset ve ihtiras ateşine yakalanarak asırlarca kendi milletlerinde devam eden bu üstün paye ve şerefin başka bir millete geçmesine dayanamadıkları konu ediliyor. Kur’an’ın başka bir yerinde bu anlamda mülkün İbrahim hanedanına verildiğinden söz edilirken şöyle deniliyor:

 

فَقَدْ آتَيْنَاآلَ إِبْرَاهِيمَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَآتَيْنَاهُم مُّلْكاً عَظِيماً:

 

    “Gerçekten de biz İbrahim hanedanına kitap ve hikmet verdik, hem de büyük bir mülk sunduk.”(NİSA SURESİ – 54. AYET)

     Büyük müfessir Fahreddin Razi de MÜLK’ten maksadın, peygamberlik payesi olduğunu bilhassa belirtmiş ve sonra peygamberlikten daha büyük şeref ve üstün mülk yoktur görüşünü desteklemiştir. İkinci derecedeki mülk ise, yeryüzünde güçlü bir millet haline gelmek, hür ve bağımsız bir müddet yaşamaktır. Temelinden sarsılan İslam âleminin mülk ve saltanatını devam ettirmeye Büyük Selçukluların ve sonra da Osmanlıların manen görevlendirilmesi bu cümledendir.

     Yahudiler “Peygamberlik İsrail oğulları’na has bir şereftir. Atalarımız bu şerefi hep kendilerinde taşımışlardır. Bugün Kureyş Kabilesinden bir peygamberin çıkması ya da gönderilmesi olur şey değil.” diyerek hayretlerini açığa vuruyorlar ve son peygamberin itibarını sarsmak için akla gelmedik entrikalara başvuruyorlardı. Kur’an bu gayretlerin boşuna olduğunu belirterek, mülkün hakiki sahibinin ancak Allah olduğunu ve dilediğine mülkü vereceğini, dilediğinden mülkü çekip alacağını hatırlatarak müminlerin imanını, Yahudi ve müşriklerin ise inkârını arttırdı.

     Ve son olarak da bütün İslam âlemine işaret yoluyla şu uyarıda bulundu: “İman ve ekonomik yönden güçlü milletler yaşar, zayıflar elenir.”

 

 

 

 

 

YORUMLAR-RİVAYETLER

 

                           MÜLK:

 

     1-) Peygamberlik payesi

     2-) Üstünlük ve kudret

     3-) Mal ve servet

     4-) Dünya ve ahiret mutluluğu

     5-) İman ve İslam

     6-) Saltanat ve tasarruf

 

                            HAYIR:

 

     1-) Mutlak yardım

     2-) Huzurlu bir hayat

     3-) Ganimet

     4-) Bütün iyilikler

 

DİRİDEN ÖLÜYÜ ÇIKARIRSIN:

 

     1-) Mümini kâfirden, kâfiri de müminden çıkarıp (dünyaya) getirirsin. Nitekim Rasülullah (SAV) Efendimiz dayızadelerinden bir hanımı görünce: “Bu kim?” diye sormuştu. “Dayızadelerinizden falanın kızıdır.” diye cevap verilince Rasülullah (SAV) Efendimiz: “Sübhanallah! Sen ölüden diriyi çıkarırsın.” diyerek Allah’ın kudretini dile getirmişti. Çünkü bu çok saliha kadının babası azılı kâfirlerden biriydi.

     2-) Kâfir ölü sayılmıştır. Çünkü kalbi ölmüştür. Mümin diri sayılmıştır, çünkü kalbi ve ruhu uyanık ve diridir.

     3-) Yumurtadan tavuğu, tavuktan yumurtayı çıkarır. Çünkü yumurta kuluçka ameliyesine intikal etmeden önce ölü sayılır.

     4-) İnsandan meniyi, meniden insanı çıkarır.

     5-) Başaktan tohumu, tohumdan başağı çıkarır.

 

GECEYİ GÜNDÜZE, GÜNDÜZÜ GECEYE KATARSIN:

 

     1-) Dünyanın hem kendi ekseni, hem güneşin etrafında dönmesiyle mevsimlerin meydana gelmesi, gece ve gündüzün mevsimlere göre uzayıp kısalmasıdır.

     2-) Dünyanın belli bir hızla kendi ekseni etrafında dönmesi ve yuvarlak olmasıdır.

 

     SONUÇ OLARAK: Bu ayet-i kerimelerde müminlerin izzet ve şerefe erişeceklerine, kendilerine mülk ve saltanat verileceğine işaret edildikten sonra ilahi kudretin yüceliğine değinilerek canlıların ve bitkilerin yaratılışındaki inceliğe kapı açıldı. Ayrıca mülkün sahibinin Allah olduğuna ve dilediğine mülkü vereceğine, dilediğinden mülkü çekip alacağına, dilediğini aziz ve şerefli kılacağına, dilediğini aşağılık edeceğine dikkat çekiliyor.

 

 

KAYNAK:   İLMİN IŞIĞINDA ASRIN KUR’AN TEFSİRİ    CELAL YILDIRIM


Yorumlar - Yorum Yaz


Kurban Dokumanları
Namaz Kitapları
Aydın Gökçe Bey'e Teşekkür
Sitemize Vaaz Ansiklopedisi olarak eklediğim bölüm Aydın Gökçe'nin Almanya'da görevli iken çeşitli kaynaklardan yaptığı vaazları alfabetik sıraya almasıyla oluşmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum.
Bu vaazlar ayrıca Dosyalar bölümünde de yer almaktadır. Vehbi Akşit
Vaaz Ansiklopedisi
VAİZLER KÜTÜPHANESİ
Kur'ani Site
Hava Durumu
Anlık
Yarın
17° 27° 17°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.48383.4977
Euro4.17344.1901
Saat